Etnik Kimlik, Kaos Ve Kürtlerin Geleceği
YPG Batılılar İçin Ne Anlam İfade Ediyor?
Batılıların YPG ye ya da PKK ya şu şekilde baktıkları söylenebilir. Birinci kısım laik ve Seküler-Modernist batılılar YPG ve PKK’nın batılı bir hareket olduğunu Marksist olması hasebiyle özde maddeci dünya görüşüne sahip bu yaklaşımın Ortadoğu’nun kültürel kodlarına yabancı olduğunu biliyorlar. Bu noktada Ortadoğu’nun kültürel yapısına yabancı unsurlar Batının kendisine yakın gördüğü unsurlar oluyor. Bu yüzden kendi düşüncelerini taşınmasında; kendilerinin Ortadoğu’da zemin kazanarak yer edinmesinde böyle bir müttefike ihtiyaç duyuyorlar. Bu yüzden PKK-YPG arayıp da bulamadıkları bir topluluk olarak öne çıkıyor.
Hatta Batılı bu algı Ortadoğu’da Süryani ve Ermenilerle bu hareket arasında bağlar kurulmasına katkı sunmaktan da geri kalmıyor.
Sanırım BBC de izlemiştim. PKK yi tanıtan bir programda PKKli bir gurup kadın ve erkeğin elele halay çektiklerini göstererek, bunları Ortadoğu’da dinsel bağnazlığa çözüm olacak bir hareket olarak sunuyordu. Bunlarda Ortadoğu’ya özgü mahremiyet anlayışı yoktu..
İkinci kısım batılılar; Bunlar Marksist-Leninist gelenekten gelenlerdir. Bunlar da PKK-YPG’yi dünyada Marksizm’in sona erdiğine ilişkin söylemlerin yoğunlaştığı bir dönemde hala ayakta duran devrimci bir örgüt olarak görüyorlar. Yani Dünya Marksistleri açısından PKK Marksizm’in bitmeyişini ifade eden en büyük hareket olarak görülüyor. Özellikle Avrupa Birliğinde fanatik PKK hayranlığının temelinde bu yatıyor.

Kısaca özetlersek Batının PKK’ya ilgisi, PKK’nın bu topraklara yabancı olması hasebiyle Ortadoğu halklarının kendi asli temellerine yabancılaşıp Batılılaşmasına katkı sunacağı ve kendi egemenlikleri için elverişli ortam hazırlayacakları ekseninde gelişiyor. Onlara göre PKK-YPG hem ideolojik duruş/dünya görüşü hem de yaşam pratiği olarak Ortadoğu halkına yabancı bir topluluk olarak kadim bir halk olan Kürtlerin Ortadoğu’ya yabancılaşmasını sağlayabilecek bir lokomotif görevi görüyor.
***
Yabancılaştırarak sömürme 17. Yüzyıldan itibaren gelişen Emperyalist hegemonyanın en önemli yöntemi olarak biliniyor.
Yabancılaşmanın adı kimi kere Batılılaşma, kimi kere çağdaşlaşma, kimi kere özgürleştirme olarak öne çıkıyor. Özgürleşen, Batılılaşan, çağdaşlaşan toplulukların kendilerine ait hiçbir şeyi olmayan topluluklar olarak tarihte trajik bir yerleri oluyor. Savaş, sürgün, sömürü, katliam ve itilmişlik Batılılaşmanın bedeli oluyor.
Bir diğer batılı grup PKK ideolojisinin çatışmacı bir ideoloji olduğunu bildiğinden bu örgütü Ortadoğu’daki kaosun derinleşmesine hizmet etmede en elverişli araç olarak görüyor. Çünkü Marksizm özü itibariyle “diyalektik’i” çatışma olarak anlayan ve çatışmanın ise hayatın özü olduğuna inanan bir yaklaşım biçimidir. Bu yaklaşım biçimi hayatın kendisini bizzat çatışma olarak gördüğünden böyle bir ideoloji her zaman kaotik ortamlar oluşturmak; kaosu derinleştirmek ve kaos üzerinden kendilerine çıkar elde etmek isteyen güçler için bulunmaz bir araç olarak görülüyor.
Meseleye Batı bu açılardan bakarken bizim cephede yani Ortadoğu’da acaba PKK ve YPG hareketine nasıl bakıldığına eğilelim..
Her ne kadar Marksist-Leninist bir çizgisi olsa da PKK hareketi sınıf çatışmasını Kürt hakları talebi ekseninde dışa vuruyor. Öcalan kendisiyle yapılan bir söyleşide “Deniz Gezmiş(ler) ile aranızdaki fark nedir sorusuna; “Hiçbir fark yoktur sadece bizim mücadele alanımızın (Doğu ve Güneydoğu) coğrafi koşulları gerilla mücadelesi vermeye elverişlidir” diyordu.
