unnamed

Farsça’da “seven, sevgili, yâr” anlamındaki dôst kelimesinden gelen dostluk İslâmî literatürde sadâkat, uhuvvet, meveddet, sohbet gibi değişik kelimelerle ifade edilmiş, ayrıca velî ve refîk kelimeleri başka anlamları yanında “dost” mânasında da kullanılmıştır.(DİA).

Kur’ân-ı Kerîm’de dost anlamında geçen kelime “velî” kelimesidir. Velî kelimesi Kur’an’da tekil ve çoğul olarak (evliyâ) geçmektedir. Gectigi seksen yedi âyetin yarısından fazlasında Allah’ın insanlara olan dostluğundan sözetmektedir. “Allah düşmanlarınızı daha iyi bilir. Gerçek bir dost (velî) olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir.” (Nisâ 4/45), “Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (Nisâ, 4/75), “…Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinen kimse elbette apaçık bir ziyana düşmüş olur.” (Nisâ, 4/119. Ayrıca bkz. Nisâ 123, 173). Iki âyette insanların Allah’a dostluklarından bahseder. “Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.” (Yûnus 10/62), “De ki: “Ey yahudiler! Başka insanlar değil, yalnız kendinizin Allah’ın dostları olduğunuzu iddia ediyorsanız ve şayet sözünüze sadıksanız haydi ölümü temenni edin! ” (Cum‘a 62/6). Bir çok âyette insanlarla şeytan arasındaki dostluktan sözetmektedir. “… Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphe yok ki şeytanın planı (tuzağı) daima zayıftır.” (Nisâ 4/76), “Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” (A‘râf 7/27),  “O, bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapkınlığa müstahak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.” (A‘râf 7/30). Bazı âyetlerde ise iyi veya kötüler arasındaki dostluklardan bahsetmektedir. “Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet mi arıyorlar? Bilsinler ki bütün izzet yalnızca Allah’a aittir.” (Nisâ 4/139), “Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin… ” (Nisâ 4/144),  “İman edip de hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler ve onları bağırlarına basıp yardım edenler birbirlerinin yâr ve yakınlarıdır…” (Enfâl 8/72).

Âyetlerin bir çoğunda insanlara, müminlere ve Peygamber’e yardımcı olacak, onları koruyacak, bağışlayacak, karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan gerçek dostun Allah olduğu, insanların Allah’tan başka dostları bulunmadığı ifade edilmektedir. Böylece onların gerçek dostlarının Allah olduğunu bilmeleri, O’na dayanıp güvenmeleri öğütlenmektedir.“Sizin velîniz ancak Allah’tır, peygamberidir, bir de Allah’ın emrine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren müminlerdir.” (Mâide 5/55). Sizin dostunuz Allah,  peygamber ve sözü özü bir olan mü’minlerdir.  Kâfirler, zâlimler, yahudi ve hıristiyanların ise sadece birbirlerinin ve şeytanın dostları oldukları bildirilmektedir. Bir diğer âyette; “Ey inananlar! Eğer iman yerine küfrü beğenip tercih etmişlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyiniz ” (Tevbe 9/23) meâlindeki ifadelerle dostlukların oluşumunda kan bağı yerine inanç bağının esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Allah’ın mü’minlerin dostu olduğunu bildiren âyetlerin çoğunda velî kelimesinden sonra nasîr, şefî‘, vâk, hamîd, mürşid gibi sıfatlara yer verilerek dostun sevdiği için bir yardımcı, koruyucu, kurtarıcı, yüceltici, iyiliğe yöneltici olmasına işaret edilmiştir. Bu şekilde dostluğun sevgiye dayanması ve pratik ahlâkî sonuçlar doğurması gerektiği belirtilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de geçen halil kelimesi de dost ve dostluk anlamında kullanılmaktadır. Hulle kelimesinden türeyen halîl kelimesi sözlüklerde genellikle “kalbin derinliklerine nüfuz ederek kökleşen engin dostluk” şeklinde açıklanmıştır. (Lisânü’l-ʿArab, “ḫll” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ḫll” md.). “… Ve Allah İbrâhim’i dost edinmiştir.” (Nisâ 4/125). “O gün, (dünyada iken) haktan sapmış kişi ellerini ısırarak şöyle diyecek: “Keşke peygamberle birlikte aynı yolda olsaydım! Eyvah! Keşke falancayı kendime dost edinmeseydim!” (Furkān 25/27-28).  Allah’ın Hz. İbrâhim’i dost (halîl) edindiğini , âhirette zalimlerden birinin, “Keşke falanı dost (halîl) edinmeseydim” şeklindeki pişmanlığını anlatan bu iki âyete göre halîl kelimesi, daha içten ve güçlü bir dostluğu ifade etmektedir. Hadislerde de müslümanlar arasındaki dostluk ve kardeşlik için de halîl kelimesinin kullanıldığı görülmektedir (Buhârî, “Ṣalât”, 80).  “Kişi dostunun (halîl) dini üzeredir” meâlindeki hadis (Tirmizî, “Zühd”, 45), dostluğun ancak ahlâkî, psikolojik vb. yönlerden uyuşabilenler arasında kurulabileceği şeklindeki anlayışın özlü bir ifadesidir. Ayrıca ashaptan bazıları Hz. Peygamber’i kastederek “halîlî” (dostum) ifadesini kullanmışlardır (Buhârî, “Teheccüd”, 33). Burada Hz. Peygamber’e verdikleri değer ve O’nu çok sevdiklerini belirtmişlerdir. Hadislerde sahip ve halîl gibi velî ve sadîk kelimeleri de dost anlamında kullanılmıştır. Ayrıca bazı hadislerde Resûlullah, Hz. Osman ve Ali gibi sahâbîlere karşı dostluğunu refîk kelimesiyle de ifade etmiştir.

