YİTİK KİMLİKLER VE KURTULUŞUN İMKANI
Bekleyenler, Başaranlar ve Ötekiler
“Hayat hep bir beklemektir” demiştim bir zamanlar dostuma. İnsan bekleyişi ile anlam verir dünyaya. Kutsal kitaplar, insanların ortaya koydukları sanat eserleri, halk hikayeleri hep insanın insana zulmünden ve bu zulme karşı gelerek insanların önüne düşen kurtarıcılardan sözetmektedir. Beyaz atlı prensleri bekleyenler, zulmden bıkıp Allahtan yardım bekleyenler, Allah’ın azabının gelmesini bekleyenler’den bahsedilir insanlığın tarihinde. İnsanlar bekleyiş içine girmedikçe kurtarıcı da gelmemektedir. Bu bir yasadır adeta. İnsanlar kendi güçleri ile çabaladıkları halde engelleri aşamadıkları zaman ancak ilâhî el müdahele etmekte ve hakedenlerin engeli aşmalarına yardım etmektedir.
Beklemenin boyutları farklıdır. İşte benim burada anlatmak istediğim daha çok gözetleme, pusuya yatma ve sonuçları görmeye tekâbül eden bir bekleyiştir. Kimi kere beklenti ile de özdeşleşen bir bekleyiştir benim burada kastettiğim.
Gayrı meşru egemenliklere itiraz eden, başkaldıran bir hareket olarak peygamberlerin hareketlerini görmekteyiz. Nebevî hareketin olduğu bir toplumda da elbette egemen güçler ile her ortamda dünyevî çıkarlarını korumayı iş edinmiş guruplar olacaktır. Aşağı yukarı her toplumda egemenler/(statükocular), karşıt güçler ve her ortamda gemisini yürütmeye çalışanlar bulunmaktadır.
Egemen olmak salt başına bir olumsuzluk olmadığı gibi hegemonyaya karşıt olmak da salt başına bir olumlu durum değildir.. Neye niçin karşı olunduğu, veya elde edilen iktidarın nasıl yönetildiği değer arzetmektedir. Her statükoya karşı olmak, haklı olmayı gerektirmez. Bir şeylere ne adına karşı çıktığınız önemlidir…Çok çeşitli iktidar biçimleri vardır. Bir iktidara karşı çıkmak bir başka iktidarın çıkarını korumak hatta kendinize kişisel menfaatler elde etmek olarak da gerçekleşebilir. Çünkü bir sistem binlerce iktidardan oluşur. Bu iktidarlar: Para sahipleri, Medya, Dini cemaatler, İdeolojik yapılar vesairelerdir. Bu İktidar odakları ya sistem içinde yer alırlar, ya da sistemi dönüştürmeye çalışırlar.. Parayı elinde tutanlar, cemaatler, örgütler, sistemden nemalandıkları oranda sistemin ayakta kalması için savaş verirler.. Müslümanların statüko karşısındaki duruşu ahlaki temelde ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden İslami karşıtlık hayatın her alanında insanlığın mücadele ettiği ortak kötülüğü (münker) bertaraf etme çabasıdır. Bu çaba sadece hükümet gibi sadece belli sosyal statüleri ele geçirmek gibi kısır hedeflere sahip değildir. İster hükümet ister herhangi bir egemenlik biçimi hayatın dayandığı ilkeleri yoketmeye yöneldiklerinde (ekini ve nesli) her zaman karşılarında müslümanları bulacaktır. Bu mücadelede sabır-sebat, fedakarlık, yiğitlik, alınteri ve kimi kere kan vardır. Uzun ve yorucu bir süreçtir bu ..
Bu süreçte güç(iktidar)ü hayatın dayandığı zemini yoketmek için kullananlar, her dönemin adamı olanlar ve yokoluşa karşı duranlar(müminler)in birbirleri için bekleyişi (beklentisi) farklı boyutlarda kendini göstermektedir. Şimdi Kur’ân çerçevesinde bu meseleyi irdelemeye çalışalım.
