Yandaş Olmanın Ontolojik Temeli
Yandaş Olmanın Ontolojik Temeli
Bir şeyin savunusunu yapıp bir şeye karşı çıkan herkes bir tür yandaştır. Bu bağlamda yandaşlık bir problem değildir. Ancak bu ülkede seçimle işbaşına gelmiş iktidarı destekleyenleri gayrimeşru bir şey yapıyorlarmış gibi yandaş diye niteleyenlerin kimin yanında ve safında olduklarını da anlamak durumundayız. Birilerini yandaşlıkla suçlayanların kimin ve neyin yandaşı olduklarını da ortaya koymak gerekmektedir.
Yandaş olmanın kötü oluşuna koyacağımız kriter insani değerler ekseninde olmak zorundadır.
Neye yandaş olmak kötüdür
Bir ülkede seçimle iktidara gelmiş siyasal yapı meşruiyetini halkın desteğinden almaktadır. Bu noktada bu iktidara destek olanların yandaşlığı hiçbir şekilde olumsuz değildir. İktidarda olan siyasal yapı yanlış yapabilir; eksik yapabilir. Bunlar eleştirilir. Ama bunları destekleyenler kötüdür, ötekidir, çizgidışıdır demek cehalet değilse ihanet olarak değerlendirilmeyi hak eder. Oysa kötücül yandaşlık
sadece bir şeye taraftar olmak ve başka şeye karşı olmak temelinde kendine konum biçmiş müsveddelerin işidir. Bu tür yandaşlık hiçbir meşru temele sahip değildir. Formül basittir “Dünyevi iktidar ve güç odaklarına yakın, iktidar olma ve güç sahibi olma şansı olmayanlara uzak durmak” Bunlar gazeteci TV yapımcısı, siyasetçi bilim ve film adamı olarak her yeri tutma yeteneğine sahiptirler. Çünkü hayat algıları herhangi bir şeye inanmayı ve herhangi bir şeye ait olmayı gerektirmeyen bir algıdır. Bu algı maddi, dünyevi ve benmerkezcidir.
Gücün yandaşı olmak ile hakikatin yandaşı olmak arasında derin bir ayrım vardır. Bu yüzden Müslüman asla hakikat dışında bir şeye yandaş olmaz. Birini seviyorsa hakikat adına seviyordur. Bu bağlamda yandaş olmak suç değildir. Önemli olan neyin ve kimin yandaşı olduğunuzdur.
Sömürgeci Batı Yandaşlarının “Her Şey Çok Güzel Olacak(!)” Söyleminin Tutarlılığı Üzerine
Ya derin bir körlük ya züğürt tesellisi.
Derin körlük son iki yüzyılda insanlığın yaşadıklarını görmemektir. Son ikiyüzyıl batı önderliğinin egemen olduğu bir kesittir. Egemen paradigması pozitivizm ve materyalizmdir. Sadece maddi dünyanın kaynaklarından yararlanma ekseninde gelişen bir dünya görüşü ile bütün dünya son ikiyüzyılda en büyük acıları en büyük katliamları en büyük yıkımları yaşamıştır.
Batı egemenleri, maddeci pozitivist paradigması ekseninde kendine yandaş olan herkesi kendi suçuna ortak etmektedir. Destekledikleri herkes onların beslemeleridir. Besleme olanlar için ne vatan ne millet ne de herhangi bir kutsala inanmak sözkonusu değildir.
O halde batı hegemonyasına hayranlıkla bakan sömürge ülke mensuplarının tek hedefi kendi ülkelerinde Batı’nın çıkarını korumak ve kollamaktır. Hayatı fayda ve gerçeklik olarak algılayan pozitivist Batılı anlayış için en önemli değer de budur. Kendi milletini, kendi vatanını, kendi halkını kayıran hiç kimsenin Batı hegemonik zihniyeti açısından bir değeri olamaz.
Besleme olduğun müddetçe, beyaz adamın üstünlüğünü kabul ettiğin müddetçe her zaman Batı dünyası senin arkanda duracaktır. Onlara asker olmayı kabullenenler beslenecektir.
Son ikiyüzyılda Batının bu hegemonik anlayışının dünyaya getirdiklerine baktığımızda bütün dünyaya, demokrasi insan hakları ve güzel günler hatta “bahar ” vaadetmiş fakat kan, gözyaşı, göç ve talan hediye etmişlerdir.
O halde hegemonik Batı pozitivizminin kuyruğuna takılan yandaşların “her şey çok güzel olacak” söyleminin ne ontolojik ne ahlaki bir zemini vardır. Yani hegemonik Batı değerlerini; yani beyaz adamın üstünlüğüne dayalı bir insan tasavvurunu benimseyen hiç kimsenin insanlara sunacağı hiçbir güzellik olmayacaktır. Ontolojik olarak bu imkansızdır.
Ölü Ruhlar
Sömürgeci Batı dünyasına gönüllü uşak olanların bu sefil hallerinden utanç duymaları gerekirken bir de birlerini yandaşlık kavramı ekseninde düşmanlaştırması tam anlamıyla bir ruhsal ölüm durumudur.

