Tanrı Kötülük Yaratır mı? Fahreddin er-Râzî’nin Felak Suresi Tefsirinin Bir İncelemesi

0
Ekran+Resmi+2024-03-19+05.53.06

ÖZ

Bu araştırma, Fahreddin er-Râzî’nin hacimli tefsiri Mefâtîhu’l-Ğayb’da yer alan Felak Suresi tefsirini incelemektedir. Er-Râzî, Felak Suresi tefsirinde, naklî ilimlere ek olarak felsefî tasavvuf (ʿirfân), felsefe ve genel olarak bilimin verilerinden yararlanır. Bu bölümde er-Râzî’nin tefsirinin odak noktası, kötülük problemidir. Er-Râzî’ye göre kötülük yalnızca ay altı dünyada, yani oluş ve bozuluş dünyasında bulunur. Bunun sebebi, ay altı dünyanın, yalnızca ruhların (ervâh) bulunduğu ruhlar âleminin aksine, cisimsel cevherler içermesidir. Bununla birlikte, tefsiri Felak Suresi’nin belirli ayetlerine yöneldiğinde, Muʿtezile ve diğer kelamî rakiplerine karşı daha polemik bir nitelik kazanmaya başlar. Er-Râzî’nin teodisesi, kısmen Eşʿarî seleflerine sadık kalır ve bu meselede Muʿtezile’nin görüşünü çürütmeye çalışsa da, tefsirinde alternatif bir doktrin ortaya koymaz. Bunun yerine, rakiplerini çürüttükten sonra verdiği cevap, ilahî kudreti yüceltmeyi amaçlayan, hem naklî hem de aklî delillerin bir bileşiminden oluşur.

ANAHTAR KELİMELER
Fahreddin er-Râzî; tefsir; Mefâtîhu’l-Ğayb; Felak Suresi; teodise; Muʿtezile; Eşʿarî; şer

1. Giriş

Son onyıllar, Râzî çalışmaları alanında çeşitli çevrelerden bir artışa tanık olmuştur (Arnaldez 2002; Shihadeh 2006; Lagarde 2009; Jaffer 2015). Bu çalışmalar, Fahreddin er-Râzî’nin (ö. 1210)¹ düşüncesinin çeşitli yönlerini incelemiş olsa da, çok azı — hatta varsa bile — onun büyük tefsiri (et-Tefsîrü’l-kebîr, Mefâtîhu’l-Ğayb) bağlamında kötülük problemine nasıl yaklaştığını ele almıştır. Örneğin Ayman Shihadeh (2006, 102–103, 160–169), teodiseyi — ya da daha doğrusu Râzî’nin yeni-Platoncu teodiseye yönelik itirazlarını — onun Dünya Zevklerini Yermek (Dhamm ladhdhāt al-dunyā) risalesinde bulunan felsefî kötümserlik bağlamında tartışır. Bu çalışmadaki teodise üzerine ayrılan oldukça sınırlı tartışma, esas olarak Râzî’nin el-Mulahhas fî’l-hikme ve’l-mantık ile Şerhu ʿUyûnü’l-hikme’sine ve onun İbn Sînâ’nın İşârât’ına yaptığı şerhe dayanır; bununla birlikte el-Metâlibü’l-ʿâliyeye de bazı atıflar içerir. Shihadeh’in analizi şu sonuca varır: Râzî, Muʿtezilî ahlâkî realizmi reddettiği ve bunun yerine Eşʿarî ilahî iradeciliğini benimsediği için, onun teodisesi, Tanrı’nın eylemlerinin ahlâken gerekçelendirilmesini gerektirmez. Ancak Shihadeh’in isabetli analizi, Râzî’nin tefsirinde dikkatini çeken Muʿtezilî teodiseye ayrıntılı biçimde girmediği gibi, onun düalistler gibi diğer kelamî fırkalara yönelttiği reddiyeyi veya Râzî’nin tefsirde ele aldığı diğer pek çok ilgili meseleyi de sunmaz.

