SİYASET
Siyaset, bireylerin, grupların veya kurumların toplumda iktidar ve otorite ilişkileri çerçevesinde yönetme, yönetilme, karar alma ve uygulama süreçlerini kapsayan faaliyettir.
Temel olarak siyaset:
Toplumu düzenleme sanatıdır. İktidar elde etme ve kullanma yöntemidir. Kamu yararı doğrultusunda kararlar alma sürecidir. Farklı çıkar grupları arasında denge kurma çabasıdır.
Siyasetin başlıca alanları:
1. Devlet yönetimi (hükümet sistemi, yasalar).
2. Parti siyaseti (seçimler, siyasi partiler).
3. Uluslararası ilişkiler (diplomasi, dış politika).
4. Toplumsal hareketler (sendikalar, protestolar). Siyaset Arapça “siyâsa” kelimesinden gelmektedir. “At terbiyesi” anlamından mecazla “idare etme, yönetme” anlamı kazanmıştır. Siyaset, bireylerin yaşadığı toplumu düzenleme ve yönetme sanatıdır.
Sözlükte “bir nesneyi düzgün ve iyi durumda bulunması için özenle gözetip korumak; hayvanı ehlileştirmek, atı terbiye etmek” gibi anlamlara gelen siyâset, “toplumun işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi, insan topluluklarını yönetme sanatı” şeklinde tanımlanır (Fîrûzâbâdî, Ḳāmûsü’l-muḥîṭ, “svs” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “svs” md.; Kāmus Tercemesi, II, 938-939). Siyaset kelimesi ve türevleri Kur’an’da geçmez; hadislerde ise hem “at terbiye etme” hem de “halkın işlerini yönetme” mânalarında kullanılır (Müsned, II, 297; VI, 347, 352; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 50; Müslim, “İmâre”, 44). Fıkıh literatüründe, kamu otoritesinin dinin genel ilkelerine ters düşmeyecek düzenlemeler ve uygulamalar yapması da çoğu zaman siyaset kelimesiyle ifade edilir.(DİA). Siyaset, insanların yönetimi, adaletin sağlanması ve kamu işlerinin düzenlenmesi faaliyetidir. İslam’da siyaset, sadece iktidar mücadelesi ya da devlet yönetimi değil; adaleti tesis etme, hakkı koruma, ahlaki düzeni sağlama amacına yöneliktir.
İslâm literatüründe yöneten, yönetilenler ve yönetimle ilgili siyasî, idari birçok kavram bulunmaktadır. Bunlardan biri İmam kavramıdır. Âyetlerde “toplumsal siyasî lider” anlamında kullanılmaktadır. “Vaktiyle rabbi İbrâhim’i bazı sözlerle sınayıp da İbrâhim onları eksiksiz yerine getirince, “Ben seni insanlara önder (imamen) yapacağım” buyurmuştu. İbrâhim, “soyumdan da” deyince rabbi, “Vaadim zalimleri kapsamaz” buyurdu.”(Bakara 2/124). “Her insan topluluğunu önderleriyle birlikte (bi imamihim) çağıracağımız o günde kimlerin amel defterleri sağından verilirse işte onlar amel defterlerini okuyacaklar ve en küçük bir haksızlığa uğramayacaklar.” (İsrâ 17/71; ayrıca bkz. Enbiya 21/73). Kelâm ve fıkıh literatüründe siyasi konular “imamet” ismi altında işlenmektedir. Siyasi lider anlamında kullanılan başka bir kavram halîfedir. “Sizi uyarmak için, içinizden bir adam vasıtasıyla rabbinizden size bir zikir (vahiy) gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki O sizi, Nûh kavminden sonra (hulafae) onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldı. O halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (Ar’âf 7/69; ayrıca bkz. A‘râf 7/74, Yûnus 10/14). “Biz seni yeryüzünde halife yaptık, onun için insanlar arasında adaletle hükmet” meâlindeki âyette (Sâd 38/26) halife “siyasî lider” mânasında kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Emîrü’l-mü’minîn” veya “emîr” kavramı yönetici anlamında İslâm tarihinde kullanılmıştır. Dört Halifeye genellikle bu şekilde hitap edilmiştir. “İnsanlar üzerinde emîr olan kimse onlardan