Dostluk, zevklerin ve düşüncelerin uyuşmasıdır. Dostluk kişisel çıkar karşısında kurulan bir ilişki değildir. Hiç beklenmedik bir anında kalbine doğan sıcacık bir duygudur dostluk. Sevinçtir, üzüntüdür, anlamaktır, hatırlanmaktır, sonsuza dek olan arkadaşlıktır. Dostluklarda zamanın önemi olmamalı, başın ne zaman sıkışırsa sıkışsın, koşabilmeli, kapısını çaldığında gözlerindeki o bakışı anlayabilmeli, ihtiyaç duyduğunda omuzlarına yaslanabilmelidir. Dostluk, iki kişi arasında güçlü ilişki bağı, karşılıklı sevgi, menfaatsiz ve çıkarsız iyi niyet anlamına gelmektedir. Dostluk kolay şekilde elde edilmez ve hayatımıza kolayca yerleşmez. Her arkadaş olarak gördüğünüz kişiyi dost olarak asla göremezsiniz, dostluğu elde etmek zaman ister. Kötü bir olay yaşadığınız an size ulaşacak ilk kişi dost olarak belirlediğiniz kişidir. Sizi hiçbir zaman arkanızdan vurmayacak, sizi asla üzmeyecek, ilelebet yanınızda olacak kişiye dost denir. Övüldüğünde değil, yuhalandığında durup koluna girebilmeli, sana senden çok güvenen bir sırdaş olmalı. Göz bebeklerin bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmeli. Dostluklar hiçbir menfaate dayanılmadan sadece bir sevgi üzerine kurulursa daha kalıcı olur. Aksi taktirde ellerimize aldığımız kum taneleri gibi parmaklarımızın arasından farkında olmadan kayıp gider.

Dostluğu hayatımıza yansıtmak için sıkı bir bağlılık gerekir. “Bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözünün anlamı;  Kişi dostu ile aslında aynı yöne bakar, hemen hemen her konuda birbirleriyle uyuşabilirler. Dostu kişiyi çok iyi tanır. Onun üzgün olduğu zamanları kısa zaman içinde anlar. Kişi dostunun yaşamış olduğu zorluğun hemen farkına varır. Elinden gelenin daha fazlasını yapmak için gayret sarf eder. Yalnızca iyi günde yanında olmak dostluk değildir. Hem iyi günde, hem de kötü günde kişi dostunun yanında olmalıdır. Pek çok kişi hayatlarına yeni bir arkadaş girdiğinde ve samimi olduklarında birbirlerine “dostum” diye hitap etmeye başlamaktadır. Dostluğun asıl anlamının yitirildiği günümüzde, çok iyi vakit geçirilen, gülüp eğlenebilinen ve sürekli beraber olmaya çalışılan her samimi arkadaşlık dostluk olarak düşünülmektedir. Kişiliğe bağlı olarak insanlar birbirleriyle tanıştıktan kısa süre sonra samimi olabilirler fakat dost olabilmek için belli bir zaman ve yaşanmışlıkların olması gerekir.