Yani aslında “bizim amacımız Kürt halk taleplerinden ziyade Marksist temellere dayalı bir devrim gerçekleştirmektir. Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde bunun mücadelesini vermemizin sebebi sosyal ve fiziki koşulların buna müsait olmasıdır.” demek istiyordu.
Buradan anlaşılacağı gibi aslında Kürt meselesi ile direkt bir ilgisi olmayan bu hareketin tutunabilmesi belli sosyal sorunlardan faydalanmasına bağlıydı. Bu hareket çatışmayı öne çıkaran Marksist diyalektikten beslenmekle birlikte söylem olarak özellikle 1. Dünya Harbi sürecindeki Ulusçuluk eksenli Ulus devlet taleplerinin uzantısı yaklaşımlara da sahip bir yapı olarak öne çıkıyor..
Bu hareketin ulus ile ilgili taleplerinin başında Kürtlerin devlet kuramaması, Kürtlerin kendilerine ait bir devletinin olmaması(!) gibi bir problem söz konusudur.
Burada Kürtlerin devlet kuramaması problemi aynı şekilde Türklerin, Arapların İranlıların devlet kurduğu gibi tamamen ulusçu algıya dayalı yanlış yaklaşımlardan ilham alıyor. Bunların iddiasına göre Kürdistan denilen bir toprak parçası Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi dört devlet tarafından bölünmüştür. Hâlbuki bu yaklaşım temelden yanlıştır. Kürtler bu sözkonusu ülkelerin asli unsurlarıdır ve bu devletler aynı zamanda Kürtlerin de devletidir. Ayrıca ulusçuluk eksenli inkâr politikaları devlet kurmakla; içinde yaşanılan devleti inkâr etmekle ortadan kalkacak değildir.
Ulus devlet talebi birlikte yaşadığı halklara yabancı ve düşman olmayı getirdiği gibi bütün Ortadoğu halklarını düşman ilan ederek karşıya almak bir tür devlet kurmayı da imkânsız hale getirecektir. Neden Çünkü Ortadoğu’da kurulan bir çok devlet gibi özellikle Suriye ve Irak da yapay devletlerdir. Ortadoğu’da gerçek anlamda geleneği olan iki tane devlet vardır. Bu devletler her tür olumsuzluğu rağmen bütün Ortadoğu halklarını temsil etmektedir. Birisi İran ötekisi Türkiye’dir.. Ayrıca Kürtlerin toprakları diye bir toprak da yoktur bu topraklar Arap’ın Türkün Kürdün ve yaşayan herkesindir. Bu yüzden Kürtlerin temel meselesi bir toprak sorunu, bir devlet sorunu değil bir hak ve adalet sorunudur.
”Bizim toprağımızı İran Irak Suriye ve Türkiye parçaladı, Kürtler hep sömürüldü, ezildi” gibi yaklaşımlar çok ciddi sonuçları olan yaklaşımlardır, Ortadoğu’yu şekillendirenin bu dört devlet olmadığını ve Ortadoğu’yu kimlerin şekillendirdiğini herkes biliyor aslında. Bu yüzden böyle bir söylem olarak Ortadoğu’da binlerce yıl birlikte yaşadığı Arapları, Türkleri, Türkmenleri ve diğer etnik unsurları Kürt’e düşman etmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Bu söylem zaten Kürtlerin orada var olma talebini otomatik olarak ortadan kaldıracaktır. Ayrıca Kürtleri bölge dışı aktörlerin kullanımına açık bir araç haline getirecektir. Bu yüzden bu Kürdistan talebinin daha sonra Öcalan tarafından federasyon talebine dönüştürüldüğü malumdur.
Ayrıca Kürdistan talebinin samimi olup olmadığı da tartışılır Neden Çünkü PKK hareketinin sorunu Araplarla Türklerle İranlılarladır. Asla Ermenilerle ve Süryanilerle Yahudilerle değildir. Çünkü PKK hareketi daima Ermenileri kendileri ile kaderdaş görmektedir. Aslında bu da Kürtleri Ortadoğu’da Müslüman düşmanı ve Ermeni ve Yahudi dostu gibi bir konuma itmektedir. Ermeni ve Yahudi soykırımı iddialarının Kürtler için de geçerli olduğu gibi bir temelsiz yaklaşım ile kendini ait olduğu kültürel çevreden uzaklaştırarak yalnızlaştırmaktadır. Ermeniler ve diğer gayr-ı Müslim unsurlarla Müslüman halkın sorununu Kürtlere uyarlama çabası ihanet değilse çok ciddi bir cehalettir. Bu söylemler Kürtleri dünyada Müslüman kardeş milletler tarafından nefret edilen topluluğa dönüştürülme çabasına hizmet etmektedir.
