NİFAKTAN KORUNMA YOLLARI
Münafıklarla ve nifakla başa çıkmak için en etkili ve önemli yol, ihlâslı, bilinçli ve gayretli bir toplum oluşturmayı gerektirmektedir. Bireylerin ve grupların samimi ve çalışkan olduğu bir toplumda münafıkların yaptıkları çok fazla etkili olamaz. Böyle bir toplumda müslümanlar, söz ve fiillerinde samimi, içten ve tutarlıdırlar. İstikamet, dosdoğru yol üzeredirler ve kararlıdırlar. Şüpheci, egoist ve bencil değildirler. Bulunduğu ortama göre şekil almazlar. Müslümanın belli bir şekli, kişiliği vardır. Yâni şahsiyet sahibi insanlardır. Çünkü çıkarcı ve menfaatçi kişiler çelişkili ve tutarsız, bir öyle bir böyle davranırlar. Bu tipler istikamet üzere olamazlar, kararsızdırlar, tutarsız ve şüphecidirler. Bilinçli, uyanık ve samimi toplumda münafıklar, riyakâr kimseler ne yaparlarsa yapsınlar, mutlaka ikiyüzlülükleri ortaya çıkacaktır. Bilinçli, uyanık ve samimi insanlar, onlara aldanmaz, onların oyun, entrika ve engellemelerine müsaade etmez ve onlara gerekli tavrı göstermesini bilirler. Münafıkların, böylesi bir toplumda ortaya koydukları münafıkça tutum ve davranışlar, vahyin kılavuzluğunda bilinçli bir tutum ve hamle ile etkisizleştirilir. Tabii olarak münafıkların her yaptığının etkisiz hale getirilmesi böyle bir toplumda da mümkün değildir. İnsanların sıfır problem, hatasız olması mümkün değildir. Nifak ve münafıkların fitnelerinden kurtulmanın bundan başka da bir yolu ve yöntemide bulunmuyor. Bilinçli, uyanık ve samimi insanların oluşturduğu toplumda münafıkların etkisi sürekli olmaz ve çok büyük kargaşalara da neden olmaz.
Olaylar ve müslümanların durumu düşünüldüğünde, nifak ve münafıklıkla, ancak bilinçli ve samimi olunduğunda, cahiliye adet ve ahlakından uzaklaşıp, bencillik yapılmadığında başa çıkmak mümkün olabilir. Müslümanların en önemli görevlerinden biri kendilerini nifak ve ikiyüzlü söz ve tavırlardan uzak tuttukları gibi içlerindeki nifâk ehlini ve bunlara yakın ve yatkın olanları mümkün olduğunca tanımaktır. Tanımak ve bilmek nifak ve münafıklıkla baş etmenin en temel hareket noktasıdır. Münafıkların yalancılıkları, sözlerinde durmayış ve emanete hıyanet etmesi, zor zamanlarda kaytarmaları ve hep kendi çıkarlarını düşünmeleri, kolaycılıkları, sürekli kolay olanı ve çıkarı olanı tercih etmeleri, toplumu, kamuyu değil, kendi çıkarlarını düşünmeleri, zorluk esnasında kenara çekilmeleri, çeşitli bahanelerle önemli konu ve zamanlarda kaçmaları onların gerçek kimliklerini ve güvenilmez olduklarını ortaya çıkarmaktadır. Bu tür insanlara veya yapılara karşı dikkatli olmak, onlara değer vermemek, itibar etmemek, mesafeli olmak, onları dost edinmemek, onların dış görünüşlerine aldanmamak, onların verdiği bilgi ve haberlere ihtiyatla yaklaşmak, onları veya verdikleri bilgileri mutlaka araştırmak tehlikeyi daha baştan uzaklaştırmak veya önlemek demektir. Bu tür insanlara güvenilmeyeceği ve bunlara karşı sürekli tedbir almak çok önemlidir. Aslında bunları tanımak, yapmak istediklerine baştan engel olmak demektir. Tanımadığınız, gücünü bilmediğiniz kimseye karşı önlem almak ve kötülüklerini bertaraf etmek mümkün değildir. Ancak tanıdığımız ve bildiğimiz kimselere karşı önlem almak, onların eylem ve faaliyetlerini engellemek mümkündür ve bu daha kolaydır.
