Aristoteles: Kötü Bir Yazar, Ama İyi Bir Filozof mu?

0
Aristotle-FH

Aristoteles’in yazıları hakkında kimi okurlar onun doğruluğundan, kimileri üslubundan, kimileri ise sözlerindeki titizlik, keskinlik ve içgörüden etkilenmiştir. Geç Roma Cumhuriyeti’nin en önde gelen edebiyat adamı Marcus Tullius Cicero, Aristoteles’in edebî tarzını hatta “aureum flumen” — “altın bir nehir” — olarak nitelemiştir.

Ne var ki Cicero azınlıktaydı. Aristoteles büyük bir düşünür, yenilikçi, öğretmen, araştırmacı, tarihçi ve uluslararası bir ikon olabilir; fakat onu büyük bir yazar olarak görenlerin sayısı oldukça azdı.

MS 5. yüzyılın etkili filozof ve eleştirmeni Ammonius Hermiae, bu eksikliği mazur göstermekle kalmayıp onu olumlu bir niteliğe dönüştürmeye çalıştı. Ona göre Aristoteles, metninin kolayca delinip geçilmesini zorlaştırmak amacıyla bilgiyi bilinçli olarak saklamıştı; böylece “iyi insanlar bu sebeple zihinlerini daha fazla zorlayacak, dikkatsizlik yüzünden savrulan boş zihinler ise kapalılıktan kaçacaktır.”

Yani kötü bir yazar değildir; sadece bizim gibilerin anlayamayacağı kadar iyidir!

Bununla birlikte başka bir antik eleştirmen daha yaygın kanaati şöyle dile getirmiştir: Aristoteles “konusunun güçlüğünü, dilinin kapalılığıyla kuşatarak çürütülmekten kaçınır; yakalanmasını zorlaştırmak için bir mürekkep balığı gibi karanlık üretir.”

Aristoteles’i savunmak gerekirse, o son derece zarif yazılmış felsefenin tartışmasız ustası olan Platon’un meydan okumasını devralmıştı. Böylesi bir ustayı takip etmek kuşkusuz zor bir görevdi.

Dr. Jonathan Barnes’in Aristoteles üzerine temel eserinde yaptığı önemli bir uyarıyı da eklemek gerekir: “Güzel sözler şalgamı yağlamaz; güzel dil bilimsel bir kazanç sağlamaz.”

Belki de Aristoteles ilk bakışta itici, ardından ansızın ve acımasızca karşı konulamazdır. O, felsefe için, tıpkı sigaranın eğlence için olduğu gibidir — fakat sağlık açısından sonsuz derecede daha faydalıdır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki antik çağda okunan Aristoteles ile bugün okuduğumuz Aristoteles aynı değildir. Onu üne kavuşturan erken dönem eserleri artık elimizde değildir ve muhtemelen ebediyen kaybolmuştur. Günümüze ulaşan metinler, onun MÖ 335–322 yılları arasında Atina’daki ikinci döneminde kaleme aldığı eserlerdir.

Bu metinler aslında ders notları, öğretmenin kitabı niteliğindeydi; okunmak, yeniden okunmak, notlar düşülmek, denenmek ve Aristoteles ile meslektaşları tarafından geliştirilmek üzere tasarlanmıştı. Bu nedenle eserlerinin zaman zaman kopuk ve kendi içinde çelişkili görünmesi şaşırtıcı değildir.

Buna rağmen Aristoteles Avrupa zihni üzerinde — ve dolayısıyla Amerika ve Antipodlar üzerindeki düşünce dünyasında — derin bir etki bırakmıştır. Ortaçağ Yahudi âlimleri tarafından saygı görmüş, İslam dünyasındaki düşünürler ise ona “ilk öğretmen” demiştir. Dante onu “bilenlerin ustası” diye anmış, Thomas Aquinas ise kısaca “Filozof” diye adlandırmıştır.

Onun zihninin “düzenli, dengeli ve hayranlık uyandıracak derecede geniş” olduğu söylenir. Hatta bazıları, öğrenilmesi mümkün olan her şeyi bilen son insanın o olabileceğini düşünür.

Aristoteles bir yazardan çok bir hatipti; bu nedenle sözleri ideal olarak okunmaktan ziyade işitilmelidir. O hâlde düşünme kudreti bakımından sınır tanımayan bir adamın ilham verici sözleriyle bitirelim:

“İnsan olduğumuz için yalnızca insanca düşünmemizi, ölümlü olduğumuz için yalnızca ölümlü düşüncelerle yetinmemizi öğütleyenleri dinlememeliyiz; tersine, mümkün olduğunca kendimizi ölümsüzleştirmeli ve içimizdeki en üstün unsur doğrultusunda yaşamak için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü o unsur hacimce küçük olsa bile güç ve değer bakımından her şeyden çok daha üstündür.”

*Ben Potter

Bir yanıt yazın