İSLÂM’DA KAVMİYET, ÜSTÜNLÜK VE KARDEŞLİK
İslâm’da kavmiyet (ırkçılık), üstünlük ve kardeşlik kavramları birbiriyle yakından ilişkilidir ve Kur’an ile Sünnet’te açık ölçülerle belirlenmiştir. Kısaca ifade etmek gerekirse İslâm, ırkçılığı reddeder, üstünlüğü takvaya bağlar ve kardeşliği iman temeline oturtur. İslâm, insanların farklı kavim ve milletlere mensup olmasını inkâr etmez, aksine bunu ilâhî bir düzen olarak kabul eder:
“Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık; birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurât 49/13). Bu farklılıklar, üstünlük sebebi değildir, tanışma ve yardımlaşma içindir. İslâm’ın reddettiği şey ise, kendi ırkını diğerlerinden üstün görme, haklı-haksız demeden kendi kavmini savunma anlayışıdır. Peygamberimiz (sav) bu anlayışı açıkça reddetmiştir:
“Irkçılığa çağıran bizden değildir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 112). İslâm’da üstünlüğün tek ölçüsü takvadır. “Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât 49/13). Bu ayete göre; ırk, dil, renk, soy, hiçbir üstünlük sebebi değildir.
İyi bir mümin olabilmek ve müslüman olarak ölebilmek için Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid inancında birleşmek, ayrılıktan uzak durmak ve hayatın sonuna kadar imanı korumak gerekir. İslâm inanç alanında Tevhid ilkesini temel ilke olarak belirlediği gibi, ibâdet alanında da namaz ve hac gibi ibadetlerde insanları bir araya toplayarak müslümanların birliğini sağlayacak prensipler koymuş, amelî tedbirler almış ve bu alanda Vahdet ilkesini belirlemiştir. Bireysel olarak veya bölünmüş gruplar halinde yaşayanların dinlerini ve milliyetlerini korumaları mümkün değildir. Varlığı devam ettiren en önemli etken birliktir, beraberliktir. “Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar hep ihtilâf içinde olacaklardır, rabbinin esirgedikleri müstesna; zaten O insanları buna uygun yaratmıştır…“(Hûd 11/118-119). İnsanlar arasında düşünce farklılıklarının bulunmasını Kur’an normal bulmakta ve bunu yaratılış hikmetine bağlamaktadır. İyi niyete dayanan bu farklılıklar insanlar arasında rekabete, toplumların ilerlemesine ve kalkınmasına yardımcı olacaktır. Fakat bu farklılıkların düşmanlık ve ayrılığa, ihtilâfa dönüşmesini hoş görmez. Âyette de İslâm kardeşliği Allah’ın bir lütfu olarak gösterilirken, iman, inanç kardeşliğinin insanlar arasında birlik ve beraberliği sağlamada son derece kaynaştırıcı bir unsur olduğunu belirtmektedir.
Rasûlullah (sav) Veda Hutbesi’nde bu gerçeği bütün insanlığa ilan etmiştir: “Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, siyahın beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” İslâm toplumunun temeli iman kardeşliğidir. “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât 49/10). Bu kardeşlik; kan bağına değil, iman bağına dayanır. İslâm kardeşliği ayrımcılığı reddeder. Merhameti, adaleti ve yardımlaşmayı emreder. Bir mümini hor görmeyi büyük günah sayar. “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu hor görmez.”(Müslim, Birr 32). İslâm’da kavmiyet tanışmak içindir, üstünlük sebebi değildir. Irkçılık haramdır ve cahiliye anlayışıdır. Bu nedenle üstünlük takva iledir. Kardeşlik iman temellidir, evrenseldir.
