ÇAPSIZ GAZETECİNİN UFKU
“şalvarı şaltak osmanlı
eğeri kaltak osmanlı
ekende yok biçende yok
yiyende ortak osmanlı”*
eğeri kaltak osmanlı
ekende yok biçende yok
yiyende ortak osmanlı”*
Adam Osmanlı ile ilgili (ki Osmanlı derken yediyüz yıllık bir medeniyet pratiğinden söz ediyoruz) bir şiir bulmuş; üniversite yıllarında özellikle Osmanlı ile sorun yaşamış Alevi kültürü ile yetişmiş ama ateist olmayı seçmiş marjinal sola mensup gençlerden duyardım.
Malum Osmanlı ile Şiilik arasında bir çatışma söz konusu; özellikle İran şiiliği. Dolayısıyla Osmanlı karşıtı bir Alevi literatür her zaman mevcuttur.. Daha başka şiirler de bulabilirsiniz..
Önemli olan bu şiirlerin hangi duygularla, hangi amaçlarla söylendiği ve bir gerçekliğe yaslanıp yaslanmadığıdır.
Şimdi bu birkaç şiirden yola çıkarak yediyüz yıllık bir medeniyeti onun arkasında Sünniliğe dönük kin ve nefretten kaynaklı Osmanlı düşmanlığını kusarsanız, bunun adı ne gazetecilik olur, ne bilim olur, ne fikir olur..
Tarihi kurcaladığımızda Aleviler ile ilgili, Sünnilerle ilgili, falan aşiretle veya kabile ile ilgili çok bayağı şiirler de bulabilirsiniz. Ne yapacaksınız o zaman.. Bu şiirleri doğru ve haklı kabul edip bir toplum hakkında kesin yargılara varmanız doğru olur mu?
Mesela Aleviler ile ilgili “lambaya püf de” hikayesinden yola çıkıp Alevilerin ahlaki tutumları hakkında yargıda bulunmak haklı ve insani olabilir mi?
Bunlar tarihin belli dönemlerinde belli sosyal koşullarda fikir ve çıkar ayrılıklarından üretilmiş çok öznel hatta çoğu kere tutrarsız yaklaşımlar. Dolayısıyla tarihin belli kesitinde, belli koşullarla ortaya çıkmış; üstelik tamamen kin ve nefretten kaynaklı iki satır şiiri alıp da koca bir medeniyeti mahkum etmeye kalkmayı nasıl izah etmeliyiz? Bunu çapsızlık, ufuksuzluk diye nitelemek mümkün elbette ama konunun bir de ihanet boyutunu da gözardı etmemek lazım.
Konunun ihanet boyutu toplumun ayrıştırılmasına hizmet etme hamlesidir..Tarihteki farklılıkları buraya taşıyarak toplumu ayrıştırmaya çalışan marjinal guruplar partili, gazeteci, politikacı pozlarında ihanete hizmet etmektedir.
Bu çerçevede Suriyeli düşmanlığı aslında Osmanlı düşmanlığının bir başka yönüdür. Çünkü Türkiye’ye gelen Suriyeliler genelde Sünni kökenlidir ve onlara sahip çıkmak Sünniliği temsil eden Osmanlı tarzıdır.
Osmanlı’yı savunan herkes bu adamlar nazarında Sünniliği savunmaktadır Bu yüzden de düşman ve ötekidir..
Aynı şey gündemde olan bir belediye başkanı için de geçerlidir. Belediye başkanının Osmanlı düşmanlığı ilkokulda ezberlediği tekerlemelere dayanmaktadır. Görüşlerine Atatürk’ün Nutuk adlı kitabından referans getirmektedir. Oysa o cümleler de tarihin belli dönemlerinde belli koşullarda ortaya çıkan çatışmaların ürünü olarak kabul edilmelidir. O dönemde İttihatçılarla merkezi yönetim arasında sürekli bir çekişme söz konusu olmuştur. Herkes birbirini hainlikle işbirlikçilik ile suçladığı bir sancılı dönemde dile getirilen şeylerin bir medeniyet ve kültür düşmanlığına alet edilmesi tek kelime ile korkunçtur. Eğer tarihte her yazılanı doğru kabul edeceksek Mustafa Kemal ile ilgili yazılan kötücül yaklaşımları da doğru kabul etmemiz gerekecektir ki bunun mantıksal tutarsızlığı ortadadır. Mustafa Kemal’in padişaha ilişkin çok övücü sözleri de vardır. O zaman sizin bunu görmeyip sadece kötüleyen sözleri seçmeniz artniyet ve çapsızlığınızın ilanı olmaktan öte anlam taşımayacaktır. Ailenize bile böyle yaklaştığınızda çok ciddi sorunlar yaşamaktan kurtulamayacaksınız. Kısacası; Tarihsel olaylar hakikate hizmet etme bağlamında değerli ve önemlidir. Şairin sözleri de kendi koşulları, bağlamı, niyeti ve ahlaki duruşuyla anlamlı ve önemlidir.
Bu yüzden tarihsel olayları veya tarih içerisinde söylenmiş sözleri oradan alarak getirip kendi düşmanlık ve nefretimize malzeme yapmak, hatta toplumu bölmeye hizmet etmek için kullanmak tek kelimeyle ihanet anlamına gelmektedir.
Yazık..
*Yukarıda aktardığım şiir marabasının emeğini sömüren ve devlete vergi vermek istemeyen beylerin besleme şairlerinin incileri…

