NEFRETTEN CİNNETE ERDOĞAN FOBİSİNİ ANLAMA DENEMESİ

0
whatsapp-image-2018-05-24-at-12-GRh2
Ülkenin genelinde bir ruhsal çöküş durumundan söz edilebilir mi bilmiyorum?  Burada meselenin siyasal gibi görünen ama aslında ne siyasetle, ne muhalefetle alakası olmadığını düşündüğüm bir durumdan sözedeceğim. Bu durum “Erdoğan nefreti” diyebileceğimiz bir durumdur.
**
Erdoğan nefreti daha çok olanlardan değil, olacak olanlardan korkma temelinde gelişiyor. Realiteye dayanmayan hayali bir korku(kaygı) ile kendi gelecekleri için endişe duyanlar ya da endişe yaratarak insanlar üzerinde hakimiyet kurmak isteyenler şu şekilde öne çıkıyor:
1.Kendileri hep efendi görenler tebaa gördüklerinin, aşağıda gördüklerinin kendilerini yönetmesinden rahatsızlık duyuyor.
Üstün beyaz adam anlayışı ekseninde kendini daima Müslümanlardan üstün ve değerli gören pozitivist zümre kendi dışındakini daima aşağı ve değersiz görüyor..Onların yönetmesini içlerine sindiremiyor. 
2. Erdoğan’ın ileride bağnaz bir dinsel diktatorya kurabileceği varsayımıyla hareket eden kesim gelecek endişesi taşıyor. 
Bu kesim kendi yaşam biçimlerini tehlike altında görüyor. Taliban veya Işid gibi yapıların devlete zaman içinde egemen olacağını düşünüyor..Ancak 20 yıllık Ak Parti iktidarında böyle bir eğilim görülmediği gibi ülke içinde hakların önünü açma  ve İslam dünyasındaki demokratikleşme hamlelerine ilham kaynağı olduğu da söylenebilir. Adil Batılı araştırmacıların AK PARTİ’nin Ortadoğu için bir demokratik model olduğu gerçeğinin altını da çizdiklerini belirtmekte fayda var.. (bkz. https://www.posttruthdergi.com/5359-2/)
3. Dünyaya Egemen güçler Müslüman ülkelerdeki egemenliklerinin Batıya mesafeli, Müslüman dünyaya ve kendi geçmişine sahip çıkan bir karizmatik lider tarafından ortadan kaldıracağını düşünüyor.
Bunun bir gün olacağı öngörüsü ile kendilerine hizmet edecek karizmatik lider arayışına giriyorlar. Kimi kere bu konuda paranoyak tipleri ellerinin altında tutabiliyorlar.
4. Pastadan yeterince pay alamayanlar. Erdoğan’la birlikte önceki saltanatları sarsılan çeteler yani menfaat şebekeleri, parayı ve sermayeyi elinde tutanlar.
Bunların bir kısmı elindekileri kaptırma hırçınlığı, bir kısmı da yeterince elde edememe hazımsızlığı ile hareket eden kesimlerdir. Her dönemde bir biçimde iktidara yakın dursalar da arabalarını daha kolay yürütecekleri bir hükümet için her tür kirli ilişkiye açıktırlar. İkinci kısım görünürde olmasa da el altından AK PARTİ hükümetinin altını oymak ve lideri konusunda  olumsuz bir imaj yaratmak için ciddi anlamda çaba harcamaktadır. 

Muhalefet, Demokrasi Mücadelesi ve Siyasal Hesaplaşma mı Cinnet mi? 

Bu durum bir muhalefet ve eleştiri ya da siyasal bir tepkiden çok, nefret ve cinnet hali olarak öne çıkıyor. 
Bu saydıklarım ekseninde Erdoğan bir siyasi ve insani figür olmaktan çıkıp Şeytani ve yokeldilmesi gereken bir zararlı olarak algılanıyor. Bu durumda bir muhalefetten, siyasal zeminin ele geçirilmesinden, demokrasi mücadelesinden sözetmenin mümkün olmadığı ortadadır.

Muhalefet olarak ortada duran oluşumların herhangi bir projelerinin, herhangi bir gelecek tasavvurularının bulunmaması bunun en önemli delilidir. Aslında tek hedefin Erdoğan’ın devrilmesi olarak öne konulması başlı başına bir problemdir. Bu tam anlamıyla bir cinnet halidir. Bu bağlamda Türkiye’de bir nefret ve cinnet durumunun olduğundan sözedilebilir ama asla bir muhalefet ve siyasi karşıtlıktan  sözedilemez..Bunun AK Parti’ye yansımaları yok mudur? Elbette vardır. Bu nefret ve cinnet durumu kimi kere AK Parti içinde de sağduyu ortadan kaldırmaktadır Bu da ayrı bir tartışma konusudur.

Sadece bir yönetimi, bir lideri devirme dışında amaç taşımayan bir yaklaşımın insanı ne tür çirkinliklerden kurtaracağı önemli bir sorudur?Getireceği güzelliklerden değil bir kişiyi devirmekten söz edenlerin ve başka bir şey söylemeyenlerin zaten olumsuz bir pozisyonda oldukları; çaresiz bir durumda oldukları söylenebilir. Çaresizlerin yönetimi ele geçirmesi asla bir çare olamaz.  Salt anlamda çaresizlik hiçbir şeyi güzel yapamaz. Sadece bir egemenliği devirmek için bir araya gelenler daha sonra birbirlerini devirmeyi düşüneceklerdir. Bunun doğal sonucu herkesin herkesle savaşı; yani tek kelimeyle felaket..

Hendek Ve 15 Temmuz Olaylarından Sonra Türkiye’de Siyasal Muhalefet Bitmiştir
Düşmanlık ayrı muhalefet ayrıdır. Muhalefet hükümet olsa da olmasa da devletin bekasına inanan kolektif çıkarları kendi çıkanın üstünde tutan bir yapıdır. Oysa düşman kendi gibi düşünmeyen herkesi ötekileştiren; kendine ait olmayan her şeyi yabancı ve yok edilmesi gereken olarak gören bir yapıdır.
Türkiye’de artık muhalefet; yani siyasal anlamda parti bağlamındaki muhalefet -içlerindeki samimi insanları tenzih ederek söylüyorum- AK parti’den kurtulmak isteyen statükocu güçlerin amaçlarına hizmet eder hale gelmiş durumdadır.  Bunlar, Ermenistan’da Suriye’de Libyada ve Kıbrıs’ta emperyalistlerin amacına hizmet edecek politikaların içerideki savunucuları haline dönüşmüş durumdadır.
Şimdi bu süreçte AK Parti’nin durumu ve geleceği çok daha önemli hale gelmiştir. AK parti mevcut haliyle ülkenin hem emperyal güçlerle mücadelesinde, hem birlik ve bütünlüğünde, hem İslam dünyasının barış ve huzurunda; Ortadoğu’nun istikrarında kilit bir rol oynamaktadır.. Hala büyük ölçüde destek bulmasının en önemli sebebi de budur..
Cinnetin İhaneti
O yüzden kendi menfaatini müstevlilerin menfaati ile birleştirmiş bir muhalefetin ülkeye sadece mandacılık, kaos, iç savaş ve felaket getireceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Onlar zaten belli güç odaklarının beslemeleri olmayı kabul ettiklerini her fırsatta dile getiriyor. Elbette içlerinde vatanını milletini seven hala ahlaki değerlere sahip insanlar mücadele ediyor ki bu mücadeleyi saygıyla selamlıyorum.                                                                                                                             

Bir yanıt yazın