Aşk Görünürlüğe İhtiyaç Duyar mı?

0
0c5a8888-de58-471f-80e9-9f003212ba94

Aşk, insanın en sessiz duygusudur; fakat çağımızda sessizliğe tahammül yoktur. Her duygu, bir sahneye, bir tanığa ihtiyaç duyar. Bu yüzden aşk artık yalnızca yaşanmakla kalmıyor, ilan ediliyor, paylaşılıyor, sergileniyor. Peki neden? Bunun temelinde görünürlük arzusunun ardına gizlenmiş üç derin motivasyon yatar: aidiyet arayışı, narsisistik bir kendilik beyanı ve gizli bir yalnızlık.

Modern insan için aşk, bir duygudan çok bir kimlik beyanına dönüşmüştür. “Birlikteyiz” demek aslında “bir yere aitim” demektir. İlişki, yalnızca bir bağ değil, toplumsal bir etikettir. Bu etiket hem güven hem de statü sağlar; çünkü görünür aşk kamusal bir onay alır. Artık aşkın kendisi değil, onun adı değerlidir. İnsan, sevdiğini değil, “ilişkisini” sever. Bu nedenle aşkın mahrem doğası yavaş yavaş kamusal bir kimlik ifadesine evrilmiştir.

Öte yandan aşkın görünür hale getirilmesinde güçlü bir narsisistik yön vardır. Medyada veya sosyal ağlarda aşkını ilan eden kişi çoğu zaman sevgilisine değil, seyircisine seslenir. “Ben sevilebilen biriyim” der aslında. Bu, karşısındakini değil, kendisini parlatan bir jesttir. Aşk burada bir ayna işlevi görür; kişi, kendine bakan gözlerde kendi değerini arar. Sevgi, bir paylaşım olmaktan çıkar, bir öz-sunum biçimine dönüşür. Böylece aşkın hedefi sevgili değil, kendi imgesidir; duygudan çok, görünmek arzusu öne geçer.

Bütün bu gösterinin ardında ise çoğu zaman derin bir yalnızlık vardır. Kişi, aşkını ne kadar çok sergilerse, içindeki sessizliği o kadar gizlemek ister. Sanki görünür oldukça gerçek olacak, alkışlandıkça sevilmiş sayılacaktır. Fakat görünürlük aşkı gerçek kılmaz; yalnızca geçici bir yankı üretir. O yankı sustuğunda, geriye yalnızlık kalır.

Aşkın görünür kılınması her zaman kendini ifade etme ihtiyacından doğmaz. Bazen, üçüncü bir şahsa gönderilmiş sessiz bir mektuptur bu. Bir zamanlar ilgisiz kalan, uzaklaşan, unutan birine dönük “bak, sensiz de varım” demenin incelikli, ama bir o kadar da kırılgan yoludur. Bu tür paylaşımlar aslında doğrudan birine söylenemeyen sözlerin dolaylı biçimidir.

Modern iletişimde aşk, çoğu zaman “kime söylendiği” belli olmayan bir performansa dönüşür. Fotoğraflar, alıntılar, romantik cümleler çoğu zaman bir muhatap içindir ama adını anmaz. Bu, hem bir gösteri hem bir göndermedir. Kimi zaman “ben iyiyim” demenin, kimi zaman “sen kaybettin” demenin yolu olur.

Bu durumda aşkın görünürlüğü, artık mahrem bir duygunun toplumsal teşhiri değil, bir duygusal stratejidir. Medya, burada hem tanık hem de araç olur; aşk, doğrudan birine değil, Onun da görebileceği bir kalabalığa söylenir.
Bu, psikolojik olarak narsisizmin bir biçimi olduğu kadar, aynı zamanda bir savunma mekanizmasıdır. İnsan, reddedilmişliğini veya ilgisizliği görünürlükle telafi etmeye çalışır. “Beni görmedin mi? O hâlde herkes görecek.”

Ama ironik olan şudur: Bu görünürlük çabası, sevgiliye değil, kalabalığa hitap eder; dolayısıyla asıl hedef şaşar. Duygusal bir sitem olarak başlayan şey, bir gösteriye dönüşür. Ve her gösteri gibi, içeriğini yitirip biçime hapsolur.

Belki de aşk, görünürlükle değil, gizlilikle yaşar. Çünkü görünürlüğe ihtiyaç duyan aşk, sevgi olmaktan çıkar ve bir onay arayışına dönüşür. Gerçek aşk, sahne ışığında değil, iki insanın sessizliğinde parlar.

Bir yanıt yazın