Sofist Rasyonalizmi Modern Felsefeye Yamama Çabaları: Descartes ve Kant’ın Tahrifi Üzerine
Kant ve Descartes’ta Yanlış Anlamalar
Modern felsefe tarihinde hem Descartes hem de Kant çoğu zaman indirgemeci biçimde okunmuştur. Descartes genellikle aklı mutlaklaştıran bir rasyonalist, Kant ise metafiziği ortadan kaldıran bir düşünür gibi sunulur. Bu tür okumalar, her iki filozofun düşüncesindeki daha derin ilkesel yapıyı gözden kaçırır. Oysa hem Descartes hem de Kant için asıl mesele aklın kendisi değil, aklın hangi ilkeye bağlı olarak işlediğidir.
Akıl kendi başına bir değer değildir; akıl bir araçtır. Aynı akıl farklı amaçlara hizmet edebilir. Bir insan tünel kazabilir: bu tünel bir banka soygunu için de kazılabilir, bir şehrin kanalizasyon sistemini kurmak için de. Teknik beceri ve emek aynı olabilir; fakat eylemin anlamı tamamen farklıdır. Aynı durum başka alanlarda da görülür. Bir diş hekimi bir dişi tedavi etmek için müdahalede bulunur; işkence eden biri de benzer bir fiziksel müdahalede bulunabilir. Eylemin biçimi benzese bile, eylemin ahlaki anlamını belirleyen şey kullanılan teknik değil, onu yönlendiren ilkedir. Dolayısıyla akıl tek başına yeterli bir ölçü değildir; aklın değerini belirleyen şey onu yöneten ilkedir.
Descartes’ın düşüncesi bu noktada sık sık yanlış anlaşılır. Onu yalnızca mekanik bir rasyonalizmin temsilcisi gibi okumak doğru değildir. Descartes aklı herkesde bulunan bir yeti olarak görür; ancak asıl mesele aklın nasıl kullanıldığıdır. Bu nedenle onun metinlerinde aklın doğru kullanımı sürekli vurgulanır. Bir avukat ile bir hâkimin aklı kullanma biçimleri arasındaki fark buna iyi bir örnektir: her ikisi de akıl sahibidir, fakat aklın yöneldiği amaç farklıdır. Descartes’ın aradığı şey sofistlerin araçsal aklı değil, hakikate yönelen bir akıldır; başka bir ifadeyle, logos geleneğine daha yakın bir akıl anlayışıdır.
Benzer bir yanlış okuma Kant için de yapılır. Kant çoğu zaman metafiziği reddeden bir filozof gibi sunulur. Oysa Kant’ın yaptığı şey metafiziği ortadan kaldırmak değil, aklın yanlış kullanımını eleştirmektir. Kant’ın eleştirisi özellikle aklın teorik bilgi alanındaki sınırlarını belirlemeye yöneliktir. Bu sınırlar çizilirken Kant’ın amacı metafiziği değersizleştirmek değil, aklı kendi alanı içinde tutmaktır.
Bu bağlamda Kant’a atfedilen bazı yüzeysel yorumlar ciddi bir yanlış anlamaya dayanır. Özellikle “Tanrı’yı varsaymamız gerekir” şeklinde dile getirilen kaba yorumlar, Kant’ın düşüncesini basitleştiren ve onu neredeyse faydacı bir hipoteze indirleyen yorumlardır. Kant’ın söylediği şey Tanrı’nın keyfî bir varsayım olduğu değildir. Aksine Kant’ın ahlak anlayışı, insan aklının pratik boyutunun insanı zorunlu olarak özgürlük, Tanrı ve ölümsüzlük ufkuna yönelttiğini gösterir. Burada söz konusu olan şey rastgele bir varsayım değil, aklın kendi iç yapısında ortaya çıkan zorunlu bir yönelimdir.
Bu nedenle Kant’ta ahlak ile metafizik birbirinden kopuk alanlar değildir. Ahlaki zorunluluk yalnızca faydaya ya da deneysel gerçekliğe indirgenemez. “Yapmalısın” diyen bir ahlaki ilke, deneysel gözlemlerden türemez; bu nedenle ahlak kaçınılmaz biçimde metafizik bir ufka açılır. Kant’ın ahlak felsefesi de tam olarak bu noktada metafizik sorunu yeniden gündeme getirir.
Sonuç olarak hem Descartes hem de Kant çoğu zaman sanıldığı gibi aklı mutlaklaştıran filozoflar değildir. Her iki düşünür de aklın araçsal kullanımını eleştirir ve aklı yönlendiren daha yüksek bir ilke sorununu gündeme getirir. Akıl kendi başına nihai ölçü değildir; aklın değerini belirleyen şey onun hangi ilkeye bağlı olarak kullanıldığıdır. Bu nedenle modern felsefenin bu iki büyük düşünürünü anlamak için aklı yalnızca teknik rasyonalite olarak değil, hakikat ve ilke arayışı içinde değerlendirmek gerekir.