Bu çalışma, bu nedenle, Râzî’nin tefsiri bağlamında kötülük problemine ilişkin tavrını ortaya koymaktadır; burada o, yalnızca Muʿtezile ile değil, aynı zamanda düalistler ve diğer müfessirler gibi çeşitli gruplarla da tartışmaya girer — bu da onun teodisesinin daha önce incelenmemiş yönlerine yeni bir ışık tutar. Başka bir deyişle, bu çalışma, genel olarak Râzî’nin Felak Suresi tefsirini ve özellikle de kötülük problemi bağlamında diğer müfessirlere ve kelamî rakiplerine nasıl cevap verdiğini incelemektedir. Odak ve derinlik amacıyla, esas olarak Mefâtîhu’l-Ğayb’daki Felak Suresi tefsirini, özellikle de onun ikinci ayetini araştıracağım. Ancak bağlama göre gerekli olduğunda, diğer ilgili eserlere de atıfta bulunacağım.

Felak Suresi, Râzî’nin tefsirinde, onun çeşitli ilimleri (hem felsefî hem de dinî) tefsir çerçevesine harmanlayan bütünleştirici yaklaşımını sergilediği bölüm olarak öne çıkar. Ayrıca, Kur’an 113:2-3’ün ( min şarri mâ khalaqa ) zahirî anlamı, Tanrı’nın iyiliğini ve adaletini zedeleyecek gibi görünen bir problemi derhal ortaya koyar. Yüzeyde, ayet, kötülüğün yaratılmasının baştan Tanrı’nın işi olduğunu ima eder. Dolayısıyla, bazılarına göre, Tanrı’nın, eğer bu kötülüklerin yaratıcısı kendisi ise, insanlara Felak ve Nâs surelerini okuyarak bu kötülüklerden O’na sığınmalarını emretmesi kendi içinde çelişkili olur. Dahası, Tanrı’nın her şeyi ezelden takdir ettiği göz önüne alındığında, O’na kötülükten sığınmak pek anlamlı olmayacaktır; çünkü takdir edilmiş olan zaten gerçekleşmek zorundadır. Bu ve Felak Suresi tefsirindeki diğer ilgili problemler, bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır.

Teodise, yani kötülük problemi, hemen hemen bütün büyük teist dinler için sürekli bir mesele olagelmiştir.² Çeşitli dinî geleneklerin kelamcıları, “Tanrı’nın yollarını insanlara doğrulamak”³ için adil olduğu varsayılan bir dünyada kötülük sorunuyla yüzleşme ihtiyacı duymuştur. Basitleştirilmiş bir biçimde ifade edilirse, teodise problemi şu şekilde dile getirilebilir:

Kelamcılar genel olarak Tanrı’nın İyi, Adil ve Her Şeye Kâdir olduğunu kabul ederler. Ancak aynı zamanda dünyada “kötülük” bulunduğunda hemfikirdirler. Bu durum, Tanrı’nın temel sıfatları bakımından şu ikilemleri ortaya çıkarır:

  1. Tanrı, İyi olduğu için kötülüğü ortadan kaldırmak ister. O hâlde kötülük nereden geliyor?

  2. Tanrı, kötülüğü ortadan kaldırmak ister ama bunu yapamaz. Tanrı güçsüz müdür?

  3. Tanrı, Her Şeye Kâdir olduğu için kötülüğü ortadan kaldırabilir ama bunu istemez. O hâlde O iyi bir Tanrı mıdır?

Bu çetrefilli sorularla başa çıkmak için, Müslüman kelamcılar çeşitli cevaplar formüle etmiş ve çoğu zaman Tanrı’nın bazı “sıfat”larını diğerleri pahasına aşırı vurgulamışlardır. Râzî, felsefî-kelamî eserlerinde, kötülüğü yalnızca “yoksunluk” olarak tanımlayan Yeni-Platoncu, İbn Sînâcı teodiseyi reddeder (Shihadeh 2006, 161).⁷ O, ayrıca, “mevcut olanın iyi ve mevcut olmayanın kötü olduğu” şeklindeki yeni-Platoncu fikri, bunun gerekli bir burhanı olmadığı gerekçesiyle reddeder.⁸ Râzî, “iyi” ve “kötü”yü, haz ve acı ile ilişkili öznel durumlar olarak tanımlar. Dolayısıyla, felsefî bir tanım yerine, kötülüğün acı ya da ıstırap ve bunlara götüren şey olarak anlaşıldığı yaygın halk anlayışını (el-ʿurf el-ʿâm el-meşhûr) tercih eder (bkz. Shihadeh 2006, 163). O, İbn Sînâ’ya karşı çıkarak, dünyanın bütünü itibarıyla iyiden çok kötü barındırdığını da ileri sürer. Bununla birlikte, İbn Sînâ gibi, kötülüğün yalnızca ay altı dünyaya özgü olduğunu; zira emir veya ruh âleminin (ʿâlem el-emr) saf iyilikle nitelenmiş olduğunu kabul eder (Râzî 1980, cilt 32, 186). Her ne kadar Râzî’nin teodisesinde Tanrı kötülüğün yaratıcısı olarak görünse de, Tanrı’nın “neden” onu yarattığı konusunda net değildir.⁹

