BİRLİK, BERABERLİK, VAHDET
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.“(Al-i İmrân 3/103).
Allah’ın ipinden maksat Kur’an’dır, İslam’dır. Hz. Peygamber Kur’an’ı, “Allah’ın gökyüzünden yeryüzüne sarkıtılmış ipidir” diye tarif etmiştir (Müsned, III, 14, 17; İbn Kesîr, II, 73). Vahdet; birlik, teklik, bir ve tek olma, parçalar arasındaki âhenkten doğan bütünlük demektir. Allah’ın birliğine de vahdet denildiği gibi, aynı zamanda Allah’la bir olmaya da vahdet denilmiştir. “Vahdet”, “Tevhid” kelimesi ile aynı köktendir; ikisi arasında kopmaz bir bağ vardır. Tevhid, birlemek; vahdet de birleşmek demektir. Allah’ı birlemeyen kimsenin, tevhide iman edenlerle birleşemeyeceği gibi; vahdet anlayışından ve ahlâkından mahrum insanın da gerçek muvahhid olması beklenemez.
İyi bir mümin olabilmek ve müslüman olarak ölebilmek için Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid inancında birleşmek, ayrılıktan uzak durmak ve hayatın sonuna kadar imanı korumak gerekir. İslâm inanç alanında Tevhid ilkesini temel ilke olarak belirlediği gibi, ibâdet alanında da namaz ve hac gibi ibadetlerde insanları bir araya toplayarak müslümanların birliğini sağlayacak prensipler koymuş, amelî tedbirler almış ve bu alanda Vahdet ilkesini belirlemiştir. Bireysel olarak veya bölünmüş gruplar halinde yaşayanların dinlerini ve milliyetlerini korumaları kolay değildir. Varlığı devam ettiren en önemli etken birliktir, beraberliktir. “Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar hep ihtilâf içinde olacaklardır, rabbinin esirgedikleri müstesna; zaten O insanları buna uygun yaratmıştır…“(Hûd 11/118-119). İnsanlar arasında düşünce farklılıklarının bulunmasını Kur’an normal bulmakta ve bunu yaratılış hikmetine bağlamaktadır. İyi niyete dayanan bu farklılıklar insanlar arasında rekabete, toplumların ilerlemesine ve kalkınmasına yardımcı olacaktır. Fakat bu farklılıkların düşmanlık ve ayrılığa, ihtilâfa dönüşmesini hoş görmez. Âyette de İslâm kardeşliği Allah’ın bir lütfu olarak gösterilirken, iman, inanç kardeşliğinin insanlar arasında birlik ve beraberliği sağlamada son derece kaynaştırıcı bir unsur olduğunu belirtmektedir.
“Allah ve Rasûlü’ne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenlerle beraberdir.”(Enfâl 8/46). Birlik ve beraberliğin, başarının en önemli kuralları bu âyette ve şu ayette “Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir.”(Enfâl 8/60) şu şekilde sıralanmıştır. Allah ve Rasûlü’ne itaat etmek, sabretmek ve düşmana karşı caydırıcı güç hazırlamaktır. Vahdet için Allah ve Rasûlü’ne mutlak itaat, doğrularda direnmek ve düşmana karşı hazırlıklı olmak gereklidir. İslâm her zaman barışı, sulhu önceler, saldırganlık yapmaz ve saldırganlığı meşru görmez. Ancak, kendisine saldırıldığı zaman ise doğal olarak kendisini savunur. Savunma hakkı herkesin en tabii hakkıdır. Bunun için caydırıcı olmak, düşmanın saldırmasını engellemek için hazırlıklı olmak bir zorunluluktur. Hazırlıklı olmak savaş istemek değil, bilâkis savaşı engellemek için olmalıdır. Peygamberimiz’in yaptığı savaşlara baktığımızda, hep savunma, vatanını ve milletini korumaya yönelik olduğunu görüyoruz.
Kur’an-ı Kerim’de vahdet, birlik kavramı; kardeşlik, velâ, yardımlaşma, tek ümmet olmak vb.gibi kelime ve kavramlarla ısrarla emredilmiştir. Bütün müslümanların bir ve beraber olmaları (Al-i İmrân 3/103), ihtilâf etmemeleri (Al-i İmrân 3/105) istenmiştir. Müslümanların birbiriyle çekişmeleri de yasaklanmıştır. (Enfal 8/46). Aynı zamanda zulme karşı birlik olmaları emredilmiştir. (Şûrâ 42/39). Birlik ve beraberlik içinde düşmanla savaşanları Allah’ın sevdiği vurgulanmıştır. (Saff 61/4). Birlik ve beraberliği istemeyenlerin fâsıklar olduğu ifâde edilmiştir. (Bakara 2/27). Müminlerin ancak hayırda ve iyilikte yardımlaşmaları emredilmiş, yanlışta ve düşmanlıkta yardımlaşmaları ise yasaklanmıştır. (Mâide 5/2; Enfâl 8/72-73; Tevbe 9/71). Müminlerin kardeş olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir. (Hucurât 49/10, 13; Hûd 11/45-47, 49). Mü’min kardeşini kendi nefsine tercih edeni över. (Haşr 59/9). Müminlerin kardeş oldukları için birbirleriyle iyi geçinmeleri istenir. (Al-i İmrân 3/118; Mâide 5/55; Tevbe 9/16, 71, 119, Nisâ 4/144). Mü’minler birbirleriyle kavga eder veya darılırlarsa, aralarını bulmak, düzeltmek diğer mü’minlerin görevidir. (Hucurât 49/9-10).
