DALL·E-2024-07-09-14.56.39-A-black-and-white-minimalist-expressionist-style-illustration-representing-womens-struggle-for-equality-throughout-history.-The-image-features-simpl-e1720526301785

İslam, çalışma hayatını sadece ekonomik bir faaliyet olarak görmez; onu aynı zamanda ahlâkî, hukukî ve dinî bir sorumluluk alanı olarak değerlendirir. İnsanların emekleriyle geçinmelerini teşvik ederken, işçi ve işveren arasındaki ilişkilerin adalet, dürüstlük ve hakkaniyet esasına göre yürütülmesini emreder. Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet’te emek, alın teri, helâl kazanç ve kul hakkı üzerinde özellikle durulmuştur. Çalışma hayatında adaletin kaybolması, sömürü, haksız kazanç, ücret gaspı ve toplumsal huzursuzluk gibi birçok kötülüğe yol açmaktadır.

Kur’ân, insanın elde ettiği şeylerin kendi emeğinin sonucu olduğunu ve bunun önemli olduğunu bildirir. “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Çalışması da yakında görülecektir. Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm 53/39-41). Bu ayet, emeğin kutsallığını, değerli olduğunu ve karşılığının verilmesinin ilahî bir adalet ilkesi olduğunu göstermektedir. Başka bir ayette şöyle buyurulur. “Yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın.” (Cum’a 62/10). İslam tembelliği değil, üretmeyi ve çalışmayı teşvik eder. Nasip için çalışmak, çabalamak gerektiğini vurgular. Peygamber Efendimiz (sav) de kişinin kendi el emeğiyle kazanmasını övmüş ve bunun çok değerli olduğunu belirtmiştir. “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhârî, Büyû’, 15)

Adalet, İslam’ın temel ilkelerinden biridir. “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder.” (Nahl 16/90). Çalışma hayatında adalet; Ücretin hakkaniyetle belirlenmesi. Emeğin karşılığının eksiksiz verilmesi. İş güvenliğinin sağlanması. Ayrımcılık yapılmaması. Liyakat esasına uyulması gibi alanlarda kendini gösterir. İşverenin işçiye, işçinin de işverene karşı sorumlulukları bulunmaktadır. İslam, taraflardan birinin diğerini sömürmesini kesin olarak yasaklamıştır. İslam’ın emek konusunda en meşhur ilkelerinden biri şöyledir. “İşçiye ücretini, teri kurumadan önce veriniz.” (İbn Mâce, Rühûn, 4). Bu hadis; ücretin geciktirilmemesini, işçinin mağdur edilmemesini, emeğin karşılığının zamanında verilmesini emretmektedir. Bir başka hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurur. “Kıyamet gününde hasmım olacağım üç kişiden biri de bir işçi çalıştırıp ücretini vermeyen kimsedir.” (Buhârî, İcâre, 12). Bu hadis, işçi hakkını ihlal etmenin ne kadar büyük bir günah olduğunu göstermektedir.

İslam’a göre işveren;

a) Ücreti Tam Vermelidir.

Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın.” (En’âm 6/152). Bu ilke sadece ticarette değil, ücret ödemelerinde de geçerlidir.

b) İş Güvenliğini Sağlamalıdır.

İşçinin canı ve sağlığı emanet kabul edilir. İşveren, çalışanlarını tehlikeye atacak ihmallerden kaçınmalıdır. İslam âlimleri “zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur” hadisinden hareketle iş güvenliğini dinî bir sorumluluk olarak değerlendirmişlerdir.

c) İnsan Onuruna Saygı Göstermelidir.

Çalışanlar aşağılanamaz, hor görülemez ve köle gibi muameleye tabi tutulamaz. Çünkü bütün insanlar Allah’ın kullarıdır. Adalet sadece işverene yüklenmiş bir görev değildir. İşçi de üzerine düşeni yapmak zorundadır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur. “Allah, yaptığı işi sağlam yapan kulunu sever.” (Mu’cemü’l-Evsat, c. 1, s. 275, hadis no: 897). Bu anlayışa göre çalışan; işini dürüst yapmalı, mesaiyi kötüye kullanmamalı, işyerinin malını korumalı, görevini ihmal etmemelidir. Emanete ihanet etmek ve çalışmadan ücret almak da kul hakkı kapsamına girer.

İslam’da emek sömürüsü büyük günahlardan biridir. Şu davranışlar kul hakkına girer. Ücreti eksik vermek, maaşı geciktirmek, fazla çalıştırıp karşılığını vermemek, sigortasız çalıştırmak, iş güvenliği tedbirlerini almamak, ayrımcılık yapmak, torpil ve kayırmacılık uygulamak. “Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin.” (Bakara 2/188) buyrularak her türlü haksız kazanç yasaklanmıştır. Çalışma hayatında adaletin önemli bir boyutu da liyakattir. Kur’ân’da Hz. Şuayb’ın kızı Hz. Musa için şöyle demiştir. “Babacığım, onu işe al. Çünkü ücretle tutacağın en hayırlı kişi güçlü ve güvenilir olandır.” (Kasas 28/26). Bu ayet işe alımlarda; ehliyet, yeterlilik, güvenilirlik esaslarının gözetilmesi gerektiğini göstermektedir. Torpil, adam kayırma ve akraba önceliği, hem üretimin verimliliğini düşürmekte, toplumunun gelişmesini ve güçlenmesini engellemekte, hem de adalet duygusunu zedelemektedir.

Modern dünyada çalışma hayatında karşılaşılan birçok sorun İslam’ın adalet ilkeleriyle çözülebilir. Düşük ücret politikaları, kayıt dışı çalışma, iş kazaları, mobbing, ayrımcılık, çocuk işçiliği, kadın emeğinin sömürülmesi İslam’ın adalet ve kul hakkı anlayışıyla bağdaşmaz. Müslüman, ister işçi ister işveren olsun, yaptığı işin Allah tarafından görüldüğünü bilerek hareket etmelidir. İslam’ın çalışma hayatına bakışı, sadece üretim ve kazanç eksenli değildir. İnsan onurunu koruyan, emeğe saygıyı esas alan ve adaleti merkeze koyan bir sistem öngörür. İşçinin hakkını vermek, ücretini zamanında ödemek, güvenli çalışma ortamı sağlamak ve liyakati gözetmek dinî bir yükümlülüktür. Aynı şekilde işçinin de görevini dürüstlükle yerine getirmesi gerekir. Çalışma hayatında adaletin hâkim olduğu bir toplumda güven, huzur ve bereket artar; zulüm ve sömürü ise azalır. Bu sebeple emek hakkını korumak yalnızca hukukî değil, aynı zamanda iman ve ahlâk meselesidir.