KIBLE
”Her değişim dönüşüm değildir.”
Bir yönün içine doğmakla başlıyor insan. Gözünü açtığında doğuyu ya da batıyı seçmemiştir henüz. Ona gösterilen yere bakar, ona söylenen kelimeye inanır. Fakat gün gelir ki her inanış, her bakış bir sorguyla yer değiştirir. Tam da orada başlar kıblenin anlamı. Zira kıble, coğrafi bir yön olmaktan evvel, ruhun yönelme iradesidir.
Bakara Suresi 177. Ayet, bizlere bir pusula sunmaz. Çünkü bu ayetin muradı harita bilgisi değildir. O daha çok bir iç pusulanın ayarıdır. Yüzlerinizi doğuya ya da batıya çevirmeniz değildir erdem… Ne kadar da keskin, ne kadar da içimize işleyen bir ifade! Çünkü insan, çoğu zaman yön değiştirmeyi erdem zanneder. Bir bakış, bir istikamet değişikliği, bir hareket… Oysa Kur’an, bize bakışı değil bakışın kaynağını sorar. Nereye bakıyorsun değil, neden oraya bakıyorsun?
Erdem, yüze çarpan güneşe dönmek değil, yüreğini hakikatin ışığına açmaktır. Yüzün kıbleye dönmesi, gönlün de aynı istikamette olup olmadığını garanti etmez. Kıble, aslında bir yüz değil, bir öz meselesidir. Kalbin hangi merkeze tutunduğu, neye meylettiğiyle ilgilidir. Sen yönünü Allah’a çevirdiğinde, Allah’ın seni çevirmeni istediği yöne kalbini de taşıyabiliyor musun?
Peki insan neden yön değiştirmeyi bir erdem zanneder?
Çünkü değişmeyi kolaylıkla dönüşmek sanır.
Yön değiştirmek, en görünür olanıdır. Birinin doğuya döndüğünü, batıdan yüz çevirdiğini herkes fark eder. Bunu başkalarının gözü görür, alkışı da yergisi de hızla gelir. Ama kimse onun içe dönüp dönmediğini bilemez. Yani yön değiştirmek, kolayca “anlatılabilir” bir harekettir; oysa dönüşmek, sessiz ve yalnızdır. Onun şahidi sadece Allah’tır.
İnsan, yön değiştirince bir şey yapmış hisseder. Eskiyi reddetmiş, yeniye adım atmıştır ya — oysa çoğu zaman eskiyi terk etmekle yeniye adanmak arasında derin bir uçurum vardır. Bir yönü bırakmak, niyeti dönüştürmek anlamına gelmez.
Fakat insan, eylemi görünür kılarak içindeki boşluğu örter. Yön değiştirmeyi bir erdem zannetmesi, işte o örtüşten doğar.
Çünkü insan, derinlikten korkar.
Bir yön değiştirince, kendini “başlamış” sayar.“Artık böyleyim” der, çünkü artık başka bir yöne bakıyordur.Ama hâlâ aynı bakışla…
Ayrıca yön değiştirmek, insana kontrol hissi verir.“Ben artık şuraya yöneldim” demek, bir tür irade beyanıdır.İrade beyânı da insana güçlü hissettirir.
Oysa gerçek dönüşüm, çoğu zaman seni aciz bırakır. Seni beklemeye, sabretmeye, kendinle savaşmaya zorlar.
O yüzden insan, yön değiştirip dönüşmüş sayılmak ister.
Kimi zaman da geçmişin ağırlığını hafifletmek için yön değiştiririz.
Sanki bir günahı batıda bırakıp doğuya dönünce temizlenecekmişiz gibi…
Ama yük omuzda taşınır, gölgeler yön değiştirmez.
Ve belki de en yalın hâliyle şu cümlede saklıdır gerçek: İnsan, yön değiştirmeyi bir erdem zanneder, çünkü yüzünü çevirdiğiyle kalbini çevirmeyi karıştırır.
Ama kıble, sadece yüzün değil, kalbin yönüdür. kalbin yönünü değiştirmek için önce onun ağırlığını anlamak gerekir.
Gerçek erdemin, mal sevgisiyle sınandığını söylüyor ayet. Çünkü mal, insanın egosuna değen en ince damardır. Sevdiğin şeyi, üstelik gönüllü olarak paylaşabiliyor musun? Kendi menfaatinden feragat edip yetimi, yoksulu, yolda kalmışı, elinden özgürlüğü alınmışı düşünebiliyor musun?
Bu paylaşma eylemi, sadece bir sadaka değil; bir özveri sınavıdır. Zira “vermek”, sahipliğini inkâr etmeyi gerektirir. “Bu benim değil” diyebilmeyi… Malı verirken aslında sahiplikten istifa ediyorsun. Sahip olma arzusundan, malda kök salmış benlikten vazgeçiyorsun. İşte o zaman kıbleye dönmüş oluyorsun gerçekten.
Ama asıl büyük erdem, sadece vermekle de sınırlı değil. Kibirlenmemekle tamamlanıyor. Doğudan doğan güneş gibi hayatına girenler seni gurura taşımasın diyor ayet. Batıdan batan güneş gibi senden eksilenler de seni umutsuzluğa itmesin. Varlıkla büyüyüp yoklukla küçülmeyesin.
Çünkü erdem, iniş ve çıkışlarda sabit durabilmektir. Değişen şartlarda yönünü şaşırmamak, kalbini aynı kıbleye sabitlemektir. Her şey eksilirken dahi namaz gibi dosdoğru durmak; her şey artarken dahi zekat gibi kendini arıtmak…
Kıble, yön değil önceliktir. Neyi öncelediğin, neyin ardına düştüğündür. Allah’ın senden istediği yönelişi kendi arzu ve hesaplarınla gölgelemeden yaşayabiliyor musun? Kendi hesabını değil, Rabbin muradını öncelikleye biliyor musun?
Kıbleye dönmek, aslında yüzünü bir yön değil, bir yücelik için çevirmektir. Ve belki de en çok şu soruda düğümlenir: Yöneldiğin yer, seni benden arındırıyor mu? Seni daha müşfik, daha adil, daha ince kalpli biri yapıyor mu?
Eğer yapıyorsa, işte orası senin kıblendir.