Dostluk, içinde birden fazla sevgi değerlerini barındıran bir değerimizdir. Dostluk, paylaşmak demektir. Dostluk, fedakarlık demektir. Yine dostluk, açıksözlülüktür. Yanlış olanı, onun ya da başkası için kötü sonuçlar doğuracak durumları açık açık, bir an kırılacağını üzüleceğini, itiraz edeceğini bilseniz bile, onu doğru ve emniyetli konuma getirmek için çabalamaktan, dil dökmekten geri kalmamaktır. Yani dostunun yanlışını da görür ve uygun bir şekilde uyarır. Dostluk, güvenmektir, kadirşinaslıktır (iyilikbilirlik, değerbilirlik). Gerçek dost, asla bitmez, ihanet etmez, yarı yolda bırakmaz. Bu güveni çok sınırlı sayıda insan hissettirebilir bize. Hatta bazen ailemizle paylaşamadıklarımızı paylaşırız dostumuzla. Birinin iyililiğini isteyen, onu içten seven kimse dosttur. Birbirleriyle iyi geçinen kimseler de dosttur. Dostluk yıllarca edinilen arkadaşlıklardan sonra oluşur. Gerçek dost, siz çeşitli nedenlerle ondan uzaklaşsanız da o sizi farkettirmeden izler ve tehlikelerden korumaya çalışır. Zira gerçek dostluk, koşullu bir arkadaşlık değildir, maddi ilişkilerin söz konusu olduğu ve gündemi belirlediği bir ilişki hiç değildir. Dostluk, birçok duyguyu ve değeri içinde var eden en kıymetli kavramdır. Eskiler “dost kara günde belli olur” demişler. Gerçek dostlar insanın üzüntülü, sıkıntılı günlerinde yanında olan, yardımına koşan, sadece kendisini değil dostunu da kurtarmak isteğiyle hareket eden, değilse dostuyla birlikte kalıp varsa sıkıntılı bir durum birlikte göğüslemek için sabırla uğraş verendir.

Aristoteles’e göre erdemler, iç iyiler ve dış iyiler olmak üzere ikiye ayrılır. İç iyilerin en değerlisi bilgidir. Dış iyilerin en değerlisi ise dostluktur. Aristoteles’e göre dostluk bir erdemdir. Çünkü dostluk sosyal yaşam için zorunlu bir unsurdur. Bütün öteki iyilere sahip olsa bile hiç kimse dostlardan uzak bir yaşamı düşünemez. Çünkü doğası gereği insan ister zengin olsun ister fakir her durumunu paylaşacağı dostlara ihtiyaç duyan sosyal bir canlıdır. Sosyal yaşam ise ancak iyilik üzerine kurulabilir. İyilik düzeni de ancak iyilerin birlik ve beraberliği ile mümkündür ki bu da dostluğu erdem kılan temel nedendir. Birlik ve beraberlik hem kendileri iyiliktir hem de iyilikleri daha iyi ve daha çok yapmanın; çoğaltmanın yegâne yoludur. O halde, yalnızca bireyleri birbirine yakınlaştırıp bir arada tutmakla kalmayan dostluk olgusu, devletlerin de ayakta kalmasını sağlayan temel bir dinamiktir. Bu nedenle yasa koyucular adaletten daha çok dostluk üzerinde dururlar. Çünkü dostluk fikir birliği demektir, uzlaşım ve uylaşım sanatı demektir. Bu nedenle dostlar arasında adalete dahi gerek duyulmayabilir ama adil olanlar dostluğa her zaman gereksinim duyarlar. .(International Siirt Conference On Scientific Research, Siirt, Türkiye, 5 – 07 Kasım 2021, cilt.1, ss.509-516)

Gerçek dostluk: hiç bir çıkar olmadan, bize el veren, destek olan, sahip çıkan kişilerle olan dostluğumuzdur. Gerçek dostluk, koşullu bir arkadaşlık değildir, maddi ilişkilerin söz konusu olduğu ve gündemi belirlediği bir ilişki hiç değildir. Şimdi gelin bir bakalım bize ailemiz kadar yakın olan bu dostlarımız bizim için neden bu kadar önemli? Gerçek dost; yanında yüksek sesle düşünebildiğiniz insandır. Eğer gerçek bir dostunuz varsa sıkıca tutunun ona bu zamanda bulunmaz bir hazineye sahipsiniz demektir. Ve siz de onun için bulunmaz bir hazine olunuz. Birbirinizin değerini biliniz. İyi bir dost her zaman bulunmaz.

Ama hepsinden daha çok;

Dost matematiksel olmali;

Sevinci çarpmalı…

Üzüntüyü bölmeli…

Geçmişi çıkarmalı…

Yarını toplamalı…

Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı.. .

Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı…

İşi bitince seni bir tarafa atmamalı…

Bir yanıt yazın