kapitalizm_1-702x336

Kodamanlar Taifesi-İmtiyazlılar zümresi

Bu ekip peygamber mesajının karşısına dikilen şirk gücünün asıl temsilcilerinin adıdır. Bunu kodamanlar olarak ifade edebiliriz. Bu ekibin asıl misyonu peygamberlerin mesajına, hakka ve gerçeğe karşı koymak, hakkın hâkim olmasına engel olmaktır. Her peygamberin karşısına bunların çıktığını görüyoruz. Bu ekibe en büyük desteği, gelenekleri dokunulmaz kılan şirk dinin mensupları vermiştir ve kıyamete kadar vermeye devam edecektir. Bundan sonra Allah’ın dinini yaşamak ve yaşatmak isteyen,  bunun mücadelesini veren muvahhîd müslümanların karşısına dikikeceklerdir. Günümüz dünyasının tevhide karşı şirki, adalete karşı zulmü, emeğe karşı sömürüyü, bağımsızlığa karşı emperyalizmi pazarlayan dinsiz veya dinci tezgâhlarının tümünü bu  ileri gelen mele’ ekibi yürütmektedir. Küresel düzlemde baktığımızda bu kodamanlar ekibi, kendi ülkelerinde, çoğu zaman, küresel emperyalizmin bölgesel valileri gibi çalışmaktadırlar.  Sözlükte “dolmak, doldurmak; yardım etmek, danışmak” mânalarına gelen mel’ kökünden türemiş bir isim olan mele’ kelimesi “bir görüş ve bir inanç etrafında bir araya gelen topluluk, toplumun ileri gelenleri, seçkinler, fikir danışılan ve görüşleri alınan kimseler” anlamına gelmektedir. Kur’an’da aynı zamanda fikir danışılan kimseleri ifade eden mele’ kelimesi, çoğu Hz. Mûsâ ve Firavun’dan bahseden âyetlerde olmak üzere özellikle peygamber kıssalarında otuz yerde geçmekte, hadislerde de kelimenin aynı anlamlarda yer aldığı görülmektedir. Kur’an’da mütref (refah yüzünden şımarıp azmış) (İsrâ 17/16), sâdât ve küberâ (liderler ve ileri gelenler) (Ahzâb 33/67) tabirleri de mele’ kavramına yakın mânalarda kullanılmıştır.(DİA).

Mele’ kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de sahip olduğu zenginlik, sosyal statü, soyluluk gibi imkânlara aldanarak hak dine ve onun peygamberine karşı mücadeleye girişen,  mü’minlere zulüm ve haksızlık yapan, zorbalık yapan inkârcı liderler hakkında zikredilmiştir. Bunların bâtıl inançları, haksız kazançları uğruna, kendilerine gönderilen peygamberlerin getirdikleri inanç esasları ve değerler doğrultusunda toplumda gerçekleştirmek istedikleri değişimi engellemeye çalıştıkları vurgulanmıştır. Mele’ kelime olarak bir olumsuzluğu bünyesinde taşımamakla birlikte; Kur’ân’da bu kelime ile toplumlarını, Allah’ın peygamberine karşı kışkırtıp, onlara uymaktan alıkoyan ve oldukça kibirli tiplerden oluşan zümre kastedilir. Bu tip mele‘in önemli bir özelliği de; toplumda iyilik, cömertlik, ilim, hikmet gibi insanı gerçekten yükselten vasıflarla değil; zorbalık, zulüm, hor görme gibi insanı aşağıların aşağısına indiren özelliklerle veya zenginlik ve dünyevî makamlarla üstünlük taslayanlardan oluşmasıdır. Genel olarak mele’ kelimesi olumsuz anlamda kullanılmıştır. Bazı âyetlerde (Yusuf, 12/43) kelimenin olumsuz bir anlam yüklenmeksizin “kendilerine danışılan kimseler” mânasında da kullanılmıştır. 

Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf gördükleri kesimden inananlara dediler ki: “Siz Sâlih’in, rabbi tarafından gönderildiğine gerçekten inanıyor musunuz?” … ( A‘râf, 7/75) âyetinde kibirli,  büyüklük taslamak anlamında, yine âyetlerde zulüm anlamında (A‘râf, 7/103), küçümseyici anlamında (Hûd, 11/27), alaycı (Hûd, 11/38), zenginliklerinden dolayı şımarıp azgınlaşan anlamında (Yûnus, 10/88), inatçı anlamında (Sa’d, 38/6) kullanılmıştır. Ayrıca peygamberleri ve ona inananları tehdit ettikleri (A‘râf 7/88, 90), atalarının bâtıl inançlarına sıkı sıkıya bağlı oldukları (Mü’minûn 23/24-25) da belirtilmiştir. Mele‘ takımı, kurulu düzeni ellerinde bulunduran varlıklı ve imtiyazlı kişilerden oluşan bu gruplar, iktidar güçlerini kaybetme ve bazı imtiyazlardan mahrum kalma korkusuyla sahip oldukları otoritenin hak din ve peygamber tarafından yıkılmasına ve çıkarlarının bozulmasına karşı çıkmışlardır. Peygamberimizin muhatabı olan Mekkeliler arasında bu kesimi Kureyş’in ileri gelenleri temsil ediyordu. “Onlara bir âyet geldiğinde (okunduğunda), “Allah’ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız” dediler.“(En‘âm, 6/124). Tarihin bütün dönemlerinde ve günümüzde inkârcılık veya bâtıl inançlarda ısrar etmenin temelinde çoğunlukla kıskançlık, gurur ve kibir, yanlış geleneklerin veya telkinlerin etkisini aşamama gibi psikolojik sebepler bulunmaktadır. Hz. Muhammed’in risâletini kıskanan Mekke ileri gelenleri de soylu veya zengin olduklarını gerekçe göstererek kendilerinin yahut kendi kabilelerinden birinin peygamberliğe daha lâyık olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Peygamber, Kâbe’nin yanında secdeye vardığı bir sırada etrafında bulunan Kureyş müşriklerinden Ukbe b. Ebû Muayt’ın kendisini tâciz etmesi üzerine şöyle demiştir: “Allahım! Kureyş’ten olan bu topluluğun (mele’) yaptıklarını sana arzediyorum. Ebû Cehil b. Hişâm’ı, Utbe b. Rebîa’yı, Şeybe b. Rebîa’yı, Ukbe b. Ebû Muayt’ı, Ümeyye b. Halef’i sana havale ediyorum” (Buhârî, “Cizye”, 21). Dârünnedve bir mele’ meclisi idi. Mele‘ takımının seçiminde ilim, irfan, ahlak, vukuf gibi, insanı yücelten değerlere değil, insan üzerinde baskılar kuran özelliklere önem verilmiştir. Günümüzde ABD zulüm imparatorluğu, küresel düzeyde istihdam ettiği kodamanlar takımına daima lider mevkilerine görüntüsü etkili tipleri seçer. Bunlar, zulüm ve etkili bir baskıyı kuracak görüntüye sahiptirler ama bunun dışında hiçbir özelliğe sahip değillerdir. Hele vicdan ve irfan sahibi asla değillerdir. Çünkü böyle bir nasip, bu insanların zulüm saltanatlarının hizmetine girmelerine daha baştan engel olur. Böyle olduğu içindir ki, zulüm saltanatları içi boş, ama görüntüsü etkili elemanları bulur ve hizmetindeki kodamanlar ekibinin bir yerine monte eder. Bu içi boş, dışı etkili zulüm araçları, bazen çocukluk yıllarından tespit edilerek takibe alınır ve günü geldiğinde sahnelenir.

