İSLAM ŞAHSİYETÇİLİĞİ, TESSETTÜR VE PEÇE
İslam’ın temel değerler sistemi, insanı hem birey hem de toplum içinde şahsiyet sahibi bir özne olarak görür. Bu yaklaşım, İslam’ın ne bireyci ne toplumcu bir konuma yerleştirilemeyeceğini açıkça gösterir. Çünkü din, bireyi mutlaklaştırmaz; toplumu kutsamaz. İslam’ın asıl ağırlık verdiği, insanın tanınabilir, sorumluluk taşıyan, kimliği olan bir şahsiyet olarak var olmasıdır.
Bu çerçevede Kur’an’ın tesettür ayetleri (Nur 31, Ahzab 59), insanın bu şahsiyet yapısını korumayı amaçlar. Ayetlerde amaç, kadını kamusal hayattan görünmez kılmak veya yüzünü örtmek değildir. Asıl maksat, iki boyutlu bir vakar oluşturur: hem erdemli davranış biçimi hem de sosyal saygınlık. Bu nedenle klasik fıkıh ekollerinin tamamına yakını, kadının yüzünün ve ellerinin avret olmadığını kabul eder. Bu hüküm, Kur’an’ın maksadıyla uyum içindedir; zira yüz, insanın kimliğini görünür kılan asli organdır.
Peçenin (kadının yüzünü tamamen örtmesi) İslam’ın ruhuna uygun görülmemesinin temel gerekçesi budur: İslam’ın şahsiyet ve kimlik ilkesi, insanın tanınabilir bir özne olarak varlığını gerektirir. Bir kimsenin yüzünü silmek, onu hukuki, toplumsal ve ahlaki bir özne olmaktan uzaklaştırır; bu ise Kur’an’ın maksadıyla bağdaşmaz. Hz. Peygamber döneminde kadınların ticaret, mescid, eğitim, tedavi, sosyal etkileşim gibi alanlarda yüzleri açık olarak bulunduğu bilinmektedir.
Dolayısıyla peçe, Kur’an’ın merkezî bir hükmü değil, sonraki dönemlerde belirli sosyokültürel koşulların etkisiyle doğan bir uygulamadır. Bu sebeple peçeyi dinin asli emirlerinden biri saymak hem Kur’an’ın maksadına hem de İslam’ın insan tasavvuruna uzak bir yorumdur.
“FİTNE GEREKÇESİ”NİN TARİHSEL GELİŞİMİ, ELEŞTİRİLERİ VE ERKEK MERKEZLİ AHLAK SORUNU
Kadının yüzünü örtmesini müstehap hatta bazı durumlarda vacip sayan azınlık fakih görüşleri, bunu genellikle “fitne” gerekçesine dayandırır. Ancak bu gerekçenin hem tarihsel hem metodolojik hem de teolojik açıdan ciddi sorunları vardır.
Öncelikle Kur’an’da fitne, savaş, zulüm, baskı, kaos veya inanç özgürlüğüne engel olma gibi geniş bir anlam dünyasına sahiptir. Kadının yüzüyle özdeşleşmiş bir fitne anlayışı Kur’an’dan çıkmaz. Bu ilişki, daha çok geç dönem fıkıh literatüründe, özellikle Şafiî ve Hanbelî geleneğinde, toplumda ahlaki bozulma olduğu kanaatine paralel olarak geliştirilmiş bir yorumdur. Bu yorum, fıkıh usulünde “ihtiyat” mantığına dayanır; yani sağlam delile değil, ihtimale göre hüküm üretir. Bu nedenle bağlayıcı bir hüküm oluşturmaz.
“Fitne dönemi” kavramı ise daha da muğlaktır: Ne zaman başladığı, kim tarafından tespit edildiği, hangi ölçüte göre belirlendiği belli değildir. Fıkıh usulü açısından muğlak bir kavram üzerine bağlayıcı hüküm bina edilmesi geçerli değildir. Bu durum, fitnenin belirsizliği nedeniyle, kadının görünürlüğünü keyfi biçimde sınırlayan ve kolayca suistimal edilebilen bir alan yaratır.
Dahası, fitnenin kaynağını tek taraflı olarak kadında görmek hem teolojik hem ahlaki açıdan problem üretir. Bu yaklaşım, kadını potansiyel tehlike, erkeği ise kendine hâkim olamayan bir varlık olarak kodlar. Oysa Kur’an, hem erkeklere hem kadınlara gözlerini sakınmalarını ve takva davranışını emreder. Bu emir çift yönlü sorumluluk doğurur; ahlaki yükü tek cinsiyetin omzuna bırakmaz. Fitneyi kadının yüzüne bağlamak, erkeklere yönelik ciddi bir zımni hakaret niteliği taşır: Erkek iradesinin zayıf olduğu, kendini kontrol edemeyeceği varsayılır. Bu, Kur’an’ın insan onuruna ve ahlaki öznellik anlayışına aykırıdır.
Sonuç olarak fitne gerekçesi, Kur’an’ın değerler sistemine yaslanmayan, tarihsel olarak belirli toplumsal gerginlik dönemlerinde ortaya çıkmış, usul açısından zayıf ve ahlaki açıdan sorunlu bir açıklamadır. Bu nedenle günümüz İslam hukukçularının önemli bir bölümü, peçeyi fitne argümanına dayalı biçimde zorunlu veya üstün bir uygulama olarak görmez. Asıl olan, İslam’ın insanı tanınabilir, sorumluluk taşıyan, görünür bir şahsiyet olarak kabul eden temel yaklaşımıdır. Peçe bu temel yaklaşımı daraltan bir uygulama olduğu için, İslam’ın ruhuna uygun bir zorunluluk veya tavsiye kategorisinde değerlendirilemez.
