insan

Belki de her şey, ilk bakışla başladı. Henüz doğmamış bir zamanın, var olmamış bir kelimesiyken ben, O baktı.
Ve o bakışta görünür kılındım. İşte kulluk, o ilk bakışın yankısını duymaktır; O’ndan hiç kopmamış bir şuurun hatırasına geri dönmektir.

İnsan olmak, eksik olmaktır.
Eksik olduğumuzu, hatta nereye eksik olduğumuzu çoğu zaman bilemeden yaşarız. Bu nedenle kulluk, bir hatırlayıştır aynı zamanda: Eksikliğini, sadece bir Varlığın tamamlayabileceğini fark etmenin sükûnetidir.
Bir çeşit “Ben buradayım, ama yalnız değilim” demektir. Yalnız olmadığını bilmek… Dünyanın bütün yüklerinden daha ağır ama bir o kadar hafif bir bilinçtir.
Kulluk, yalnızca yöneliş değildir; Yöneldiğinde yönelinenin sana zaten baktığını bilme halidir.
Kalbinin iç sesiyle fısıldadığın bir duanın, çoktan duyulmuş olduğuna inanmak… Bazen sadece susarak konuşursun. Çünkü Rabbin kelimelerine değil, içindeki kırılma seslerine kulak verir.
Kulluk, bu sesi O’na açmaktır:
Söyleyemediklerini bile bilen bir Kudret’in huzurunda sessizliğini seyre çıkmaktır.

Ve bazen kulluk, görülmenin ötesinde bir şeyi anımsatır insana: Bir bakışın sürekli üzerinde oluşunu…
Hiçbir anın boşlukta savrulmadığını, hiçbir sözün karşılıksız kalmadığını… Sen belki kendi gözlerinle göremezsin ama, her secde, bir görmenin içinde erir.
Her niyet, bir bilinişin gölgesine düşer. Kulluk, sadece görünmek değil; bilinmekte kalmaktır.

Görülmek: Ne garip bir özlemdir. Bunca kalabalıkta bile görülmeyen nice insan…
Çünkü görünmek, sadece fark edilmek değildir. Görülmek, varlığının onaylanmasıdır. Seni gören bir göz varsa, artık sen sadece kendi kendinin değil, o bakışın içinde de bir gerçeksin. Bu yüzden huzur verir: Görülmek, “Unutulmadın, önemlisin, varsın” demektir.
Belki de insan, en çok bunun için kul olur: Görülmek değil, görülmüş olduğunu yeniden fark etmek için.

Ama sonra bir seccade olur, bir gece olur, bir suskunluk anı gelir ve sen fark edersin:
Beni bilen var. Benim kalbime inen kelimesiz duaları bilen, gözümden düşmeyen ama başkalarının görmediği yaşları gören biri var. İşte kulluk, bu fark edişin içe çöken ağırlığıdır. Ama bu ağırlık, yorar gibi yapar; oysa taşır. Çünkü artık yalnız değilsindir. Çünkü artık görünmez değilsindir.

Kulluk bir görev, bir sorumluluk gibi görülür. Elbette, öyledir de…
Ama sadece bu değil. Kulluk, emredilmiş bir mecburiyet değil; görülmüş olmanın, sevilmiş olmanın ve unutulmamış olmanın yankısıdır.

Ve bazen öyle bir an gelir ki,
O’na yönelmenin bile ötesine geçersin. Çünkü senin yönelişine ihtiyaç duymayan bir Kudretin zaten seni kuşattığını fark edersin.
Kulluk artık bir çaba değil,
kendiliğinden akan bir teslimiyet olur. Görülmekten, bilinmeye…
Bilinmekten, sevilmeye…
Sevilmekten, şahit olunmaya doğru incelir kalbin.

O seni hatırlar. Sen O’nu hatırlarsın. Bu iki hatırlayış, gökte buluşur. Ve belki de hakikat dediğimiz şey, bu buluşmanın içimizde bıraktığı o sıcaklık izidir.

Bir yanıt yazın