İktidarını Hayatın Özünü Yoketmek İçin Kullanan Egemenlerin Bekleyişi; Gözleyişi
Nuh (as)ın“kavminden küfreden kodaman bir güruh şöyle dedi:Bu ancak sizin gibi bir beşerdir. Üstünüze geçmek istiyor. Eğer Allah dileseydi elbette bir takım melekler gönderirdi. Biz evvelki atalarımız içinde bunu işitmedik. Herhalde o öyle bir adam ki kendisinde cinnet var. Binaenaleyh gözetleyin bunu bir zamana kadar”(23/25)
Gayrı meşru egemenler ıslahatçı hareketi sürekli gözaltında tutma durumundadırlar. Islahatçı çağrının güçlenmemesi ve yankı bulmaması için çağrıyı manipüle etmeye ve diğer insanlar nezdinde yanlış anlaşılmasını sağlamaya çalışmaktadır.Nitekim Nuh(a.s)’ın mücadelesini de başa geçme; yönetim makanizmasını ele geçirme çabası olarak nitelendirebilmişlerdir. Bunun için her türlü propoganda faaliyetini yürütmüşlerdir.
Egemen güçlerin bu tavırlarına karşın ıslah edici karşıt hareketin güçlendiği dönemde münafık bir tâife de ortaya çıkmaktadır. Kalbleri statükocu güçlerin yanında olmasına rağmen hem ıslahatçı hareketi saptırmak, hem de her ihtimale karşı kendi çıkarlarını korumak isteyen bu tâife de belli bir beklenti içerisindedir.
Her dönemde çıkarı dışında hiçbir değer tanımayanların (Münafıkların) Bekle(ntisi)yişi
Gayrı meşru statükonun yanında ıslahatçı hareketin güçlenmeye başladığı dönemde ortaya çıkan münafık bir zümre olmuştur daima. Güçler dengesinde yerini alan bu münafık tâife gayrı meşru işler yapan egemenler ve ıslahatçılar (müminler) arasında bir yerde durmaktadırlar. Ancak onların beklentisi daha çok mü’minlerin felakete uğramaları yolunda olan bir beklentidir. Münafıklar mü’minler için felaket beklemektedirler.
“O (münafıklar ki) sizi gözlüyorlar:Eğer Allah’tan size bir fetih olursa” beraber değil miydik diyecekler Ve eğer kafirlere bir nasip düşerse,biz sizden üstün gelmedik mi? Sizi mü’minlerden kurtarmadık mı?”diyecekler. Artık kıyamet günü Allah aranızda hükmünü verir ve elbette kafirler için mü’minler aleyhinde bir yol verecek değil ” (4/141)
Münafıklar aslında tavırlarını daima egemen güçlerden yana koymaktadırlar. Onlar ıslah hareketini zaafa uğratmak için hareketi içerden yıkmayı hedeflemektedirler. Onlar hangi taraf galip gelirse gelsin daima kendileri açısından bir menfaat beklentisi içerisine girmektedirler. Çünkü münafıklar zulmün egemen olduğu sistemde varolan yapıdan rahatsızlık duymayan ve menfâatine tapınan bir zümredir. Onlar hiç bir zaman tavırlarını net olarak ortaya koyamazlar. Tavırlarını net olarak ortaya koymamakla rizikosuz bir hayat sürmeyi amaçlamaktadırlar. Böylelikle kendilerini emniyete aldıklarını sanmaktadırlar. Bu yüzden tavırlarını zulmü ortadan kaldırma konusunda net olarak ortaya koyanların zarar görmelerini gözlemektedirler. Müminlerin (ıslahatçı güçlerin) zarar görmeleri kendi tavırlarının meşruluğunun delili olacak; kendi ilkesiz tavırlarını aklamayı getirecektir. Onlar biraz da bu yüzden mü’minlerin zarar görmelerini gözlemektedirler. Böyle bir ortamda onların en önemli özellikleri zulme karşı herhangi bir tepkisel tavır içerisinde bulunmamalarıdır.
