“Z Kuşağı” Diye Bir Gerçeklik Yoktur, “Z Kuşağı” Diye Bir Tanımlama Vardır..
Z kuşağı diye bir gerçeklik yoktur, Z kuşağı diye bir tanımlama vardır..
Neden Z?
Tarihin sonunu ifade etmek anlamında bu tabir geliştirilmiş olabilir. çünkü Z alfabede son harf olduğu; artık bundan sonra bir harf olmadığı için Z kuşağı bir bitişi, sona erişi, tükenişi ifade etmektedir.
“Karınca Z” filmi eksenli de olabilir bu tanımlama… Burada da otoriteye baş kaldırmayı, sıradan olmaktan kurtulmayı, yani muhalif olmayı vurguluyor olabilir. Ancak var olanla yetinmeyen “Karınca Z” kendisine dayatılan tek tipleştirmeye karşı çıkarken tanımlanan “Z kuşağı” elindekiyle yetinmeyen, dijital dünyaya hapsolmuş, dijital gerçeklik dışında bir gerçeklikle bağ kuramayan, kendinden önce yaşanmışlıklardan haberi olmayan, hatta kendinden öncekilere saygı bile duymayan bir kuşak olarak gösterilmektedir.

“Karınca Z” daha çok totaliter ideolojilerin, tek tip dünya görüşünün, tek tip algının biçimlendirmek istediği sosyal ve siyasal sisteme karşı duruşu ifade ederken “Z kuşağı” kavramsallaştırılması ile sunulan kimlik, egemen maddeci Batı sömürgeciliğinin gönüllü savunucusu ve yüz yıllık Batı hegemonyasına hayran bir sivilceli tiptir..
Aslında ne tür açıklama getirilirse getirilsin böyle bir kuşak tanımlaması hayali kurgusal ve temelsizdir. Tanımlamaların sadece siyasi ve sosyal hedefleri elbette her zaman bulunmaktadır.
O halde kuşak tanımlamalarının anlamı nedir?
Maddeci Bilim İdeoloji ve İnsan
Tarihi değişmez kalıplar olarak anlayan ilerlemeci pozitivist anlayış insan topluluklarını da belli kalıplar içerisinde değerlendirme yanılgısına sahiptir. Özellikle pozitivist anlayışa dayanan Sosyoloji ve Psikoloji her bireyin aynı kalıpta olduğunu her toplumun, her toplumdaki bireyin aynı sosyal dokunun izini taşıdığını varsayar. Bu da insanı nesneleştirme anlamına gelmektedir.
Bilimsel yöntem objelerle çalışır. Bilimin kullandığı deney ve gözlemi fiziksel nesnelerin doğasını araştırmakta kullanabiliriz çünkü fiziksel nesneler fiziki özellikleriyle betimlenebilirler; ama insan ancak bilinçliliği aracılığıyla betimlenip tanımlanabilir. (E. Cassirer)
Sosyoloji olsun psikoloji olsun bu yanılgıyı sürdürmektedir. Zaten modern anlamıyla Sosyoloji ve Psikoloji insansal bir türden söz etmezler. Bilimsel açıdan insan bir nesnedir; bir objedir. Burada insanın yaratıcı dönüştürücü gücünü de, sınırları; koşulları aşabilen gücünü de yadsırlar. Dolayısıyla çoğu kere insanı hayvanla özdeşleştirerek Onu koşulların bir ürünü olarak görürler.. Hayvanlar üzerinde yaptıkları bütün deneylerin sonuçlarını insana ve insan topluluklarına uygulamayı iş edinirler.
Oysa bir köpekten beklenen davranış bellidir. İnsanı tanımak için Pavlov’un köpeğinden değil, Pavlov’un kendisinden yola çıkmak gerekmektedir.
İnsan hem yaratıcı, hem üretici bir varlıktır.. Hem kendini yenileyen ve koşulları aşabilen bir varlıktır. Bu yüzden G. Vico insanı doğada değil, yapıp ettiklerinde aramamız gerektiğini söyler. Çünkü insan tarihe ve doğaya daima bir şeyler katar, kendisi için bir dünya kurar. İnsanda bir yaratıcı ve oluşturucu yapı vardır.
