ZİKİR; ALLAH’I ANMAK
Zikir, Allah’ın birliğini, sonsuz kudretini ve yüceliğini dile getirmek, O’nun nimetlerini tefekkür ve tezekkür etmektir. Zikir, insanı Rabbinden uzaklaştıracak her şeyi kalbinden söküp atmaktır. Hamd ile Allah’ı tesbih etmek ve O’na gönülden ibadet etmektir. Dil ile zikir, Allah’ı anmak, O’na yalvarıp yakarmak, hak ve hakikati söylemektir. Kalp ile zikir, Allah’ın varlığı ile ilgili her türlü şüpheden uzaklaşıp O’nun muhabbetiyle bütünleşmektir. Beden ile zikir ise tüm benliğimizle Allah’ın rızasını aramaktır, varlığımızı ve imkânlarımızı O’nun yolunda seferber etmektir, O’nun emirleri doğrultusunda bir hayat sürmektir. Hz.Peygamber’in, ”Allah’a itaat eden Allah’ı zikretmiş olur.” ( Beyhaki, iman 1,452). Yine Peygamberimiz, “O beni zikrettiğinde, ben onunla beraberim. O beni, kendi içinde zikrederse, ben de onu zikrederim. O beni bir topluluk içerisinde zikrederse, ben de onu, o topluluktan daha hayırlı bir topluluk içerisinde anarım.” (Buhari, Tevhid, 15) sözleri konuyu güzel bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sözlükte “bir şeyi anmak, hatırlamak” anlamındaki zikir (zikr) kelimesi (çoğulu zükûr, ezkâr) dinî literatürde “Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan (unutmaktan) kurtuluş” anlamında kullanılır. Zikir dil veya kalp ya da her ikisiyle beraber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ẕikr” md.). Kur’an’da türevleriyle birlikte birçok âyette geçen zikir Allah’ı dille hamd, tesbih ve tekbir şekliyle övmek; nimetlerini anmak, bunları kalple hissetmek ve tefekkür etmek; kulluğun gereklerini akıl, beden ve mal ile yerine getirmek; namaz kılmak, dua ve istiğfarda bulunmak, kevnî âyetler üzerinde düşünmek şeklindeki mânalarının yanı sıra Kur’an, önceki kutsal kitaplar, levh-i mahfûz, vahiy, ilim, haber, beyan, ikaz, nasihat, şeref, ayıp ve unutmanın zıddı gibi anlamlarda da kullanılmıştır. (DİA).
Zikir, Allah’ın bizlere verdiği nimetleri ve değerlerini bilmek ve şükrünü yerine getirmek, tefekkürle birlikte hatıra getirmek, çokca hatırlamak ve hatırlatmak, itiraf etmek, Allah’ın ayetlerini tezekkür ve tefekkür etmek, Kur’an ayetlerinden ders almak, Kur’an okumak, Allah’ı bütün noksan sıfatlardan tenzih edip en mükemmel sıfatlarla tesbih etmek, Allah’ı yüceltmek, dua etmek, şükür etmek, mutlak anlamda Allah’a itaat etmektir. Bütün hallerinde Allah’ı saygıyla anmak, ibâdet, iman, itaat etmek, kulluk yapmak, Allah’ı rahmet ve mağfiretiyle hatırlamak, geçmiş peygamberlere gönderilen ilâhî mesajlar, ilahi kitaplar, vahiy, Tevrat, Kur’an, peygamberler, tevhid, Allah’ın yardımına güvenmek, namaz kılmak, dua etmek, tekbir getirmek, telbiyede bulunmak ve ibadet etmek, tenkit etmek, kınamak zamanı geldiğinde gerçeği anlamak, Allah’ın hükümlerini benimseyerek yaşamak, şükrünü edâ etmek, gafil davranmamak, Allah’ın ayetleriyle insanları uyarmak, nasihat etmek, kıssa, haber, şeref verici, nasihat ve düşünceye sevkedici husus, güzel hatıra, ikaz, delil, hatırlamaya (ibrete) sevkeden vaaz ve öğüt, tezekkür edip ibret alma, öğüt alma, Allah’ı hatırlatan güzel şeyler, hak ile batılı ayırıcı, aydınlatıcı, öğüt verici ve yol gösterici kitap… Bu anlamların tümünü ihtiva eden zikir kavramının, hiç de azımsanmayacak oranda geniş bir muhtevaya sahip olduğunu görmekteyiz. Daha genel bir ifadeyle, Allah’ı anmak üzere söylenmesi ve yapılması tavsiye edilen, sözlü ve ameli eylemleri kapsayan davranışların tümüdür.