sorumludur” (Buhârî, ʿItḳ, 17; Müslim, İmâre, 20) hadisinde bir üst makam ve otorite, yönetici anlamında kullanılmıştır. Ülü’l-emr kavramı (Nisa 4/59) “siyasi ve askeri liderler” şeklinde yorumlanmıştır. Kur’an’da sultân kelimesi “hüccet, delil, hüküm” gibi anlamları yanında bazı âyetlerde (bk. Nisâ 4/91; Nahl 16/100; İsrâ 17/33) ve daha açık biçimde hadislerde sonradan kazandığı siyasî içeriğe zemin hazırlayacak şekilde “güç, iktidar, velâyet” mânasında geçmektedir. Sultan kelimesi literatürde hem siyasî iktidarı hem bu iktidarı elinde tutan lideri ifade edecek şekilde yaygın biçimde kullanılmıştır
İslâm düşüncesinde siyaset kurumu Allah, insan, toplum ve tabiat arasındaki ilişkiye dair konuları düzenleme çabasıdır. Kur’an ve Sünnet’te bireysel yaşantı, birey-toplum ilişkisi ve aile içi ilişkiler hakkında ayrıntılı sayılabilecek düzenlemelere yer verilirken insan topluluklarının idaresi için belirli ilkelerin ortaya konulmasıyla yetinilmiş, siyasal mekanizmanın alacağı somut biçimler bu ilkeler çerçevesinde tarih içinde yapılacak bilimsel çalışmalara ve ictihada bırakılmıştır. İslâmiyet yönetim biçiminden ziyade ehil ve emin bir kişinin seçimle iş başına getirilmesine, devlet başkanının mutlak değil sınırlı bir iktidara sahip olduğu ve Allah’ın huzurunda hesap vereceği bilinci içinde istişare esasına göre iş görüp adaletle hükmetmesine öncelik vermiştir. İslâm’da siyasetin temel amacı, insanların dünya ve âhiret mutluluğunu kazanacakları ortamın hazırlanması ve sürdürülmesi, dinin korunması ve dünya işlerinin yönetilmesi olup bu amaca hizmet edecek bir yöneticinin iş başına getirilmesidir .
Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinde siyaset ve idareyi ilgilendiren açıklamalar çok fazla yer almamaktadır. Ancak Neml 27/32-35 de Sebe Kraliçesi Belkıs, Allah tarafından bir yönetici olarak tanıtılmaktadır. Yine Kur’an-ı Kerimde haber verildiğine göre İbrahim peygamber, Allah’a şöyle yalvarmıştır: “Allah’ım! Bana hüküm-hikmet (egemenliği elde etme bilgisini ve yeteneğini) ver! Beni ameli salih dürüst insanların arasına kat! ”(Şuara 26/83). Buradaki hükm kelimesi, yönetme, egemenlik anlamına geldiği gibi hikmet, ilim, irfan anlamına da gelmektedir. Hz. İbrâhim, “Vaktiyle rabbi İbrâhim’i bazı sözlerle sınayıp da İbrâhim onları eksiksiz yerine getirince, “Ben seni insanlara önder yapacağım” buyurmuştu. İbrâhim, “soyumdan da” deyince rabbi, “Vaadim zalimleri kapsamaz” buyurdu.”(Bakara 2/124). Yine bir başka âyette, “Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü, önder yap!” (Furkān 25/74). Hz. İbrâhim Allah’tan imamet, önderlik, liderlik istemiştir. Hatta soyundan da önderler çıkarmasını istemiştir. Ancak Allah, zalimlerin önder, lider olamayacağını belirtmiştir. Bir peygamber olarak İbrahim (as.), Allah’tan toplumu idare edebilme bilgi, feraset ve yeteneğini talep etmiştir. Bir bakıma bilgiye, hak ve adalete dayanan dürüst bir siyaset, Allah’ın emrinin gereğidir. İslam âlimleri, siyaseti en şerefli bir meslek olarak kabul etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in emrettiği siyasette, kişilerin değil, toplumun, tüm insanların menfaati ön plandadır. Yine bizlere öğretilen duada, önderlik ve liderliği istemek önerilmiştir. İslâm’da siyasetin amacı adaletin gerçekleştirilmesi, haksızlığın engellenmesi ve yapanın yanına bırakılmaması, hakkın hak sahibine iade edilmesi, kimsenin haksızlığa uğratılmaması ve kamu yararının sağlanması şeklinde özetlenebilir.