O yüzden herhangi bir kuşak tanımlaması insan için söz konusu olamaz. Çünkü her bireyin kendi içinde çağlayıp duran bir Cevheri harekete sahip olduğu ortadadır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. İnsan bilim objesi olmadığından fiziksel objeleri tanıma yöntemleriyle tanımlanamaz. Sebep sonuç ilişkileri ile insan hakkında karar verilemez. Deney ve gözlem sadece fiziksel dünya için geçerlidir. Ruhsal dünyada böyle bir şey söz konusu olamaz. Bu yüzden kuşak tanımlamaları yanlış bir yönteme yaslanmaktadır.
İnsan öncelikle bilinçli bir varlıktır. Ayrıca seçme yeteneği olan bir varlıktır ve yaratıcı bir varlıktır. Bu üç özellik kendi niteliğini, evrenin niteliğini, kendisi ve evren arasındaki ilişkinin ne’liği ve niteliğini anlamasına ve algılamasına kapı açmaktadır. Bu hususular insanın kendini kavramasını; tanımasını sağlayacak hususlardır. “Descartes; “düşünüyorum o halde varım”, A.Gide “duyumsuyorum o halde varım” A.Camus “başkaldırıyorum o halde varım” demiştir. Düşünmek, duyumsamak ve başkaldırmak insanın bu üç özelliğine tekabül eden üç unsurdur. İnsanın bu üç özelliğini yadsıyan üç öğreti bulunmaktadır. Bunlar Biyolojizm, Sosyolojizm ve Historizmdir. Biyolojizm insanı doğanın kuşattığını ve onun bir doğa varlığı olduğunu belirtmekte, kimi kere insanı doğa’nın tutsağı durumuna düşürmektedir. İnsan doğanın kendisine verdiklerinin dışına taşamayan ve doğanın belirlediği sınırları aşamayan bir varlık olarak ortaya konulmaktadır.”(A. Şeriati, İnsanın Dört Zindanı) Oysa insan bilinci ile doğaya kafa tutmuş ve doğayı değiştirip dönüştürmüştür. Medeniyetler kurmuş doğayı fethetmiş, doğayı egemenliğine almıştır. Hayvanların aksine insan doğadışı bir varlıktır. Gerek geliştirdiği teknoloji gerek ortaya koyduğu kültürel ürünler(sanat eserleri vs.) insanın yaratıcılığını ve seçiciliğini ortaya koymaktadır. Kısacası insan doğanın tutsağı olmaktan bilim ve teknoloji ile kurtulmayı başarmıştır.
İnsanın toplum tarafından şekillendirildiğini iddia eden ve insanı toplumun ürünü olarak gören sosyolojizm ise onu toplumun tutsağı durumuna indirmiştir. Bu yaklaşıma göre insan yaşadığı toplum tarafından kendisine biçilen kimliğe boyun eğmek zorundadır. Başka bir seçeneği de bulunmamaktadır. Oysa insan bu tutsaklıktan da kurtulmuş, çoğu kere bireysel şahsiyeti ile toplumsal yargılara karşı çıkarak onu değiştirmiştir.
İnsanın tarihin değişmez yasalarına tâbi bir varlık olarak gören Historizm ise, tarihi yasaları mutlaklaştırarak insanı bu yasaların dışına taşamayan bir varlık olarak görmektedir. Tarihin zorlayıcı yasalarına mutlaka yaşamak zorunda olduğunu iddia eden Historizm insanın yaratıcılığını yadsımakta ve onu sadece bir robota indirmektedir. İnsan tarihin akışını da değiştirebilen bir varlık olduğunu tarihte ortaya koyduğu icraatlarıyla ispatlamıştır. Özellikle Marxist tarih yorumu insanın yapıp etmelerinin değil tarihin yasalarının insanın kaderini belirlediği savına yaslanmaktadır. Bu yaklaşım insanı tarihe tutsak etmektedir. Oysa insan tarihin belli evrelerini yaşamadan da büyük medeniyetler kurabilen bir varlık olmuştur.
