HİDÂYET
Hidâyet (hüdâ, hedy) “doğru yola girmek, doğru yolu göstermek” mânasında masdar, “doğru yol, kılavuzluk” anlamında isim olarak kullanılır ve “amaca ulaştıracak yolu gösterme, bu yol için kılavuzluk etme” diye de tanımlanabilir. Kur’ân-ı Kerîm’de hidâyet kelimesi yer almamakla birlikte hüdâ seksen beş yerde geçmektedir. Bu kavram Kur’an’da, çeşitli fiil sîgalarının yanı sıra hâdî, hüdâ, mühtedî isimleriyle birlikte 300’den fazla yerde tekrarlanmakta ve büyük çoğunlukla Allah’a izâfe edilmektedir. Bunun yanında mutlak mânada ilâhî vahye, başta Kur’an olmak üzere ismen semâvî kitaplara, meleklere, yine genel anlamda peygamberlere ve ismen Hz. Muhammed’den başka Hz. İbrâhim’e, Dâvûd’a, Mûsâ’ya ve peygamberlerin ümmetlerine de nisbet edilmektedir. (DİA).
Konumuzla ilgili olan manalar, doğru yol, doğru yola ulaşma ve ulaştırmadır. Müfessirler; yol gösterme, kılavuzluk etme, lütufla kılavuzluk etme anlamında kullanıldığını belirtmişlerdir. Hidâyet genel olarak Allah’a izâfe edilmektedir. İnsanları hidâyete erdiren Allah’tır. Allah’ın insanlara olan hidâyeti dört merhalede oluşmaktadır:
1. Her mükellefe lutfettiği akıl ve idrak yetenekleriyle hayatını sürdürmeyi sağlayan zaruri bilgiler.
2. Vahiy ve peygamberler yoluyla yaptığı davet.
3. Hidâyeti benimseyenlere lutfettiği tevfîk.
4. Hak kazananları âhirette cennetle mükâfatlandırma. Hidâyeti “sonuca ulaştıracak şekilde yol gösterme” diye tanımlayan âlimlere göre mükellefin sorumlu tutulabilmesi için onun Allah tarafından gösterilen doğru yolu kendi iradesiyle benimsemesi veya reddetmesi gerekir. Allah, kurtuluşa götüren yolu bütün kullarına peygamberler ve ilâhî kitaplar vasıtasıyla açıklayıp göstermiştir.
Hidâyet konusu Kur’an’da daha çok bu çerçevede yer almış ve ilâhî hidâyetin bu anlamda bütün mükellefleri kapsayıcı bir mahiyet taşıdığına işaret edilmiştir. “Ey Muhammed de ki: Ey insanlar, size Rabbiniz tarafından bir hak geldi. Kim doğru yola giderse, kendi lehine doğru yola gitmiş olur. Kim de saparsa, kendi aleyhine sapmış olur. Ben üzerinize vekil değilim” (Yûnus, 10/108). Ayrıca bir başka âyette; “Ve de ki: Gerçek, rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin…“(Kehf 19/29). Bu tüm insanlar için bir hidâyet, yol göstermedır.
Allah’ın el-Hâdî oluşu, genel ve özel olmak üzere iki türdür. Allah’ın tüm varlıklara hayatlarını sürdürebilmeleri için içgüdülerine (fıtratlarına) ihtiyaç duyduklarını yerleştirmesine genel hidâyet, mümin kuluna doğru yolu göstermesine ise özel hidâyet denilmiştir. Allah, imanlarını kuvvetlendirmek ve İslâm’da sabit kalmalarını sağlamak üzere doğrudan veya dolaylı bir şekilde müminlerin kalplerine basîret verir, onlara havâtır -insanın iradesi dışında zihnine gelen iyi veya kötü düşünceler- yoluyla imanlarını teyit eden bilgiler öğretir. Allah’ın müminleri hidâyete erdirmesi, iman ve itaatlerine karşılık olarak onları mükâfatlandırıp cennete koyması veya müminleri “mühtedî” diye adlandırması şeklinde de te’vil edilebilir. (DİA). “Allah, kimi doğru yola erdirmek isterse onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de sapıklığa düşürmek isterse, onun göğsünü göğe yükseliyormuşçasına dar ve sıkıntılı yapar. Allah, iman etmeyenlerin başına böyle belâ ve sıkıntılar yağdırır.” ( En‘âm 6/125). Allah’ın kâfir, zâlim ve fâsık kullarını hidâyete erdirmeyeceğini ifade eden âyetler ise onların, gösterilen doğru yolu kabul etmemelerinin dünyada başlayan bir cezası olarak hususi hidâyetten (tevfîk) mahrum bırakılmaları tarzında anlaşılmalıdır. Şu halde Allah’ın dilediklerini hidâyete erdirmesi, dilediklerini de saptırması gösterilen hidâyet yolunun benimsenmesi veya reddedilmesiyle ilgilidir. “İki grup hâlinde: Bir grubu Allah doğru yola erdirmiştir. Diğer grubun ise, yanlış yolu seçmeleri yüzünden sapıklığa düşmesi kaçınılmaz bir gerçek olmuştur. Çünkü o sapıklığa düşenler, Allah’ı bırakıp şeytanları dost edindiler; yine de kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (A’raf 7/30).