“Sana bir güzellik (zafer ve ganimet) kısmet olursa hoşlanmazlar. Ve eğer bir musibet gelirse biz tedbirimizi almıştık derler ve sevine sevine dönerler. ”(9/50)
Nedense her zaman gayrı meşru zeminde iş gören statükoya karşıt olanların başına felaketlerin geleceği düşünülmektedir. Ancak bu yargı acaba doğru bir yargı mıdır? Bu mücadele sürecinde sonuç kimleri güldürecektir?
“Yoksa onlar;bir şâirdir(o)biz ona zamanın felaketlerini gözlüyoruz mu? diyorlar. De ki “Siz gözetleyip durun, çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim.” (52/30-31)
Peygamberin çağrısını sıradan bir çağrı derekesine indirmek isteyen (örneğin ona şair yakıştırmasını yapan)lar bu çağrının zamanla sönüp gideceğini düşünmekteydiler. İşte en önemli değerlendirme yanlışlığına burada düştüler. Zaman bu çağrıyı tüketmek bir yana daha da güçlendirdi; daha da dal budak salmasını sağladı. Nebevî çağrı insanın yüreğini ve zihnini örtmüş bulunan mitleri, idolleri, yanlış yargıları ortadan kaldırdı. İnsan ile fıtratı arasına giren engelleri yıktı; parçaladı.
“De ki: Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş ve doğru yola ulaşan kimlermiş pek yakında öğreneceksiniz.” (20/135)
Dünyevî başarı ve fetih de sabreden ve ayak direyen insanların mükafatı olacaktır. O zaman ise artık münafıkların kimseyi kandıramayacakları bir zaman olacaktır. Mü’minler de mücadele sürecinde münafıkların tavırlarını gözlemiş ve değerlendirmişlerdir.
Münafıklar dünyadaki aldatmalarına ahirette de devam etmektedirler. Kıyamet günü azabın hak olduğunu anladıklarında mü’minlere yönelerek şöyle derler:
“(Münafıklar) onlara seslenirler biz sizlerle birlikte değil miydik? Derler ki, “Evet ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz. (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip beklediniz. (Allah’a ve İslâma karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp aldattı. Sonunda Allah’ın emri olan (ölüm) geliverdi. Ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allahın adını kullanarak, hatta masumca bizden görünerek) aldatmış oldu.” (57/14)
Islaha Dönük Karşıt Hareketin(Müminlerin) Bekleyişi
Mü’minin hayata baktığı açı çok farklıdır. Zarara ve kara yüklediği anlam çok farklıdır. Bu çerçevede mü’minler de gözlemektedirler. Onların bekleyişi harekete geçen; belli bir amacı ve hedefi olan insanın bekleyişi; gözleyişidir.
“De ki,Eğer babalarınız,çocuklarınız kardeşleriniz,eşleriniz aşiretiniz,kazandığınız mallar,az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler sizlere Allah’tan Onun Resulünden ve onun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez. ”(9/24)
“De ki;Siz bizim için iki güzellikten (şehitlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı beklemektesiniz. Oysa biz de Allah’ın ya kendi katından, veya bizim elimizle size bir azab dokunduracağını beklemekteyiz. Öyleyse siz bekleyedurun kuşkusuz biz de sizle birlikte bekleyenleriz. ”(9/52)
Bu süreç içinde bekleme ve gözlemeler sonunda başarıya kimler ulaşacaklardır?Şimdi bunu incelemeye çalışalım.
Kimler Başaracaklardır?
Bir çok değerin kutsalından sıyrıldığı bir süreci yaşıyoruz. Dinin bile kâr getiren bir kurum olarak algılandığı bir dünyevileşme süreci bu. Horkhaımer’in dediği gibi Noel Babanın bile market görevlisi kılındığı bir çağ bu. Kavramlar da bundan nasibini alıyor haliyle. Ben burada başarının dünyevileşmesini dile getirmeyi deneyeceğim. Müslümanlar için ne anlam ifade ediyor başarı kavramı. Başarı seçimlerden galip çıkmak mıdır? Büyük büyük okullar ya da kolejler açmak mıdır? Büyük holdingleri geliştirmek midir?Günlük gazetelere, T.V kanallarına, çok dinlenen radyo istasyonlarına sahip olmak mıdır başarı? Yoksa bunların ötesinde bir anlamı mı var başarının.