Mefâtîhu’l-Ğayb’da Râzî’nin başlıca hedefi, Muʿtezilî rakiplerinin teodise anlayışına karşı çıkmak ve düalistler (senneviyye), zındıklar (melâhide) ve Mecûsîler (mecûs) gibi grupların şüphelerini çürütmektir. Muʿavvizeteyn’in (Felak ve Nâs sûreleri) belirli bir adam olan Lebîd b. Aʿṣam’ın Hz. Muhammed’e büyü yapmasını ortadan kaldırmak için nazil olduğu söylenir.¹⁰ Râzî, tefsirinde nüzûl sebebiyle ilgili bütün geleneksel rivayetleri ayrıntılı biçimde tartışır. Böylece, Felak Suresi tefsiri, hem akıl (ʿaql) hem de nakil (naql) unsurlarının birleşimini sergiler.¹¹

Yöntemsel açıdan, Râzî, açıkça te’vil (veya kısaca “yorumlama”) taraftarıdır.¹² Gerçekten de, Felak Suresi’nin tefsirinin büyük kısmı te’vil ilkesine dayanır. Bu çalışmanın düzeni şu şekildedir: 2. bölüm, Felak Suresi tefsirinin yapısını ortaya koyar; 3. bölüm, Râzî’nin Kur’an 113 tefsirini diğer büyük müfessirlerin tefsirleriyle kısaca karşılaştırarak yaklaşım ve yorum çeşitliliğini gösterir; 4. bölüm, şu soruyu akılda tutarak onun teodise yaklaşımını inceler: “Râzî, dünyadaki ıstırap problemi karşısında ilahî adaleti nasıl açıklar?”; ve son olarak 5. bölüm sonuç kısmıdır.

2. Felak Suresi tefsirinin yapısı

Râzî, Felak Suresi tefsirini iki ana kısma ayırır:

  1. Sûrenin faziletleri ve nüzûl sebebi hakkındaki rivayetler.

  2. Ayetlerin yorumu.

Birinci kısımda Râzî, bu sûrenin (Nâs Suresi ile birlikte) çeşitli faziletlerine dair çok sayıda hadisi aktarır. Daha sonra, sûrenin nüzûl sebebiyle ilgili olarak, Hz. Peygamber’e Yahudilerden Lebîd b. Aʿṣam’ın yaptığı büyüye dair bilinen rivayeti zikreder ve tartışır. O, rivayetin farklı varyantlarını ve senetlerini karşılaştırır, metinlerdeki lafız farklılıklarını belirtir ve hadisin sıhhati konusunda önceki muhaddislerin görüşlerini aktarır.

İkinci kısım, yani ayetlerin yorumu, Râzî’nin asıl analizini içerir. Burada Râzî, önce sûreyi bütün olarak ele alır, ardından tek tek ayetleri inceler. Onun yöntemi, genellikle şu sırayı izler:

  • Önce ayetin zahirî anlamını (lafzî çeviri ve dil çözümlemesiyle birlikte) verir.

  • Daha sonra, ayetin anlamına dair farklı görüşleri (hem önceki müfessirlerden hem de kelamcı ve filozoflardan) aktarır.

  • Son olarak, kendi tercihini veya eleştirisini ortaya koyar.

Felak Suresi özelinde, ikinci ayette geçen “min şerri mâ khalaqa” (yarattığı şeylerin şerrinden) ifadesi, Râzî’nin dikkatini özellikle çeker. Bu ifade, tefsirde hem kelamî hem de felsefî tartışmaların en yoğunlaştığı yerdir; çünkü burada doğrudan Tanrı’nın kötülük yaratıp yaratmadığı sorusu gündeme gelir.