İslâm siyaset düşüncesinde yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkiler başta adalet, ehliyet, emanet, biat ve istişare olmak üzere bir dizi temel kavram üzerine kurulmuştur. Siyaset devleti idare etme sanatı; diplomatlık, politika; insanları, dünya ve âhiret saâdetlerine yöneltme gayret ve mesaisidir. Kur’ân’a göre, mülk Allah’ındır, yani yer yüzünde Allah hükmeder. Bu bakımdan Kur’ân’ın şu âyetleri anlamlıdır: “Rasûlüm deki ” Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de çeker alırsın… ” (Al-i İmran, 3/26). İslâm, siyâsi birliğe çok önem verir, siyâsi birliği bozacak hareketlere müsâmaha göstermez. Onun için, fitneyi katilden, öldürmekten daha kötü görür (Bakara, 2/217). Fitneye neden olan, Allah’ın gazabına müstahaktır: “Demek, idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yer yüzünde fesat çıkaracak, akrabalık münâsebetlerinizi bile keseceksiniz, öyle mi? Onlar öyle kimselerdir ki, Allah kendilerini rahmetinden uzaklaştırmış da kulaklarını sağır, gözlerini kör etmiştir” (Muhammed 47/22-23). İslâm, siyâsi karışıklık çıkaranlara itâat edilmemesini emreder: “Müfterilerin (Müşriklerin) emrine boyun eğmeyin ki, onlar yer yüzünü fesada verir, ıslâh etmez kimselerdir” (Şuarâ, 26/151-152).
İslâm siyasetinin başarılı olması için, müslümanlar birlik halinde olmalıdırlar. “Hepiniz toptan sımsıkı Allah’ın ipine (dinine, şeriatına) sarılın; parçalanıp ayrılmayın. ” (Al-i İmran, 3/103). Müslümanlar, birbirleriyle uysal ve kardeşçe bir birlik kurmalıdırlar. “Eğer mü’minlerden iki zümre birbiriyle savaşırlarsa, hemen aralarını (bulup barıştırın)… Mü’minler kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını bulup barıştırın…” (Hucurat, 49/9-10). “Ey İmân edenler! Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Kendiniz (Kurânı) dinleyip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin” (Enfâl, 8/20). İslâm siyâset ve idâresi, adâlet temeline dayanır. Hâkimlere, hevâ ve heveslerine, sevgi veya nefrete göre değil, adâletle hareket etmeleri emredilir (Mâide, 5/8). Haksız hüküm verenlerin Cehennemde demirden bir el ile cezalandırılacakları haber verilir. İslâmda, toplumun, hırsızlık, zina, iftira vs. diğer kötü hallerden uzak olması, karşılıklı ilişkilerde âdâba dikkat edilmesi emredilir (Mümtehine, 60/12). İslama göre, şurânın önemli bir yeri vardır. İyi müslümanın Allah’a güvenen, kötülüklerden sakınan, hakkını savunan ve gerektiğinde müşavere eden kimse olduğu belirtilir (Şurâ, 42/36-39).
İslam medeniyeti ile birlikte siyaset felsefesi yeni bir boyut kazanmıştır. Yöneticinin görev ve sorumlulukları, iktidara gelme veya iktidardan ayrılma şekli, devletin gelirleri, devletin savaş ve barış zamanlarındaki politikaları konuşulmaya başlandı. Başlangıçta fakihler es-siyasetü’ş-şeriyye kavramını kullanmadılar. Salt siyaset kavramını kullandılar. Daha sonraları kötülük, sapkınlık ve anarşi yaygınlaşınca, hükümdarlar politikalarında hukuksuzluğa, zulme yönelince meşru siyaseti, bireylerin iktidarına dayanan otoriter yönetimden ayırt etmek için es-siyasetü’ş-şeriyye tabirini kullanmaya başladılar. İslâm hukukçularına göre devlet başkanı görevi itibariyle; toplum için alınan kararların icrasını üstlenmeli, sınırları korumalı, orduyu teçhiz etmeli, zekâtı toplamalı, haydut ve eşkıyayı itaat ettirmeli, Cuma ve bayram namazlarını kıldırmalı, anlaşmazlıkları çözmeli ve ganimeti taksim etmelidir. Yine İslam hukukçularına göre halife kutsal değildir ve ruhani bir niteliği de bulunmamaktadır. Herhangi bir insan gibi doğar ve yaşar. İnsanların onu hilafete seçmesi veya onun hilafeti birinden devralmasının temel nedeni liyakat ve sahip olduğu ahlaki meziyetlerdir. O sadece ilâhî yasayı uygulamakla yükümlüdür. Yasaya muhalefet ettiği zaman eleştirilir, insanlar ona itaat etmekten imtina ederler. Nazari ve ameli uygulamaları ilâhî yasaya aykırı olamaz. Zulüm ederse adalete davet edilir. Yasaya muhalefet edip zulme devam ederse halkın onu iktidardan indirme hakkı olur. (İslami arastirmalar. İslam-siyaset-dusuncesi-uzerine-kuramsal-bir-degerlendirme, Cevher Şulul).