Kur’an âyetlerine göre hidâyette, doğru yolu bulmada insanın kesin hürriyeti vardır. (Yûnus 10/108). Bazı âyetlerde Allah’ın hidâyeti kendisine izâfe etmesi, o fiilî yaratması dolayısıyladır. Allah insana akıl ve irade vermiş, tercihi kendisine bırakmıştır. İnsanın sorumluluğu bundan dolayıdır. Ve de ki: Gerçek, rabbinizden gelendir. Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin…“(Kehf 19/29). Allah hakkı, gerçek ve doğru olanı insanlara peygamberler vasıtasıyla göndermiştir. İnanmak veya reddetmek insanın kendi tercihidir. “Ve: Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennem ehli arasında olmazdık! diye ilâve ederler.”(Mülk 67/10). Bu ayet bir gerçeğin itirafıdır. İnsan vahye kulak verip dinler veya aklederse gerçeği, hak ve doğru yolu bulup hidâyete erecektir.
Hidâyet de insana ait bir eylem olduğundan insanların diğer eylemleri gibi Allah tarafından yaratılmıştır. Dolayısıyla insan, hür iradesi ile fiili seçer ve gerekli gücü sarf eder, Allah da ona göre irade ve takdîr buyurarak kulun iradesi doğrultusunda yaratır. (Altıntaş, Ramazan, Kur’an’da Hidâyet ve Dalâlet, Pınar Yayınevi, İstanbul, 1995, s. 85). Ancak hidâyete erdirmediği kimseler, Allah’ın onlara haksızlığı olmayıp amellerini tercihleri doğrultusunda yaratmasıyladır. Bu bağlamda Kur’an’da Allah’ın hidâyete erdirmediği kişilerin şu sıfatları taşıyanlar olduğuna işaret edilmiştir.
1. Büyük günahları ısrarla işleyip tevbe etmeyenler.
2. Zalimler.
3. Bile bile inkâr edenler.
4. Yalancılar
5. Nankörler.
6. Haddini aşanlar.
7. Şeytanı dost edinip ona tâbi olanlar.
Kulun hidayetine sebep olan faktörlerin ise şunlar olduğunu söylemek mümkündür.
1. Hidâyet İçin Çaba Göstermek. “Kim bir iyilik yaparsa, ona on katı vardır.” (En’âm, 6/160).
2. Allah’tan Hidâyet Dilenmek. “Bizi doğru yola ilet.” (Fatiha, 1/6).
3. Kur’an Okumak ve Manasını Anlamaya Çalışmak.”Gerçekten bu Kur’an en doğru yola götürür” (İsrâ, 17/9, (İsrâ, 17/9).
4. Kur’an’a Tâbi Olmak. “Rabbinizden size indirilene uyun.”(Â’râf, 7/3).
5. Allah’ın Elçisine Tâbi Olmak. “Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.” (Fâtır, 35/24).
6. İman Edip Salih Amellerde Bulunmak. “Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.”(Hac, 22/54).
7. İhsânda Bulunulmak. “İyiliğin karşılığı da ancak işte böyle iyiliktir.”(Rahmân, 55/60).
8. Allah’a Tevekkül Etmek. “Mü’minler yalnız Allah’a güvensinler.” (Âl-i İmrân, 3/122.
9. Günahlardan Tevbe Etmek ve Allah’a Yönelmek. “Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tevbe edin.”(Tahrim 66/8).
Hidâyette Allah’ın etkisi, insanın ve fiillerinin yaratıcısı olması ve doğru yolu göstermesidir. İnsanın etkisi ise gerçeği görüp dinlemek ve ona göre karar vermektir. Hidâyeti bulmak kadar onda sebat, devam etmek te önemlidir. Bunun için kişinin kendisini sürekli sorgulaması, aynı zamanda arkadaşına, dostlarına da sorgulatması gerekir. Burada eleştiri ve uyarının önemi ortaya çıkmaktadır. Eleştiri kültürü çok önemlidir ve müminin buna sahip olması şarttır. Kur’ân-ı Kerîm sürekli olarak inançların, atalardan devralınan kültürün sorgulanması gerektiği üzerinde ısrarla durmaktadır. “Onlara (müşriklere): Allah´ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? ” (Bakara 2/170). Geçmişin kültüründen faydalanmak elbetteki gereklidir. Ancak geçmişi kutsamak, atalardan devralınan herşeyi doğru kabul edip, sorgulamamak kişiyi hidâyetten, doğru yoldan saptırır ve bağnaz, cahil bir kişiliğe büründürür. Bu yapıdaki bir insanın gerçeği ve hakkı bulması mümkün değildir.
Ayrıca hidâyette sabit kalnak için sürekli Allah’ın kitabı Kuran’ı Kerim ile birlikte olmak gerekir. Fikirlerini, düşüncelerini sürekli O’nun onayından geçirmek gereklidir. Mü’min kişi sahip olduğu inanç ve düşüncelerini Kur’ân’a onaylatmak için değil, inanç ve düşüncelerini O’na göre düzenlemek için okumalıdır. Böyle bir tavırla Kur’ân’a yaklaşan kimseye Allah doğru yolu gösterdiği gibi onu bu yolda sabit tutacaktır.
“Allah, doğru yolda yürüyenlerin bu yola olan bağlılık ve teslimiyetlerini daha da artırır. Kalıcı olan sâlih ameller, Rabbinin yanında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de sonuç itibariyle daha iyidir! “(Meryem 19/76).