Gayrı meşruluğun güç sahibi olduğu bir sistemde mücadele ortamında bulunan bir müslümanın çevresel faktörler sebebiyle yanlış yargılara kapılması, bulunduğu ortamın kaypaklığından etkilenerek savrulması ya da mücadelede dökülmesi mümkündür. Bu yüzden kendi değerleri ile dünyaya bakmak kendi kavramlarıyla düşünmek, kendi cevherinden hareketle mücadele ortamında boy vermek gerekmektedir. Kendi köklerinden (Kitab ve fıtrat) beslenmeyen bir hareket kimi kere araç olarak kabul ettiklerini amaç, zilleti başarı, ilkesizliği maslahat olarak değerlendirebilecektir. Bu girişten sonra meselenin özüne dönebiliriz.
Kur’ânda başarıya ve kurtuluşa tekabül eden kavramlar birbiriyle içiçe bulunmaktadır.Örneğin felah (kurtuluş), ve fevz/fâiz (başarı / kazanç) kavramları birbirleriyle içiçe olan kavramlardır. Bu iki kavram (felah ve fevz)bu yüzden kimi kere aynı anlamı taşıyormuş gibi tercüme edilebilmişlerdir. Burada özellikle fevz kavramı çerçevesinde meseleye bakmayı deneyeceğiz.
Kur’ân özellikle başarının temelinde yatan faktöre dikkat çekmektedir. Başarmanın yasalarını ortaya koymaktadır. Ki insanlar çoğu kere başarıyı yüzeysel ve mevzî kazanımlar olarak değerlendirmektedirler. Bu değerlendirmeleri hayata bakılan açının uzantısı olmaktadır her zaman. Kutsala dayalı başarı anlayışı ile kutsaldan sıyrılmış bir bakış açısının başarıya yükledikleri anlam farklıdır. Kutsaldan sıyrılmış bir bakış açısına sahip olanlar bu yüzden Kur’ânın başarıya yüklediği anlamı kavrayamayacaklardır. Şimdi Kur’ânda başaranların özelliklerini ortaya koymayı deneyeceğiz. Bununla Kur’ân’ın başarıya yüklediği anlam ortaya çıkacaktır.
Kur’ânda başaranların özellikleri:
a-Dünyevîleşme dalgasına yakayı kaptırmayanlar
Dünya hayatının aldatıcı süsüne dalmayarak hasabını Allah’ın(c. c)vereceği mükafat doğrultusunda yapanlar;geçici değil kalıcı olana talip olanlardır başaranlar. Bu tavırlarının sonucunda Cenneti kazanırlar.
“Her nefs ölümü tadıcıdır.Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır; Cennete sokulursa, artık o gerçekten başarıya ermiştir. Dünya hayatı aldatıcı metâ’dan başka bir şey değildir.”(3/185)
b-Allah ve Rasulüne itaat edenler
Dünya hayatının aldatıcı süsüne yakayı kaptırmamanın yolu Allah ve Rasulünün emrine itaat etmekten geçmektedir. “Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve rasulüne çağrıldıkları zaman mü’min olanların sözü: “işittik ve itaat ettik” demeleridir.İşte felaha erenler bunlardır/Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse ve Allahtan korkup ondan sakınırsa, işte başaranlar bunlardır.” (24/51-52)(Ayrıca bkz. 33/71, 64/9)
Bu çerçevede dünyevî işlerde adaletin ve Allah’ın sınırlarının korunması gerekmektedir. (4/12-13) ki bu da başarının bir başka boyutudur.