Nifâk ve münafıklar tesbit edildikten sonra bunları toplumdan dışlama, bunlara gayrimüslim gibi davranma hakkımız ve yetkimiz yoktur. Peygamberimiz münafıkları çok net bir şekilde tanıdığı hâlde, onları toplumdan dışlamamış, onları toplumun bir ferdi olarak görmüş, fakat onlara karşı ihtiyatlı ve dikkatli davranmıştır. Onların görev taleplerini uygun bir şekilde reddetmiş ve onlara hiçbir önemli görev ve yetki vermemiştir. Onlar İslâm toplumunun bir ferdî olarak yaşamlarını devam ettimişlerdir. Ancak gerçek yüzleri ve niyetleri bilindiği için topluma çok fazla zarar verememişlerdir. Önemli olan düşmanın tesbiti ve gücünün bilinmesidir. Tanınmayan ve gücü bilinmeyen düşman çok büyük tehlikedir. Bilindiği zaman önlem almak, oyunlarını ve tuzaklarını ortaya çıkarıp bozmak çok daha kolay olacaktır. Müslüman yalan söylemez, sözünde durur ve emanete ihanet etmez. Aynı zamanda bu vasıflara sahip olanlara karşı her zaman çok dikkatlidir. Müslüman ferasetli olduğu gibi duyarlı bir fert ve iyi bir vatandaş olmak zorundadır. Böyle bir şey gördüğü veya sezdigi zaman gerekeni yapmak, onun gerçek yüzünü ortaya çıkarıp gereken önemi almak zorundadır. İlgisiz kalıp onların entrikalarını yapmalarına fırsat vermemelidir. Engellemek için gerekeni yapmalı, gücü yetmiyorsa sorumluluk bilinciyle olanları gerekli yerlere bildirmelidir. Şu asla unutulmamalıdır ki, kişi yaptıklarının hesabını verdiği gibi, yapması gerekirken yapmadıklarının da hesabını verecektir.
Mü’min pasif, sorumsuz, olanlara ve yapılanlara karşı duyarsız kalamaz. Kendisi Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarlı, dikkatli olduğu gibi çevresine karşı da duyarlı davranması gerekir. Mümin, iman etmek aktif olmayı gerektirir. Yaşadığı ortamda varlığını mutlaka hissettirmelidir. Varlığı ile yokluğu arasında fark olmalıdır. Burada şunu da unutmamak gerekir ki, mümin herkesin hayatına müdahale eden, onları huzursuz eden sorunlu bir vatandaş değildir. Bilâkis mü’min güven veren, güven duyulan kimsedir. Bulunduğu ortamı güvenli hâle getirir. Bunun yanında sorunlu, art niyetli olanları tesbit ettiği zaman gerekeni anında yapması gerekir. Tehir etmesi bile onulmaz yaralara neden olabilir. Mümin sorunlu, sorun üreten değil, aksine sorun çözen sorumluluk sahibi, erdemli, vatanını ve milletini düşünen duyarlı bir vatandaştır. Eğer kendisi önlem alıp kötülüğü anında engelleyebiliyorsa kendisi önlem alır ve engeller. Ancak engelleme imkân ve hakkına sahip değilse gereken yerlere bilgi vermek ve o kötülüğü bir şekilde engellemek ile sorumludur. Yaşadığımız toplum ve ülkeyi korumak hepimizin en önemli görevlerinden biridir. Toplumsal sorunlar herkese zarar verir. Nifak ve münafıklık toplumsal bir sorundur ve toplumdaki her fert bunlardan etkilenir. Bu nedenle toplumdaki her ferdin sorumluluğu vardır.