“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, alçak sesle sabah akşam rabbini zikret, gafillerden olma! “(A’raf 7/205). Burada zikir âdâbı özetlenmektedir. Allah’ı içtenlikle, O’na yalvararak, alçak sesle ve sürekli anmaktır. Tarikat ehlinin Allah’ın isimleriyle dinî mahiyetteki başka bazı kelime ve ibareleri belli zamanlarda ve belli sayılarda düzenli olarak dilde tekrar etmeleri de zikir kelimesiyle ifade edilir. Fakat Kur’an-ı Kerîm’de (Ra‘d 13/28; Nûr 24/37) ve hadislerde (Tirmizî, “Du‘â”, 4-8; İbn Mâce, “Edeb”, 53) zikir, genellikle herhangi bir zaman veya sayı belirlemeksizin, müminin dilinde Allah ismini ve zihninde Allah bilincini daima canlı tutmasını ve bu bilinçle yaşamasını ifade eder. Konumuz olan âyette Allah’ı dil ile zikrederken aynı zamanda ruhen de zikir halinde olmak, kulluk şuuru ve edebiyle, Allah’a saygıdan dolayı ürpererek yakarış hali içinde O’nu zikretmek gerektiği belirtilmektedir. O halde Allah’ı çok anmak gerekir. Sayı insanı, yaptığı zikrin, tesbihatin anlam ve muhtevasından uzaklaştırır. Zikirmatik gibi sayıları öne çıkaran aletlerle uğraşmaktansa, Allah’ı sürekli hatırda tutmak, unutmamak, her işini bu duyguyla ve O’nun ismini anarak yapmak daha güzel ve daha doğru olandır. Belli bir sayıya ulaşmak amacıyla zikrin yapılması hoş değildir. Önemli olan zikrin, tesbihatın sayısı değil, kişinin sürekli Allah ile beraber olduğunu bilerek hareket etmesidir.
“Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir.”(Ankebût 29/45). Bu âyette Allah’ı anmanın bütün ibadet ve itaatlerden önemli sayıldığı ifade edilmiştir. “Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin! “.(Bakara 2/152). En büyük olma vasfıyla nitelenen zikir bu âyet dikkate alınarak Allah’ın kulunu anması şeklinde de anlaşılmıştır. “Ey iman edenler! Bir düşman birliği ile çatıştığınız vakit sebat ediniz ve Allah’ı çokça anınız ki zafer sizin olsun.”(Enfâl 8/45). Bazı âyetlerde zikrin kalp huzuruna, kurtuluşa ve bağışlanmaya vesile olacağı vurgulanmıştır. Aynı zamanda mal ve evlâdın müminleri Allah’ı anmaktan alıkoymaması gerektiği de belirtilmiştir. “Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Bunu yapanlar mutlaka hüsrana uğramışlardır.”(Münafikun 63/9). Gerçek müminlerin ticaret ve alışveriş gibi dünya işleri sırasında bile Allah’ı anmaktan geri durmayacakları belirtilmiştir. (Nûr 24/37).
Çok geniş bir anlam alanına sahip olan zikir kavramının manası, günümüzde daraltılmış ve sadece Allah’ın adını dil ile anmakla sınırlandırılmıştır. Oysa “zikir”, insana sevap kazandıran her türlü amelin genel adıdır.(Elmalılı, 1/540-543). Çünkü “zikir”, Allah’ı unutmamak, O’ndan gafil bulunmamak ve O’na itaat etmektir. Bütün ibâdetlerin gayesi, özü ve aslı, Allah Teâlâ’yı hatırlamak ve O’na itaat etmektir. Allah’a itaat ise, Kur’an veya hadislerde yer alan bir takım güzel sözleri sadece söylemek veya tekrarlamak değil; bilakis her halükârda Allah’a kulluk şuuru içerisinde bulunmak ve tam bir teslimiyet göstermek, her hal ve şartta O’nun sürekli bizi gözetlediğini zihnimize yerleştirmektir. Bu şekildeki bir inanç ve davranış tarzı, dinin ve ibadetin özü niteliğindedir. Bu açıklamalarda göstermektedir ki, zikir sadece Sübhânallah, Elhamdülillâh, Allāhüekber gibi kelimeleri söylemekten ibaret değildir. Bu isim ve sıfatları zikretmekte zikirdir. Ancak anlam ve muhtevalarını bilerek söylemektir esas olan. Sadece kavram olarak telaffuz edip anlam ve içeriğinden haberdar olmamak, öğrenmek için de bir çaba göstermemek zikir değildir. Zikir, her zaman, her yerde Allah’ı unutmamak, O’ndan gafil olmamaktır. Her işine O’nun adıyla başlamaktır. Allah’ın kendisine şah damarından daha yakın olduğu bilinciyle yaşamaktır. Dolayısıyla işlerini Allah ve Rasulünün ilkelerine, emirlerine göre yapmaktır. Allah’tan başka vekiller edinmemektir. Sürekli Allah ile birlikte olmak, O’nu unutmamaktır. Kulluğun bilincinde olarak hareket etmektir.
