RAMAZAN NOTLARI-1: İnsanın Haysiyeti mi Sistemin Verimliliği mi?
Zamanın içinden geçmiyoruz; zaman bizim içimizden geçiyor. Mekânı işgal etmiyoruz; mekân bizi taşıyor. Fakat şimdi başka bir eşiğe yaklaşıyoruz. Paranın taş hâlinden kâğıda, kâğıttan sayıya, sayıdan koda evrildiği bu çağda yalnızca ekonomik bir dönüşüm yaşamıyoruz; değer anlayışımızın ontolojisi değişiyor. #CBDC adı verilen #dijitalpara, sadece bir ödeme aracı değildir. O, değerin görünmezleşmesi ve aynı anda mutlak biçimde görünür kılınmasıdır. Eskiden elimizde tuttuğumuz nakit, sessiz bir özgürlük alanıydı; insanın kendi iradesiyle temas edebildiği son maddi temsillerden biriydi. Şimdi ise değer, bir veri akışına, algoritmik bir kayda, sistem hafızasına dönüşüyor.
Burada soru teknik değil, varoluşsaldır: Değer nedir? Değeri kim tayin eder? Ve insan, değerinin kodla ölçülmesine ne kadar razıdır?
Anonim ödeme imkânının ortadan kalkması yalnızca pratik bir değişim değildir. Bu, insanın iç dünyası ile kamusal alan arasındaki sınırın incelmesi demektir. Para, insanın niyetine en yakın aynalardan biridir. Harcama bir tercihtir; tercih ise iradenin yansımasıdır. Eğer her tercih kayda geçiyor ve analiz ediliyorsa, irade ne kadar hür kalabilir? Dijital kimlik ile dijital para birleştiğinde ortaya çıkan şey, sadece takip edilebilir bir ekonomi değildir; aynı zamanda şeffaflaştırılmış bir insan tasavvurudur. Bu, insanı davranış kalıplarına, risk puanlarına ve istatistiksel eğilimlere indirgeme tehlikesidir. Orwell’in 1984’ü kaba bir gözetim düzenini anlatıyordu; bugünün dünyası ise gönüllü mahremiyetin alenileştirilmesi yok edilmesi, sahte konfor ve görünmez denetim ve iradenin yok edilmesi üzerinden işleyen bir izlenebilirlik ve dijital bir diktatörlük sistemi kurma peşindeler Ancak burada unutmamamız gereken bir hakikat vardır: Teknoloji kader değildir. Teknolojiyi insanlığa ŞEYTANİZM ODAKLI kaçınılmaz bir yazgı gibi dayatmak isteyen anlayışlara karşı, Türkiye’nin teknolojiye anlam kazandıracak bir değerler manzumesi üretme kapasitesi vardır. Üzücü olan, siyasetin bu konulara yokmuş gibi davranması ve küresel ölçekte üretilen Şeytanizm odaklı dalgaya uyum sağlamanın meseleleri çözeceği yönünde bir görüntü vermesidir. Kader, insanın iradesine verdiği değerdir. Eğer kaderimizi, kendi irademiz ve siyasal tercihlerimizle, değer merkezinden kopuk biçimde ŞEYTANİZMİN İNSANI YOK ETMEYE ODAKLI şekillendirmeye kalkarsak; bizden sonraki nesillerin kimlik ve inanç bakımından savrulmuş bir zeminde PAGANLAŞACAGI VE PAGANİZM esaslı hayatı yaşayabileceği be ülkemizin PAGANLIK MERKEZİ olma ihtimalini de tarihe not düşmüş oluruz. Bu durum, dindarlık ve Müslüman kimlik vurgusunun güçlü olduğu bir SİYASAL İKTİDAR dönemin, paradoksal biçimde başka bir süreci PAGANLAŞMA SÜRECiNİ hazırladığı şeklinde kayda geçer.
Zaman ve mekânın emanet olduğu bilinciyle yaşayan insan için mesele şudur: Değerimizi sistem mi tanımlayacak, yoksa biz mi değeri tanımlayacağız? Paranın dijitalleşmesi kaçınılmaz görünebilir. Ancak onun ilkelerini, ahlakını ve yönetilme biçimini ŞEYTANİZM ODAKLI DEĞİL, insan onuruna ve yaratılışın doğal dengesine uygun şekilde şekillendirmek mümkündür. “Bu mümkün değildir” diyen yenik ve kompleksli akıllarla bu süreç sağlıklı biçimde yönetilemez. Fakat insanın özünün algoritmaya indirgenmesi kaçınılmaz değildir. Algoritma kalbe müdahale edemez. Algoritma insan ruhunu ölçemez. O hâlde insan ruhunu, iradeyi ve aklı teslim ederek kendimizi savunmasız hâle getirmek doğru değildir. Asıl mücadele para biçimleri arasında değil; insanın haysiyeti ile sistemin verimliliği arasındadır.
Metin Külünk
Türk siyasetçi ve mühendistir. 2011-2018 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilliği yapmıştır.

