i̇nsan zihni neden olumsuzluğu önceler?
İnsanın aklı, bir tül gibi sarar hayatı. Bazen görünmez bir karanlık süzülür o tülün içine. Bazen küçücük bir olumsuzluk, koca bir günü gölgeler. Elin doludur, sofranda ekmek, yanında sevdiklerin vardır; ama bir kırık kelime, bir suskun bakış ya da zihnine takılan silik bir görüntü bütün o iyiliği bastırır. Çünkü insan zihni, çoğu zaman iyiye değil, açığa, eksik olana, riskli durana kilitlenir.
Kimse bunu bilinçli yapmaz. Ama dikkat, doğal olarak yaraya yönelir. Çünkü zihin, acıyı görmeden huzura izin vermez. Kötüyü fark etmeyi bir tür uyanıklık zanneder. Belki biraz da alışkanlıktan…
Güzele alışır, kötüye hazırlanırız.
Gün içinde başımıza gelen onca şeye rağmen, zihnimiz neden hep tek bir olumsuz cümleye, bir olumsuz bakışa takılır?
Çünkü içimizde, içimizi gözetleyen bir dikkat bekçisi vardır. O bekçi, yanlış olanı düzeltmeye, açık olanı kapatmaya programlanmıştır. Ama çoğu zaman şunu unuturuz: Dikkatin yönü, hayatın yönünü belirler. Hangi boşluğa uzun süre bakarsan, orada büyürsün.
Bir gün, aynada kendini izlersin. Üzerindeki yük, sadece yaşanmışlık değildir; onun üzerine eklenen kendi yargıların, kendi sesin, kendi baskın yorumundur. Başkasının sesi sustuğu hâlde senin içinde hâlâ konuşuyorsa, o ses artık senin olmuştur.
Ama işte burada başlar dönüşüm.
Zihninin neye odaklandığını fark ettiğin an, o odak noktasını değiştirme gücün de doğar.
Olumsuzlukla savaşmak gerekmez. Onu bastırmak da çözüm değildir.
Sadece yanında başka bir şey söylemek gerekir.
Yeni bir cümle kurmak.
Yeni bir pencere açmak.
Bazen sadece kendine bir durma anı tanımak yeterlidir:
“Bu, kötü bir gün değil. Sadece içimde kötüye daha çok kulak verdiğim bir gün.”
İyilik sustuğunda değil, duyulmadığında kaybolur.
Bu yüzden, günün sonunda yapılacak şey, olumluya yapay bir şeker serpmek değildir.
Zihnin o karanlık noktasına başka bir ses, başka bir ışık bırakmaktır.
Bilinçli, küçük adımlarla…
Bir kelimeyle, bir nefesle, bir tebessümle.
Ve evet…
Yara, bakılmak istediğinde kanar; dinlenmek istediğinde konuşur.
Olumsuzluk hâlâ sesini yükseltecek.
Görevin, sesi kısmak değil; yanına başka sesler eklemek.
Terazinin kefesine, her gün bilinçli birkaç gram umut ve anlam bırak.
Zamanla ağırlık merkezin değişecek – dünya değil belki, ama bakışın başka bir yerden doğacak.