**
Şimdi gelelim Suriye topraklarındaki Kürt varlığı ve Türkiye’nin yaptığı ve yapacağı operasyonlara; acaba bu meseleye Müslüman Dünya nasıl bakıyor:
Müslüman dünya da iki bölümden oluşmaktadır. Birisi Şii dünya diğeri Sünni dünya. Şii dünyayı İran temsil etmektedir Sünni dünyayı herhangi bir temsiliyet olmasa da Türkiye veya Suudi Arabistan temsil ettiği kabil edilmektedir. Afrin olayına (bu iki dünyada farklı yorumlar olsa da) Kürtlere saldırı ve Kürt imhası olarak bakmamaktadır.. İran zaten YPG ve PKK uzantılarına karşı bir pozisyonda bulunmaktadır. Bu yüzden sınırlı da olsa Türkiye’ye destek vermektedir.
Ayrıca YPG ve PKK de artık bu topraklara ait herhangi bir kimlik izharında bulunmamakta açıkça Amerikan bayraklarıyla hareket etmektedir. Bundan da zerre kadar gocunmamaktadır. Esed Amerika veya Rusya onları rahatsız etmemekte sadece Türkiye rahatsız etmektedir. Bu da bu örgütün bağımsız ve kendine özgü bir örgüt olmadığının en önemli göstergesidir.
Buradan anlaşılan Kürtlük ya da ideolojik anlamda Marksistlik’in sadece bir maske olmaktan öteye geçmediği ortaya çıkmaktadır. İlkesi olmayanın davası da olamaz çünkü.
Marksist-Leninist bir örgütün Amerikan bayrakları altında kendini var kılmaya çalışmasına verdikleri cevap “reel politik” in bunu gerektirdiğidir. Yani koşulların ilkeleri belirlediği gibi bildik Stalinist yaklaşımdır bu. Marksist teoriye göre doğruları koşullar belirler mutlak bir doğru yoktur koşullar vardır. Dolayısıyla onlar için bugün Amerika’yla ilişki kurmaları çok büyük bir sorun değildir.
Bir de Anadolu insanının meseleye nasıl baktığı önemlidir. Anadolu insanının hangileri nasıl bakıyor meseleye…
CHP ve ona bağlı kendilerini alevi olarak ortaya koyan zümre mezhepsel kaygılarla Esed yanlısı olduğu için (bazı marjinal grupları da katarsak bunlara) bu kanat Zeytindalı harekatından son derece rahatsızdır. CHP’nin içindeki ulusalcı kanat ise Zeytindalı harekâtından rahatsız değildir.
Genel anlamda Anadolu insanı Zeytindalı harekâtına Osmanlının İmparatorluğu’nun Haçlılarla savaşı olarak bakıyor ve orada hiçbir zaman Kürtlere karşı bir savaş olduğunu kabul etmiyor. PKK’lıları YPGlileri Amerikan askeri olarak görüyor. Zaman zaman medyada bazı Batılıların (Alman İngiliz Sırp ve Amerikalı, “Erdoğan’a karşı savaşacağız” şeklindeki videoları da Kürtlerin Ortadoğu’ya ait olmadıklarını perçinlemek için tasarlanmış algı operasyonları olarak ortaya çıkıyor. Bu çabalar Müslüman halkı kışkırtmak meselenin çözümsüzlüğünü daha da derinleştirmek ve Kürtlerle Ortadoğu halkları arasındaki bağı YPG aracılığıyla iyice kopartmak amacına hizmet ediyor.
Burada Aslında Kürtler PKK ile kendilerine uygulanan inkâr politikaları gerçeğinden yola çıkarak bu inkâr politikalarını kullanarak PKK eliyle Kürtleri Ortadoğu’da yeni bir İsrailoğulları olarak öne çıkarmaya çalışıyorlar.
Kürtleri PKK ile HDP eliyle yalnızlaştırıp Ortadoğu’ya yabancılaştırmak ve ondan sonra da kurtarıcı edasıyla onları kendilerine bağlamayı hedefliyorlar. Ortadoğu’nun tam kalbine Ortadoğulu olan ama Ortadoğu’nun herşeyine yabancı ve düşman olan; Ortadoğu ile her tür organik bağını kesmiş, ne olduğu belli olmayan bir toplum yaratmaya çalışıyorlar. Bu da onlar için Ortadoğu’yu kontrol etmede çok önemli bir hedefe işaret ediyor.
Bu amacın gerçekleşmesinde hesap etmedikleri birkaç boyut var.
