old_content_media_9919296626ebfc1c76fae5785bd9e596

“İzin ver Selim biraz, Hegel, Fichte diyelim,
Felsefeyle ilişkin bir de ekmek yiyelim.”
Böyle buyurdu Kargı, thus spake King Solomon
Yerindedir bu yargı, evet haklı Platon,
Felsefeyi seviniz, fakat koparmayınız.
Demekle özetliyor: bu dünyada yalnızız.
Özür dilerim senden bu sütunda açıkça,
Çocukluk günlerine kapılmışım çocukça.

Kelimenin anlamı: sevmek demek Yunanca.
Filo. Sofya’yı sevmek oluyor Filosofya.
Hatırlarsın pasajda Lefter’in meyhanesi,
Servis yapar, şarkı söyler; biraz kısıktı sesi.

 “O Sofya mu, Sofya mu. Sensiz içmek olur mu?”
Kır saçlı laternacı biraz mahzun dururdu.
‘İn vino veritas.’ Ders sofistlerden Duzikos,
Tarih felsefesinde, ‘Armoniko Muzikos…’

Ambulansla annemi hastaneye götürüyorduk ambulans şoförünün yanındaki eleman benim felsefe hocası olduğuma öğrenince ” abi ben de çok felsefeyle ilgiliyim, bir sürü kitap okudum”falan dedi. “Neler okudun” diye sormadım ama dikkatimi çekti… Bir arada fotokopi çektirdiğim yerde fotokopilerin içeriğine bakan kırtasiyeci genç “abi ben de felsefeyle ilgileniyorum” dedi ve bir kitap çıkardı “resimlerle felsefe” diye . Kitabı şöyle göz ucuyla inceledim.. kelime oyunları ekseninde bir tür bulmaca çözme düzeyinde diyaloglar gördüm. Buna benzer birçok örnek var hayatımda….uzatmayayım..