Hayata sekülerleşmiş bir kafa ile bakanlar dünyevî nimetleri yani ganimetleri ya da savaştan sağ olarak dönmeyi başarı olarak görürler. Yani can ve mal emniyetini sağlamayı,kısacası her dönemde gemisini yürütmeyi başarı olarak görürler. Onlar için ilkeler değil ,kendi rahat emniyet ve dünyevî menfaatlerini korumak önemlidir. Zaten ilkesiz olmak belki de çoğu kere ayakta kalmayı getirebilecektir. Ancak kimliksiz bir biçimde ayakta kalmak ayakta kalmak olarak değerlendirilemez. Bu yüzden onlar her dönemde gemilerini yürüttükleri için asla başarılı olarak değerlendirilemezler.Bu dünya da kimlik ve kişiliklerini kaybetme hezimetine ahirette de elim bir azabı haketme hezimetine uğramışlardır. Ahirete dönük hesabı olmayanların dünyevî başarıları bile uçucu ve aldatıcdır. Onlar hiç bir zaman kazançlı çıkamazlar. Şahsiyetsizce bir hayatı kabullenerek yüce olanı aşağı olanla değiştirirler. Soğan sarmısak uğruna kudret helvası ve bıldırcın etini redderek esareti özgürlüğe tercih ederler. Dünyada insan olma haysiyetini kaybetmekten daha büyük bir hezimet var mıdır?
c-Allah yolunda taviz vermeyip sabredenler (ayakdireyenler)
Kur’ânı Kerimde iman edip Allah yolunda çaba harcayanların çabalarına değilinilmekte ve onlarla alay edildiği vurgulanmaktadır. Ancak bu alaylar ve hor görmelere karşı onlar yürüdükleri yolda sebat etmişler; bu tavırlarının sonucu olarak kazançlı çıkmışlardır. Bu konuda yüce Allah “Bugün ben gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar kazançlı çıkanlardır” (23/111) Bu çerçevede ilkelerden taviz vermemektir başarı. İlkeler hiçe sayılarak elde edilen kimi dünyevî menfaatler başarı olarak değerlendirilmemelidir. O kişi aslında ilkelerden uzaklaşmakla kaybetmiştir.
d-Allahtan razı olanlar
Kıyamet günü yüce Allah: “Bu doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük başarı budur.(5/119) (Ayrıca bkz.9/72-89)
Allahtan onun dininden razı olanlar başarılıdırlar. Bu onların azabdan kurtulmalarını getirecektir. Bu bağlamda en büyük başarı azabdan korunmaktır. (6/16, 24/52) Allah da onları azabdan koruyacaktır. (40/8-9),(44/57)
Azabdan korunmanın yolu da Kur’âna uymaktan geçmektedir. “Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken azab apansız gelip çatmadan evvel”(39/55)
e-Allah’ın dostu olanlar
Allah’ın dostu olmak için iman etmek ve takva üzre olmak(korunmak) gerekmektedir. Onlara hem dünyada hem de ahirette müjde vardır.
“Haberiniz olsun Allahın velileri için korku yoktur,onlar mahzun olacak da değillerdir.Onlar iman edenler ve Allahtan korkup sakınlar(muttakiler)dır.Müjde dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allahın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük başarı budur.” (10/62-64)
“Gerçek şu ki muttakiler için kazanç vardır” (78/31) (Ayrıca bkz.57/12, 85/11)
f-Allah yolunda savaşıp öldürenler ve öldürülenler
Onlar Cenneti kazanmayı başarırlar. (37/58-61)(9/100)
Çünkü onlar iman edip hicret etmiş mallarıyla ve canlarıyla cihad ederek Cenneti kazanmışlardır. Dünyada “İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte kazançlı çıkanlar bunlardır” (9/20)
Cenneti haketmektir başarı (39/61)
g-Allah’ın merhamet ettikleri
“Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar.İşte apaçık başarı budur”(45/30)
Sonuç
Kısacası başarı ateşten uzaklaşmaktır. Allah’a ve Rasulüne her şeye rağmen itaat etmektir;edebilmektir. İman etmek,hicret etmek ve Allah yolunda can ve mal ile cihad etmektir;edebilmektir. Cenneti kazanmaktır başarmak;cenneti haketmektir. Allahın rahmetinden umut kesmememektir büyük başarı.Başaranlar Cennet halkıdır.
“Ateş halkı ile Cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı umduklarına kavuşup kazançlı çıkanlardır”(59/20) Ne mutlu cennet halkına..