Birinci boyut PKKye sempati ile bakan Suriye Kürtlerinin Türkiye’deki Kürtlerden çok farklı bir durumlarının olması. Bir kere Suriye’deki Kürtler hatta YPG içerisinde yer alan Kürtler kendilerini Ortadoğu halklarına yakın gören insanlardan oluşuyor. Yani aslında Esed’ın Kürtleri inkâr politikaları, hatta nüfus cüzdanı bile neredeyse vermemesi gibi unsurlar çok aşırı bir tepkiye yol açıyor. Yani aynen Iraktaki gibi meselenin ideolojik boyutu aşan sadece hak talebi ekseninde gelişen bir tarafı var. Ve Suriye’deki Kürtler olsun Irak’taki Kürtler olsun Türkiye’ye hiç bir zaman nefret gözüyle bakmıyorlar. Fakat kanaatimce Kandildeki Türkiye kadrosu tamamen Amerika’nın güdümünde hareket ediyor ve gerekirse Suriye kolunu da, İran ve Irak kolunu da etkisi altına almaya çalışıyor. Bunlar aslında Kürtlerin bütün kazanımlarını bozuk para gibi harcamaktan çekinmiyorlar Çünkü zaten bunların Kürtlere devlet kurma (diye ifade edilen) gibi bir talepleri de yok. Neden yok..
Devlet kurmak isteyen bir irade öncelikle yaşadığı coğrafyadaki insanlarla iyi geçinmeye esas almalıdır. İnsan yaşadığı çevresindeki insanları kendine düşman ederek var olamaz; bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Yani herkesle savaşarak var olamazsınız. Anadolu Kurtuluş Savaşı Anadolu haklarıyla savaşarak ortaya çıkmamıştır Anadolu Kurtuluş Savaşı İngiliz, Fransız, İtalyan ile yani bu topraklara yabancı olan insanlarla savaşarak ortaya çıkmıştır. O yüzden Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu yüzden Osmanlı tamamen yok edilememiştir.
21. Yüzyıl Kürtlerin yüzyılı Olabilirdi
21 yüzyıl Kürtlerin Yüzyıl’ı olabilirdi. Âmâ olmadı. Neden?
Ortadoğu’da en dinamik; kendini en fazla muhafaza eden toplulukların başında Kürtler gelir. PKK dan önce Kürtler Modernizm ile çok ciddi şekilde tanışmamışlardı. Bu yüzden ilişkilerinde hala geleneksel ahlaki değerler ön plandaydı Bugün bile hala Kürtlerin bulunduğu bölgelerde özveri, fedakârlık, cömertlik, yiğitlik çok üst düzeydedir Başkasının sorununu kendi sorunu olarak görüp çözüm bulmaya çalışan insan kalitesi dünya yüzünde çok az toplulukta vardır. Fakat PKK gibi örgütler aracılığıyla Kürtler hem kendi coğrafyalarında hem de kendi geleneklerine yabancılaştırılarak bir tür tarih sahnesinden aslı kimlikleriyle silinmek istenmektedir. Kürtler için de en büyük trajedi bence budur.
Maşa Hareketler ve Halk hareketleri Atasındaki Fark: FETÖ ya da PKK neden bağımlı ve yabancı hareketlerdir.?
Her şeylere sahip oldukları her yere nüfuz ettikleri her tür imtiyaz ve makam elde ettikleri halde neden daha fazlasını istemeye çalıştılar. Neden barış ve sulh yolunu değil savaş ve kavga yolunu seçtiler.
Bölgeye Amerika sahip olsun hatta Kürtlere kimlik bile vermeyen şimdiki Suriye rejimi olsun veya başka güçler sahip olsun ama bir tek Türkiye sahip olmasın. Neden?
Sonuç Olarak PKK/HDP Kürtlerin Sorununu Neden Çözemez?
PKK ideolojisinin dünyada hiçbir sorunu çözdüğü görülmemiştir de ondan. Materyalist pozitivist bakış son ikiyüz yıldır insanların sorunlarını çözmek bir yana artırmış ve dünyada bütün bir insanlık tarihi boyunca görülmemiş insanlık suçlarının işlenmesine zemin hazırlamıştır.
Bir soruna sahip çıkmakla bir sorunu sağlıklı algılamak arasında çok ciddi fark vardır.
Bütün dünya milletleri için sorun üreten bir ideoloji ile sorun çözmeye kalkmak tuvaleti lağım suyuyla yıkamaya benzer.
Kürtlere sorun üreten zaten MATERYALİST POZİTİVİST EVREN VE İNSAN algısı değil midir?
Bu yüzden PKK ile Kürtlerin meselesini ayrı ele almak kaçınılmazdır.
Kürtlerin sorununu kabul etmekle PKK’nin insan, evren ve topluma ilişkin tezlerini kabul etmek ayrı şeylerdir..