Sünnette de vahdet emredilmiştir ve ısrarla tavsiye edilmiştir. “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer.” (Müslim, Birr, 66). Mü’minler bir vücudun organları gibi birbirlerine bağlı olmaları beliğ bir şekilde vurgulanmıştır. “Allah’ın eli cemaatle (toplulukla, birlik olanlarla) beraberdir.” (Tirmizî, Fiten 7, hadis no: 2166).
“Cemaat rahmet, tefrika (ayrılık çıkarma) azaptır.” (Ahmed bin Hanbel, 4/145, 278). “Bereket, cemaatle beraberdir.” (İbn Mâce, Et’ıme 17). “Cemaatten bir karış ayrılıp sonra ölen kimse câhiliyye ölümü ile (küfür üzere) ölmüş olur.” (Buhârî, Fiten 2).
“Cemaatle kılınan namaz, bir insanın tek başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.” (Buhârî, Ezân 30, Salât 87). Allah’ın cemaatle, toplulukla, İslâm ümmeti ile beraber olduğu, vahdetin, birlik ve beraberliğin rahmet, ayrılığın azab olduğu, İslâm toplumundan ayrılmamak gerektiği, hatta cemaatle yapılan ibadetin, bireysel ibadetten çok daha faziletli olduğu da vurgulanmıştır.
Vahdetin gerçekleşmesi için; Kur’an ve sahih sünnet çerçevesinde birleşmek gerekir. Kur’an’dan başka bir kitabı mutlak hakikat ve mutlak kaynak edinen her bir anlayış, tabiatıyla kaynakları farklı olduğundan vahdeti gercekleştiremez, birlik ve beraberliğe ulaşamaz. Aksine ihtilafa, ayrılığa neden olur.“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkup sakının; umulur ki rahmete eriştirilirsiniz.” (Hucurat 49/10). Dolayısıyla müslümanların Allah ve Rasûlü ortak paydasında bir araya gelmeleri, bunun dışında hiçbir şeyi temel ilke olarak görmemeleri gerekir. Mezhep, meşrep, ırk, renk, dil ve ülke temel ilke hâline asla getirilmemelidir. İslâm evrensel bir dindir, Onu benimseyen herkes kardeştir, Onun hakim olduğu her yer müslümanların vatanıdır. Ülke sınırları müslümanların kardeşliğine engel olmamalıdır.
“Ey insanlar! Gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi boylar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en yüce olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haberdar olandır.” (Hucurat 49/13). Irk, renk, dil farklılıkları birer zenginliktir. Bu farklılıklar zorunlu olarak taşınan özelliklerdir. Bunların elde edilmesinde kişinin tercihi ve emeği yoktur. Bu nedenle bu tür özelliklerde üstünlük veya eksiklik aranmaz. Bunlar nötr, artı ve eksi yönü olmayan vasıflardır. Ayrıca farklılıklar gelişmenin ve ilerlemenin en önemli etkenleridir. Farklılıkların olmadığı yerde monotonluk, tek duzelik ve gericilik olur.
Vahdet, her konuda aynı olmak, hiç ihtilâf etmemek, standart bir tip, robot adamlar üretmek, liderlere ve teşkilâtlara mâsum damgası vurmak, devamlı baş eğmek değildir. Mü’minlerin dinin esas meselelerinde, Kur’an ve sahih sünnetin kesin olarak hükme bağladığı temel konularda birleşmesi ve bu doğrultuda işbirliği yapması, cemaat ve ümmet olmaları emredilmiştir. “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünen ve ihtilafa düşen kimseler gibi olmayın. Onlara büyük azap vardır.” (Al-i İmran 3/105). Mü’minler arasında vahdete engel durumlar varsa, bu ya iman sorunundan, ya da ahlâk sorunundan veya her iki sorundan kaynaklanmaktadır. Bu tür tali konular vahdeti engellememelidir. “Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın; parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani birbirinize düşmandınız; O, kalplerinizi birbirinize kaynaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz...” (Al-i İmran 3/103).