Yüz Örtünmesini Savunan Çevreler: Tarihsel ve Modern Yaklaşımlar
1. Klasik Fıkıhta Yüz Örtünmesini Savunan Çizgiler
Klasik dönem fıkıh literatüründe yüzün tamamen örtülmesini farz sayan bir mezhep bulunmamakla birlikte, bazı fakihler fitne endişesi veya toplumsal şartlara bağlı olarak yüz örtünmesini müstehap, ihtiyata uygun, hatta bazı dönemlerde gerekli görebilmiştir. Hanbelî fakihlerin bir kısmı ile bazı Şafiî yorumcular bu yaklaşımı daha belirgin biçimde dillendirmiştir. Bu yaklaşımın temelinde, toplumun ahlaki düzeninin bozulduğu dönemlerde belirli tedbirlerin alınabileceği fikri yer alır. Bununla birlikte bu savunular bağlamsaldır; dinin asli hükümleri olarak değil, dönemsel değerlendirmeler olarak görülmüştür.
2. Modern Dönemde Yüz Örtünmesini Destekleyen Gruplar
Modern dönemde yüz örtünmesini savunan çevreler daha çok üç grupta toplanabilir: (i) Selefî yorumcuların bir kısmı, yüzü avret kapsamında değerlendirerek en ihtiyatlı uygulamanın niqab olduğunu savunur; (ii) bazı gelenekçi kültürel topluluklar, niqabı dinî olmaktan önce toplumsal örfün bir parçası olarak sürdürür ve sonradan buna dinî anlamlar yükler; (iii) bazı tarikat çevreleri, özellikle kadın mahremiyetine ilişkin sıkı edep yorumları çerçevesinde yüzün örtülmesini teşvik edebilir. Bu grupların ortak özelliği, niqabı dinin zorunlu bir hükmü olarak değil, ya ahlaki tedbir, ya kültürel gereklilik, ya da takvâ uygulaması olarak gerekçelendirmeleridir.
3. Yüz Örtünmesini Savunanların Argümanları
Bu çevreler yüz örtünmesini temellendirirken birkaç ana argümana başvurur: (i) fitnenin yaygın olduğu toplumlarda ihtiyat gereği yüzün örtülmesi; (ii) kötülüğe giden yolları kapatma ilkesi olan saddu’z-zerâyi; (iii) yüzün güzelliğin odağı ve kimlik unsuru olması nedeniyle dikkat çekiciliğin azaltılmasının yararlı olduğu düşüncesi; (iv) örfün dinî hükümlere etki edebileceği kabulü; (v) takvânın daha fazla sakınma ile mümkün olduğu inancı. Bu argümanların hiçbiri Kur’an veya Sünnet’te açık bir farziyetle ilişkilendirilmemiş, daha çok bağlamsal değerlendirmelerle temellendirilmiştir.
4. Bu Yaklaşımlara Yönelik Eleştiriler
Modern İslam düşüncesinde bu savunulara güçlü eleştiriler yöneltilmiştir: (i) yüzün kapatılması insanın toplumsal görünürlüğü ve şahsiyetinin tezahürü ile çelişir; (ii) kadın bedeninin tek taraflı biçimde fitne kaynağı ilan edilmesi İslam’ın ahlaki denge anlayışıyla bağdaşmaz; (iii) ahlaki sorumluluğun yalnızca kadına yüklenmesi erkek öznesini sorumsuzlaştırır; (iv) niqabın birçok toplumda dinî bir zorunluluk değil kültürel bir pratik olduğu ve dinle karıştırıldığı ifade edilir; (v) fıkıh tarihinde çoğulcu bir yaklaşım bulunduğu ve yüzün açık olmasının esas kabul edildiği vurgulanır.
5. Değerlendirme
Sonuç olarak yüz örtünmesini savunanlar hem tarihsel hem modern bağlamlarda belirli sosyal, kültürel ve ahlaki kaygılarla bu görüşü geliştirmiştir. Bununla birlikte bu yaklaşım İslam’ın temel şer‘î hükümlerinden biri olarak görülmemekte; daha çok belirli dönemlere, örfe ve kişisel takvâ anlayışına dayanan bir uygulama olarak değerlendirilmektedir.
Yüzün tamamen örtülmesi, insanın toplumsal varlığını görünür kılan ve şahsiyetini ortaya koyan temel unsurun ortadan kaldırılması anlamına geldiğinden, birçok çağdaş İslam düşünürü tarafından İslam’ın ruhuna aykırı görülmektedir. Kur’an’ın insana yüklediği ahlaki sorumluluk, kimlik, görünürlük ve toplumsal etkileşim ilkeleri dikkate alındığında, kişinin yüzünü kimliksizleştirecek derecede örtmesi dinin özündeki denge, adalet ve şahsiyet ilkesine uygun değildir. Nitekim İslam’ın amacı, insanı toplum içinde sorumluluk sahibi bir özne kılmak iken, yüzün tamamen kapatılması bu özneleşmeyi zayıflatmakta ve dini, kültürel veya psikolojik kaygıların gölgesinde aşırı bir tedbircilik biçimine dönüştürmektedir.
Kaynakça
Fazlur Rahman, “Islam and Modernity”.
Abdullahi Ahmed an-Na’im, “Islam and the Secular State”.
Nasr Hamid Abu Zayd, “Rethinking the Qur’an”.
Leila Ahmed, “Women and Gender in Islam”.
Asma Barlas, “Believing Women in Islam”.
A. S. Tritton, “The Caliphs and Their Non-Muslim Subjects”.
Kecia Ali, “Sexual Ethics and Islam”.