Merak ettiğim konu; toplum ve gençler arasında felsefeye ilginin niteliği. Bir zamanlar akıl sağlığı ve dinsizlik ekseninde gelişen ön yargı yerini bu işi anlamaya mi evriliyordu..
Uzun yıllar maddeci pozitivistlerin tekelinde kalan felsefe alanı önce ilahiyat çevrelerinde sonra da sıradan insanların gündeminde yer almaya başladı .
Pozitivistler bir sürü mahalli filozof üretmeye kalktılar.. onlara popülerite sağladılar…hala da uğraşıyorlar..Filozof bulmaya çalışıyorlar. ne gariptir ki her zaman olduğu gibi bu koridordan müslüman Mahallesi’ndeki bazı insanlar da yürüyerek kendi filozoflarını üretmeye çalışıyorlar..
Ancak burada hiçbir zaman felsefeye ilişkin ön yargılar ortadan kalkmış değil.. üretme çabası zaten felsefi bir çaba değil. Ancak filozof diye öne sürdükleri adamlara baktığımızda fotoğraflarından, ortaya koydukları şeylere kadar hep o bildik felsefeci algısına hizmet eden bir tutum söz konusu.. materyalist çevrelerin öne sürdüğü filozof modeline baktığımızda çok sigara içmesi pasaklı gezmesi yıkanmaması yüzündeki kıl ve tüyün bol olması.vs..
Komik, elden düşme, sahte, ucuz ve pespaye; aklına gelen her şeyi söyleme aymazlığında olan bir hastalıklı insan modelini filozof diye önümüze koymaya çalışıyorlar.Fikozof üretilemeyeceğini, Türkiye’de bir felsefe geleneğinin olmadığını bilmiyorlar .Bu felsefe geleneğinin nasıl ortaya konulacağına dair herhangi bir perspektifleri de söz konusu değil.
Kelime oyunları, bazı aykırı tespitler ekseninde ortaya konan hiçbir şeyin sadra şifa olmayacağı ortada…
Felsefe yapmanın “atış serbest” olarak anlaşılması da ayrıca sıkıntı…
Ne yapmalı..
Benim anladığım… filozof hayata ilişkin problemleri çözen. düşüncesi ile insanların bakış açısına yön veren, var olan problemleri aşma noktasında çözümler öneren insandır…
Bu bağlamda filozofun düşünce tarihine ait gelenekten haberdar olması ve bundan da beslenmesi gerekir..
Felsefe kılla tüyle, başı önünde fotoğraf çektirmekle, genelin ak dediğine kara demekle alakalı bir şey değildir…
Türkiye’de filozof yaratma çabaları boşunadır. . Çünkü felsefe piyasası bir felsefe geleneğine sahip değildir.
Türkiye’de maalesef piyasalar aslî olanın üstünü örtme işlevi görmektedir. Bu ülkede dini, felsefi bilimsel çevreden ziyade dini felsefi ve bilimsel piyasa vardır. Felsefeci olmanın yolu batının çöpe attığı her şeyi alıp yarım yamalak çevirilerle anlamaya çalışmaktır. Nietzsche Kant Hegel gibi bir kaç ismi sıraladığınız zaman filozof olarak anılmanız mümkündür. Ancak bu ülkede bir çok akademisyen bunları niye okuduğunu bilmemektedir.
Bu yüzden boşverin.. bu ülkede filozof yaratamazsınız. Bu ülkenin filozofları, bilgeleri, düşünürleri ve bir felsefi geleneği vardır. Bunu keşfetmeye çalışın. Bence filozof yaratmak uğrunda harcadığınız çabayı kendi felsefi geleneğinizi keşfedip yeniden inşa etmekte harcayın.
Kıl Tüy Ve Felsefe
Nietzsche’nin bolca kıllı yüzünün olduğu fotoğrafına baktığımda ne yalan söyleyeyim felsefeden ürkmüştüm. Felsefeye bulaşmaktan akıl sağlığım adına endişe duymuştum. Nietzchenin çok daha başka fotoları da vardı. Ama nedense hep tercih edilen yüzünü kocaman bıyığının kapladığı fotoğraftı.. Bu imaj düşünce adamlarının özellikle felsefeci bilinen insanların dağınık ve derbeder olduğu yolundaki yargının uzantısı idi. İmajlarla oluşturan bir gerçeklik algısı kestirmeden düşünce adamı olmanın yolunu da göstermiş oluyordu. İmajinal olanın kolaylığı ile hakikati elde etme çabasının zorluğu kimi kere insanları imajinal olandan yana tercih kullanmaya itiyordu. 
Kimi uyanıklar için hiçbir düşünsel çaba göstermeden düşünce adamı bilinmenin yolu bu imajinal gerçeklik algısından istifade etmekti. Her erkekte bulunan kıl ve tüy bu işte önemli bir enstürmandı..
Bir ara, adı büyük bir üniversitede felsefe bölümü öğrencilerinin sabah okula giderken gözlerine sabun falan sürerek kızarmış gözlerle sabaha kadar düşünce çilesi çekip tartıştıkları izlenimini verme çabalarını duyunca çok şaşırmıştım..Var mıydı gerçekten böyle bir şey..?
Benim bildiğim geçmişte yaşamış düşünce adamlarının fikirleriyle öne çıktıklarıdır. Bu yüzden ciddi anlamda düşünsel çaba içinde olanlar, filozofları pespaye duruşlarıyla değil, fikirleriyle hatırlamaktadırlar. Bize pespaye görünen duruşları olsa bile onun altında derin bir felsefi anlayış bulunmaktadır. Dünyaya değer vermeme tavrı bir felsefi duruşun uzantısıdır.
İmajların dünyasından hakikatin dünyasına geçmek bilgeliği sevmenin ön koşuludur. Bu yüzden biz felsefi düşüncelere ve akıl yürütme yöntemlerine değer verip dikkat etmeliyiz. Şunu da unutmamalıyız ki büyük filozoflar gerçek hayatta çok tertipli ve düzenli yaşayan insanlardı. Bir çok örnek verilebilir bu konuda…
Hakikat kaygısı taşıyan herkesin yapması gereken kısa ve kestirme yolu değil, (kafadaki felsefe algısını besleyecek şekilde bir imaj yaratmak gibi) uzun ve meşakkatli olan yolu tercih etmesidir. Değilse bir düşünce adamı olmaktan çok bir showmen olabilir ancak. Bu imaj yaratma bir yerde sona erebilir. İnsanlar imaj ile bir yere kadar idare edilebilir, ama “kral çıplak diyecek hakikat yolcuları her zaman karşılarına çıkabilir.
İnsanın kendini aldatması ne acıdır oysa. İnsanın kendini kandırması ne acıdır.

Bir yanıt yazın