Mele’ takımı ülke içinde daha çok danışmanlık hizmeti veren meddah, yağcı-yalaka besleme takımıdır. Ülke dışında ise zulüm saltanatlarıyla işbirliği yapan yandaş liderler bulurlar. Peygamberlerin tevhit mücadelesi şirk dinini her zorladığında bu ekip can havliyle öne çıkmakta ve bütün gücüyle savunma yapmaktadır. Zulüm ve şirk saltanatının koruyucu ileri gelenleri, tevhit ve adalet mesajından duydukları kaygıyı dile getiren şu âyetler çok manidardır: “Şimdi bunlar da kendilerine aralarından bir uyarıcı gelmesine şaşıyorlar ve bu inkârcılar şöyle diyorlar: Bu adam bir sihirbazdır, tam bir yalancıdır. Tanrıları tek tanrıya mı indiriyor? Bu gerçekten şaşılacak bir şey!” Onların ileri gelenleri harekete geçip şöyle dediler: “Yolunuzda yürüyün! Tanrılarınıza bağlılıkta direnin! İşte (sizden) istenen budur. Bildiğimiz son dinde böyle bir şeyi işitmedik; bu uydurmadan başka bir şey değil. İlâhî uyarı içimizden ona mı indirildi şimdi!” İşin doğrusu onlar benim uyarım karşısında kuşku içindedirler. Hayır, azabımı henüz tatmadılar!” (Sâd, 38/4-8). Mele’ diye anılan ileri gelen yandaş takım üç alt grup oluşturmaktadır. İş ve para ağaları: Karun tip, Yandaş bürokratlar: Hâman tip, Kutsallaştırılmış din adamları: Bel’am tip. Bu üç sınıf her zalim ve zorbanın yanında bulunmaktadır. Zîrâ, zulüm saltanatlarının devamı bu ekiplere bağlıdır. Bu nedenle hak ve hakikatin karşısında bütün güçleriyle durup onu etkisizleştimeye, yok etmeye çalışırlar. Zîrâ, hak ve hakikat ortada iken zulüm ve şirk düzenin devamı mümkün olmamaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de mele’in özellikleri şunlardır: 1). Kibirlenme, diğer insanları küçük görme, istikbâr: (A‘râf, 7/75,88). 2). Başkalarını ezip horlama, sömürme, istiz’af: (A‘râf, 7/75; Ankebût, 29/1-6). 3). Küçümseme,  umursamama, alay etme, istihfaf: (A‘râf, 7/66; Hûd,  11/27, 38). 4). Tehdit etme: (A‘râf, 7/88,90). 5). Dinsizlik ve sapıklıkla itham: (A‘râf, 7/60); 6). Zulüm:  (A‘râf, 7/103). 7). Kendince kesin kanıtlar ile karşısındakini etkisizleştimek: (Mü’minun, 23/24). 8). Servet ve refahta azip zorbalaşmak, firvunlaşmak, itraf: (Mü’minun, 23/33).

Aklın, düşünmenin önündeki engellerden biri de insanın sahip olduğu mal, mevki ve makamdır. İnsanlar sahip olduklarını kaybetmek istemezler ve canı pahasına savunurlar. Hele sahip olduğu bu mal ve makamı hak etmeden elde edenler buna daha fazla baglanmakta ve bunu var gücüyle korumak istemektedirler. Zira bu gibi şeylere kendi imkân ve yetenekleriyle sahip olamayacağını bilmektedirler. Dolayısıyla bunları kaybetmekten çok korkarlar. Maddî bir şeye aşırı bağlılık aklı ve özgür düşünceyi devreden çıkarıp bağımlı düşünmeyi sağlar. Bu tip insanların doğru düşünmesi ve gerçeği görmesi mümkün değildir. Bu tür insanları kullanmak ve yönlendirmek daha kolay olmaktadır. Belli bir paye ve mal ile bunları kendilerine bağımlı hale getirip kendi iktidarını sağlamak için bu tipleri payanda olarak kullanırlar. Bu kişilerde sahip olduklarını kaybetmemek için kralın her istediğini yapmak zorunda kalmaktadır. Bazen bunu oyle içselleştirmektedir ki kraldan daha fazla kralcı olabilmektedirler. Mal ve makam dünyanın geçici metaları olarak görülmediği zaman kişinin serbest düşünmesini engelleyen bir perdeye dönüşmektedir. Bu nedenle İslâm’da aklın önündeki tüm engeller kaldırılmıştır. Burada asıl mesele mal ve makam sahibi olmak degil; onları amaç hâline getirmek ve kaybetmemek için her türlü yol ve yönteme başvurmaktır. Sahip olduğu mal ve makamı baskı unsuru olarak kullanmaktır.

Hüseyin KUBAT

Kasım 2024 Burhaniye

Bir yanıt yazın