Bu tartışmayı tarihsel bağlamından koparmak da ciddi bir hataya yol açar. Özellikle Descartes söz konusu olduğunda, onun düşüncesini yalnızca soyut bir rasyonalizm olarak okumak yanıltıcıdır. Descartes’ın yaşadığı dönemde Avrupa’da kilise otoritesi aklın kullanımını daraltan güçlü bir sınır koymuştu. Bu bağlamda Descartes’ın yaptığı hamle, aklı sınırsız bir araç hâline getirmek değil, aklı yeniden ilkesel bir temele oturtmaktır. Dolayısıyla Descartes’ın düşüncesini sofist bir araçsal akıl anlayışı içinde yorumlamak hem tarihsel zeminden kopuk bir okuma hem de ciddi bir çarpıtmadır.
Descartes ve Kant hakkında yapılan birçok yorumun ortak bir problemi vardır: rasyonaliteyi sofist bir akıl anlayışıyla özdeşleştirmek. Oysa aklı yalnızca araçsal bir zekâ veya teknik hesaplama gücü olarak görmek, hem Descartes’ın hem de Kant’ın düşüncesini ciddi biçimde çarpıtır. Sofist akıl hakikati değil, başarıyı hedefler; araçsaldır ve ilkesizdir. Buna karşılık hem Descartes hem de Kant için akıl ilkesel bir zemine bağlıdır. Bu nedenle rasyonaliteyi sofist akıl gibi algılamak ve Kant ile Descartes’ı bu dar akıl anlayışı içinde yorumlamak yüzeysel bir okumadır. Özellikle Kant’ın metafiziği yıktığı yönündeki yaygın iddia bu tür bir yanlış anlamanın ürünüdür. Kant metafiziği ortadan kaldırmaz; aksine aklı yalnızca dar bir teorik zihin faaliyetine indirgemeye karşı çıkar. Kant’ta akıl tek boyutlu değildir: teorik akıl doğa bilgisinin alanında işler, pratik akıl ahlak alanını açar ve yargı gücü ise estetik ve teleolojik değerlendirmeler aracılığıyla bu alanlar arasında bir köprü kurar. Bu nedenle Kant’ta akıl salt zihne indirgenemez. Belirli bir bakımdan Kant’ın yaptığı şey aklı Sokratik ve Platoncu anlamda logosa yeniden yaklaştırmaktır.
Descartes için de benzer bir yanlış okuma yapılmaktadır. Onu yalnızca mekanik bir rasyonalizmin kurucusu gibi görmek, düşüncesini tarihsel bağlamından koparmak anlamına gelir. Descartes’ın yaşadığı dönemde Avrupa’da kilise otoritesi aklın kullanımını belirli sınırlar içinde tutmaya çalışıyordu. Descartes’ın müdahalesi aklı ilkesiz bir araç hâline getirmek değil, aklı yeniden hakikat arayışının merkezine yerleştirmektir. Bu nedenle Descartes’ın akıl anlayışı sofistlerin araçsal aklına değil, hakikate yönelen logos geleneğine daha yakındır.
Descartes’ın düşüncesinde akıl salt rasyonel bir hesaplama yetisi değildir. İnsan zihninde bulunan mükemmellik fikri ve bilmenin şüpheden üstünlüğü, aklın yalnızca zihinsel bir işlem olmadığını gösterir. Bu fikirler Descartes’a göre sonlu insan zihninin üretimi değildir; aksine varlığın ontolojik yapısına işaret eder. Bu nedenle Descartes’ta akıl sofist bir rasyonalitenin değil, hakikate yönelen logosun ifadesidir.
Kaynakça
Ameriks, Karl. Interpreting Kant’s Critiques. Oxford: Oxford University Press, 2003.
Allison, Henry E. Kant’s Transcendental Idealism: An Interpretation and Defense. New Haven: Yale University Press, 2004.
Descartes, René. Meditations on First Philosophy. Trans. John Cottingham. Cambridge: Cambridge University Press, 1996.
Descartes, René. Discourse on the Method. Trans. Donald A. Cress. Indianapolis: Hackett Publishing, 1998.
Descartes, René. Principles of Philosophy. Trans. Valentine Rodger Miller and Reese P. Miller. Dordrecht: Kluwer Academic Publishers, 1983.
Gilson, Étienne. Descartes and the Metaphysics of Medieval Thought. Chicago: University of Chicago Press, 1990.
Gaukroger, Stephen. Descartes: An Intellectual Biography. Oxford: Oxford University Press, 1995.
Kant, Immanuel. Critique of Pure Reason. Trans. Paul Guyer and Allen W. Wood. Cambridge: Cambridge University Press, 1998.
Kant, Immanuel. Critique of Practical Reason. Trans. Mary Gregor. Cambridge: Cambridge University Press, 1997.
Kant, Immanuel. Critique of Judgment. Trans. Paul Guyer and Eric Matthews. Cambridge: Cambridge University Press, 2000.
Plato. Republic. Trans. G. M. A. Grube. Indianapolis: Hackett Publishing, 1992.
Wood, Allen W. Kant’s Ethical Thought. Cambridge: Cambridge University Press, 1999.