Râzî, bu ayetin tefsirini yaparken önce “şer” kelimesinin dildeki anlamlarını inceler; ardından Kur’an’daki diğer kullanımlarına bakar. Buradan hareketle, kötülüğün mahiyeti, kaynağı ve varlık düzenindeki yeri üzerine tartışmalar açar. Bu tartışmalarda hem Eşʿarî hem de Muʿtezilî görüşleri aktarır ve eleştirir; ayrıca düalistler, zındıklar ve Mecûsîlerin fikirlerine de değinir.

Böylece Râzî’nin Felak Suresi tefsiri, sadece bir Kur’an ayetinin açıklaması olmanın ötesine geçerek, kelam ve felsefenin temel problemlerinden birine — kötülük problemine — derinlemesine bir giriş niteliği kazanır.

3. Râzî’nin teodise yaklaşımı

Râzî, “yarattığı şeylerin şerrinden” (Kur’an 113:2) ifadesini açıklarken, önce “şer” kavramını tanımlar. Ona göre “şer”, genel kabul gören anlayışa (el-ʿurf el-ʿâm el-meşhûr) göre, acı ve ıstıraba veya bunlara götüren sebeplere işaret eder. Bu nedenle, “şer” mutlak bir metafizik kavram değil, hissî ve insana dönük bir kavramdır.

Bu noktada Râzî, kötülüğün kaynağı meselesini tartışmaya açar. O, üç temel yaklaşımı aktarır:

  1. Muʿtezilî görüş: Tanrı mutlak olarak iyi olduğu için, doğrudan kötülük yaratmaz. Kötülük, insan iradesi ve kötü fiillerin doğal sonuçlarıyla ortaya çıkar. Bu nedenle, “yarattığı şeylerin şerrinden” ifadesi, Tanrı’nın bizzat kötülük yarattığını değil, var olan şeylerde bulunabilecek zararlı yönleri kapsar.

  2. Düalistler (senneviyye): İyilik ve kötülüğün iki ayrı ilkeden (Tanrı ve kötülük ilkesinden) kaynaklandığını savunurlar. Buna göre kötülük, iyilikten tamamen bağımsız bir varlık alanına sahiptir.

  3. Eşʿarî görüş: Tanrı her şeyin yaratıcısıdır; bu, kötülüğü de kapsar. Ancak kötülük, ilahî hikmetin bir parçası olarak yaratılmıştır ve nihai anlamda mutlak bir kötülük değildir.

Râzî, Muʿtezile’yi, Tanrı’nın yaratma kudretini sınırlandırdıkları gerekçesiyle eleştirir. Ona göre, Tanrı’nın yaratmasında mutlak bir irade söz konusudur; O’nun fiillerini ahlâkî insan ölçütleriyle yargılamak mümkün değildir. Râzî, düalistlerin görüşünü ise, varlıkta iki ayrı mutlak ilke kabul ettiği için reddeder. Eşʿarî görüşe daha yakın olmakla birlikte, Tanrı’nın kötülüğü neden yarattığı konusunda açık bir açıklama sunmaz. Bunun yerine, kötülüğün yaratılmasını, daha büyük iyiliklere veya ilahî hikmetin bilinmez sebeplerine bağlar.

Râzî, tefsirde, kötülüğün yalnızca ay altı dünyada bulunduğunu tekrar eder. Çünkü bu dünya, hem madde hem de suretten oluşur; madde, değişim ve bozulma potansiyelini içerir. Buna karşılık, ruhlar âlemi saf iyilikle nitelenir. Dolayısıyla, kötülük, maddî dünyanın tabii bir sonucudur.

Ayrıca Râzî, Felak Suresi’ndeki sığınma ifadelerinin (istiʿâze) amacını, insanın kendi acziyetini kabul etmesi ve Tanrı’ya yönelmesi olarak yorumlar. Bu bakımdan, Tanrı kötülüğü yaratsa bile, kulun O’na sığınması anlamlıdır; çünkü sığınma, kaderi değiştirmekten ziyade, kulun ruhsal durumunu ve imanını güçlendirir.