Her konuda Allah ve Rasûlü ölçü alınmalıdır. Hiç bir konuda onlara muhalefet edilmemelidir. Kur’an ve sahih sünnette açıklanmış bir hakikat için başka açıklamalar aranmaz ve başka açıklama ve izahlara iltifat edilmez. “Ey iman edenler! Allah ve Rasulünün önüne geçmeyin, Allah’a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.” (Hucurat 49/1). Mümin, gerek hüküm, karar ve tercihlerinde ve gerekse davranışlarında Allah ve Rasûlü’nün önüne geçmemekle yükümlü kılınmaktadır. Yalnızca “Allah’ın…” demek yeterli olacağı halde Rasulün de zikredilmesi, onun dinin tebliği yanında dini açıklama, uygulama ve ilâhî bildirime dayalı olarak tamamlamadaki önemli rolüne işaret edilmekte; Rasule itaatin de dolaylı olarak Allah’a itaat mânasına geldiği gerçeğinin altı çizilmektedir. Hz. Peygamber zamanında, onun yanında bulunan müminler, hem irade ve kararda hem de fiil ve davranışta onun önüne geçmemek, onu beklemek, gözetmek, peşinden gitmek, izni ile hareket etmek durumundadırlar. Onun bulunmadığı yer ve zamanlarda “öne geçmemek ve geçirmemek”, dine aykırı bir karar vermemek, bir şey yapmamak mânasına gelmektedir. “Allah ve rasulünün önüne geçirmemek” de, önemi ve değeri ne olursa olsun –kişinin kendi nefsi dahil– hiçbir kimsenin irade ve rızasını, Allah ve Rasulünün irade ve rızasının önüne geçirmeme, onu buna tercih etmeme, önceliği ilâhî irade ve rızaya verme anlamına gelmektedir. (Kuran Yolu Tefsiri).
İslâm, tevhit dinidir ve tevhidi sadece akidede değil hayatın her alanına yansıyan bir sistem olarak vazetmektedir. Bu sebeple, Müslümanların bir ümmet olmalarını emretmektedir. Onları küfürden menettiği gibi tefrikadan da menetmektedir. Çünkü ayrılığa ve tefrikaya düşmek, kamu maslahatını parçalamakta ve ümmetin yok olmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple Kur’ân, “Asla dinlerini parça parça edip kendileri de bölük bölük olanlardan olmayın! Öyle ki, her fırka kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.” (Rûm, 30/32) buyruğu ile uyarıda bulunmaktadır. Milliyet bağlarının değil de kardeşlik bağının öne çıkarılması, insanların daha kolay bir arada yaşayabilmelerini sağlar. Onun için ümmette, kavmiyetçiliğe/asabiyete yer yoktur. Hz. Peygamber, kavmiyetçiliği şöyle reddeder: “Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, asabiyete/ kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfkeye kapılırsa, câhiliye üzere ölür.”(İbni Mâce, İmâret, 53).
İslam’ın temel hedefi, insanlar arasında barış, adalet ve merhamet ortamını tesis etmektir. Ancak tarih boyunca Müslümanlar arasında cemaat, mezhep ve milliyet temelli bölünmeler ortaya çıkmış ve bu ayrışmalar zaman zaman düşmanlığa dönüşerek İslam’ın özüne aykırı bir hal almıştır. Kur’an ise müminlerin bu bölünmelerin ve düşmanlıkların üstesinden gelerek Allah’ın emri doğrultusunda kardeşlik bilinciyle hareket etmelerini istemektedir. “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’tan sakının ki rahmete erişesiniz.” (Hucurat Suresi,49/10). Aralarında çıkabilecek anlaşmazlıklar ve husumetler, Allah’ın emri gereği mutlaka barış ve sulh yoluyla çözülmelidir. Müminlerin arasını düzeltmek, kardeşlik bağlarını güçlendirmek ve Allah’ın rahmetini kazanmak için önemli bir ibadettir. Mezhep, cemaat veya milliyet gibi kimlikler, eğer kardeşlik bilincine aykırı olarak düşmanlık ve fitneye yol açıyorsa, İslam’ın özüne kesinlikle terstir. Bu noktada Peygamberimizin şu sözlerini temel ilke haline getirmeliyiz. “Birbirini sevmede, birbirine mehamette, birbirine şefkatte, mümilerin bir beden gibi olduğunu görürsün. Bir uzvu rahatsızlandığında, diğer uzuvları ateşlenerek, uykusuz kalarak ona katılır.”(Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66). “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (gerçek) iman etmiş olmazsınız.”(Müslim, “İman”, 93; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 142).
