Felsefe Dedikleri: Hakikatin “Dolayımsız İdrak”ini “Sezgi” Olarak Çevirebilir miyiz?

0
images (5)

İntuition, bir şeyin içimize doğması değil, hakikatin bize doğrudan-dolayımsız biçimde- açılmasıdır.

Bülent SÖNMEZ

Felsefede sıkça kullanılan sezgi kavramı, Batı dillerindeki intuition kelimesinin karşılığı olarak yerleşmiştir. İngilizce intuition, Latince intuitio kelimesinden, bu kelime de intueri fiilinden türemiştir. Intueri, dikkatle bakmak, gözlemek, bir şeyi doğrudan temaşa etmek anlamlarına gelir. Dolayısıyla kelimenin etimolojik kökeninde bir şeyi önceden hissetmek veya tahmin etmekten ziyade, doğrudan görmek ve kavramak düşüncesi bulunmaktadır.

İslam felsefesi geleneğinde bu kavrama karşılık gelen birden fazla terim kullanılmıştır. Bunlardan özellikle hads (الحدس), felsefi anlamdaki sezgiye yakın bir kavramdır. İbn Sînâ’nın bilgi anlayışında hads, zihnin uzun bir çıkarım sürecine ihtiyaç duymadan bir hakikati veya akıl yürütmede gerekli olan orta terimi doğrudan kavramasıdır. Bunun yanında idrâk (الإدراك) genel olarak kavrama ve bilme faaliyetini; keşf (الكشف) ve şühûd (الشهود) ise özellikle tasavvufî gelenekte hakikatin doğrudan müşahedesini ifade eder. Zevk (الذوق) de bu bağlamda yaşantısal ve doğrudan bilgiye işaret eder.

Türkçedeki sezgi kelimesi ise gündelik kullanımında çoğunlukla bir şeyi önceden hissetmek, içine doğmak veya herhangi bir gerekçeye dayanmadan tahmin etmek anlamına gelmektedir. Oysa felsefi anlamıyla söz konusu olan, psikolojik bir his veya önsezi değildir. Burada asıl mesele, insanın hakikati duyulara, deneysel gözleme veya çıkarımsal akıl yürütmeye başvurmadan doğrudan kavrayabilmesidir.

Bu nedenle sezgi kavramının Türkçedeki karşılığını yeniden düşünmek gerekir. Belki de dolayımsız idrak veya dolayımsız kavrayış ifadeleri, söz konusu epistemolojik faaliyeti daha doğru biçimde karşılamaktadır.

Çünkü burada söz konusu olan bir şeyi hissetmek ya da tahmin etmek değil, hakikatin herhangi bir çıkarım zincirine ihtiyaç duyulmaksızın doğrudan kavranmasıdır. Sezgiyi bu anlamda ele aldığımızda onu psikolojik bir önseziden ayırarak bir bilgi ve kavrayış biçimi olarak değerlendirmiş oluruz.

Sezgiyi, bir şeyi önceden hissetmek veya herhangi bir gerekçeye dayanmadan tahmin etmek olarak anlamak, kavramın felsefi içeriğini karşılayamayacağını anlamamız gerekir.  Felsefi anlamda intuition, bir hakikatin başka bir bilgi aracılığına veya çıkarım zincirine ihtiyaç duyulmadan doğrudan kavranmasıdır. Bunu birkaç örnek üzerinden açıklayabiliriz.

1. Matematiksel bir hakikatin kavranması: İki sayının birbirine eşit olduğu veya bir bütünün kendisinden küçük olamayacağı gibi bazı temel matematiksel doğruları kavrarken uzun bir gözlem ve çıkarım sürecine ihtiyaç duymayız. Zihnimiz, söz konusu ilişkiyi doğrudan kavrar.

2. Çelişmezlik ilkesinin kavranması: Bir şeyin aynı bakımdan ve aynı zamanda hem kendisi hem de kendisi olmayan olamayacağını düşünelim. Bu ilkeyi doğrulamak için tek tek olayları gözlemlememiz gerekmez. İlkenin kendisi akla doğrudan açıktır.

3. Benlik bilinci: İnsan düşündüğünün, acı çektiğinin veya bir şeyi arzuladığının farkına varır. Burada kendi düşüncesini veya acısını dışarıdan gözlemleyerek öğrenmesi söz konusu değildir. Kendi yaşantısına doğrudan vakıftır.

4. Ahlaki değerler/Adaletin kavranması: Bir insanın hiçbir suçu olmadığı hâlde cezalandırılmasının adaletsiz olduğunu düşünelim. Bu değerlendirmeyi yalnızca kişisel çıkarımızla veya toplumsal uzlaşmayla açıklayamayız. Burada adaletin ne olduğuna ilişkin bir kavrayış söz konusudur. Elbette bu örnek, adaletin bütün somut uygulamalarının dolayımsız olarak bilindiği anlamına gelmez.

5. Bütün ile parçanın ilişkisinin kavranması: Bir insanın yalnızca biyolojik organlarının toplamından ibaret olmadığını, insanın bir bütünlük taşıdığını düşündüğümüzde, parçaların ötesindeki bütünlüğü kavramaya yöneliriz. Burada mesele tek tek parçaları gözlemlemekten ziyade, onların arasındaki anlamlı ilişkiyi kavramaktır.

Bu örnekler, dolayımsız idrakin tek bir bilgi alanına ait olmadığını göstermektedir. Matematikte, mantıkta, benlik bilincinde ve değer alanında farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.

Ancak burada önemli bir ayrımı korumak gerekir: her doğrudan kanaat İntuition olarak adlandırılamaz. Bir şeyin insanın içine doğması ayrı, hakikatin dolayımsız kavranışı ayrıdır. Dolayımsız idrakten söz edebilmek için psikolojik kesinlik ile epistemolojik temellendirmeyi birbirinden ayırmak gerekir. Sezgi psikolojik, dolayımsız idrak ise insanın kavrayışının ontolojik durumudur. 

 Sonuç olarak sezgi diye kullanılan ifade , gündelik dildeki anlamıyla bir önsezi veya tahmin değil, hakikatin dolayımsız kavranmasına ilişkin epistemolojik bir imkân olan intuitiondur. -Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi- Bu yüzden bu kavrama Türkçe “dolayımsız idrak” demek gerekir.

About The Author

Bir yanıt yazın