4. Sonuç

Felak Suresi’nin tefsirinde, Râzî kötülük problemi üzerine kapsamlı bir kelamî ve felsefî tartışma sunar. O, bu sûredeki “yarattığı şeylerin şerrinden” ifadesini, yalnızca rivayetlerle değil, aynı zamanda derinlemesine aklî analizlerle ele alır. Bu yaklaşım, onun tefsirini, rivayet merkezli klasik yorumculardan ayırır.

Râzî’nin teodisesi, temelde Eşʿarî çizgiye bağlı kalsa da, Muʿtezile, düalistler ve diğer düşünce ekollerine yönelik eleştirilerle şekillenir. O, Tanrı’nın yaratma kudretini sınırlamayı reddeder; kötülüğün yaratılmasını ise ilahî hikmetin bir parçası olarak görür. Ancak, kötülüğün nihai anlamda neden yaratıldığı konusunda açık bir teori ortaya koymaz.

Râzî’nin yaklaşımında öne çıkan bir diğer unsur, kötülüğün ontolojik statüsüne ilişkin değerlendirmesidir. Ona göre kötülük, mutlak bir varlık değil, maddî dünyanın tabii bir sonucudur ve sadece ay altı dünyada bulunur. Bu bakımdan, kötülük, varlığın mutlak düzenini bozan bağımsız bir ilke değil, daha büyük bir iyilik düzeninin içinde yer alan geçici bir olgudur.

Sonuç olarak, Râzî’nin Felak Suresi tefsiri, hem klasik İslâm tefsir geleneğine hem de kelam-felsefe ilişkisine dair önemli bir örnek teşkil eder. Bu tefsir, onun farklı ilim dallarını harmanlayan metodunu, kelamî polemiklerini ve felsefî tartışmalarını bir araya getirir. Bu nedenle, hem tefsir hem de İslâm düşüncesi tarihi açısından dikkate değer bir kaynak niteliğindedir.

Dipnotlar

  1. Fahreddin er-Râzî’nin tam adı Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer b. el-Hüseyn el-Teymî el-Bekrî et-Taberistânî’dir; 1149’da Rey’de doğmuş, 1210’da Herat’ta vefat etmiştir.

  2. Bu durum, özellikle Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi teist dinlerde açıkça görülür.

  3. “Tanrı’nın yollarını insanlara doğrulamak” ifadesi, John Milton’un Areopagitica’sında ve Batı teodise geleneğinde yaygın bir mottodur; Leibniz’in Théodicée adlı eserinin alt başlığında da benzer bir ifade yer alır.

  4. Burada kastedilen, teodisenin “Tanrı’nın adaletini” savunma işlevine dair klasik tanımdır.

  5. Ay altı dünya (sub-lunar world), Aristotelesçi kozmolojide Ay’ın altındaki, oluş ve bozuluşun gerçekleştiği maddî âlem anlamına gelir.

  6. ʿÂlem el-emr (emir âlemi), Kur’an’da geçen bir kavram olup, İslâm felsefesi ve tasavvufunda maddî olmayan, ruhani varlıkların bulunduğu âlemi ifade eder.

  7. Râzî’nin, kötülüğün yalnızca “yoksunluk” (Lat. privatio) olduğu şeklindeki Yeni-Platoncu anlayışı reddetmesi, onun felsefî kötümserliğini yansıtır.

  8. Bu ifade, “var olan şey iyi, yok olan şey kötüdür” şeklindeki yeni-Platoncu önermeye yöneltilmiş eleştiridir.

  9. Râzî, kötülüğün yaratılma nedeni konusunda net bir doktrin geliştirmez; bunun yerine ilahî hikmete atıfta bulunur.

  10. Lebîd b. Aʿṣam, İslâm tarihî rivayetlerinde Hz. Peygamber’e büyü yaptığı söylenen Yahudi şahıs olarak geçer.

  11. ʿAql (akıl) ve naql (nakil) kavramları, İslâm düşüncesinde bilgi kaynaklarını ifade eder; biri aklî tefekkürü, diğeri ise vahiy ve rivayetleri temsil eder.

  12. Te’vil, lafzî anlamdan ziyade mecazî veya derin yorumu esas alan tefsir yöntemidir.

Muhammad U. Faruque
Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü, California Üniversitesi, Berkeley, Berkeley, CA, ABD

Bir yanıt yazın