ENFOKRASİ: DİJİTALLEŞME VE DEMOKRASİNİN KRİZİ

0
dijital-demokrasi

Yaşamın dijitalleşmesi önlenemez bir şekilde ilerliyor.  Al­ gımızı, dünyayla ilişkimizi, bir arada yaşamamızı kökten değiştiriyor. Kendimizi  iletişim  ve  enformasyon  sarhoşluğu­ na kaptırmış durumdayız. Enformasyonun tsunamisi, yıkıcı güçleri serbest bırakıyor. Bu arada, siyasi alanı da etkileyip demokratik süreçte büyük karışıklıklara ve aksamalara yol açıyor. Demokrasi, enfokrasiye dönüşüyor.

Demokrasinin ilk günlerinde kitap belirleyici bir araçtı. Kitap, Aydınlanmanın rasyonel söylemini oluşturuyordu. Demokrasinin özü olan diskursif kamusallık,(3) kendisini akıl yürüten, okuyan halka borçluydu. Habermas, Kamusallığın Yapısal nüşümü’nde, kitap  ile  demokratik kamusal  alan  arasında­ ki yakın ilişkiye dikkat çekmektedir: “öncelikle şehir halkı ve burjuvaziden oluşan ve bilginler cumhuriyeti’nin sınırlarının ötesine uzanan genel okur kitlesi sayesinde (…), özel alanın içinden nispeten  yoğun  bir  kamusal  iletişim  ağı  ortaya  çıktı.”  Matbaa olmadan, akıldan, akıl yürütmeden yararlanan herhangi bir Aydınlanma olamazdı. Kitap  kültüründe  kamu­sal söylem, mantıksal bir tutarlılık gösterir: “Matbaanın  ha­kim olduğu bir kültürde, kamusal söylem genellikle olgu ve fikirlerin tutarlı ve derli toplu tanzimiyle karakterize edilir.”

Kitap kültürünün şekillendirdiği 19.  yüzyılın  siyasal  söylemi ise bugünkünden bambaşka bir kapsam ve karmaşıklığa sa­ hipti. Cumhuriyetçi Abraham Lincoln ve Demokrat Stephen A. Douglas arasındaki ünlü kamuoyu tartışmaları bunun çok çarpıcı bir örneğidir. 1854’teki bir sözlü düelloda, Douglas başlangıçta üç saat konuşmuştu. Lincoln’ün de cevap vermek için üç saati vardı.  Lincoln  cevap  verdikten  sonra,  Douglas bir saat daha  konuştu.  Her  iki  konuşmacı  da  karmaşık  siyasi konuları, bazen çok karmaşık formülasyonlarla tartıştılar. Seyirciler olağanüstü bir  odaklanma  gücü  sergilediler.  Ayrıca, o zamanın insanları için kamusal söyleme katılım, toplumsal yaşamlarının ayrılmaz bir parçasıydı.

Elektronik kitle iletişim araçları, kitap  kültürünün  damgala­dığı rasyonel söylemi tahrip ediyor. Bir Medyakrasi [Medio­ kratie] düzeni oluşturuyorlar. Medyakrasi özel bir mimariye/ arkitektoniğe sahiptir. Amfiteatral yapısından dolayı alıcıları edilgenliğe mahkumdur. Habermas, demokratik kamusal ala­ nın çöküşünden kitle iletişim araçlarını  sorumlu  tutar.  Oku­yan kitlenin aksine, televizyon izleyen kitle erginlikten çıkma/ reşitlikten çıkma’ [Entmündigung] riskiyle karşı karşıyadır:

“Yeni medya araçları tarafından yayımlanan programlar, alıcının tepkilerini ( … ) kendine özgü bir şekilde kısıtlar. Seyirci­ yi dinleyen ve seyreden olarak büyülerler ama aynı zamanda onun elinden ‘erginlik’in [Mündigkeit] gerektirdiği mesafeyi, yani konuşabilme ve reddetme imkanını da alırlar. Okuyan bir kitlenin akıl yürütmesi, yerini eğilimsel olarak tüketiciler arasında ‘beğeni’ ve ‘tercih alışverişi’ne bırakır ( … ). Kitle iletişim araçlarının yarattığı dünya yalnızca görünüşte kamusaldır.”

Medyakraside,   siyaset de  kitle  iletişim  araçlarının  mantığı­na teslim olur. Eğlence, siyasal içeriğin nasıl aktarılacağını belirler  ve  rasyonaliteyi  baltalar.  Amerikalı  medya  kuramcısı Neil Postman, Televizyon: Öldüren Eğlence adlı kitabında, enformasyon-eğlence [Itıfotainment] sisteminin insanın yargı yetisini nasıl çöküşe sürüklediğini ve demokrasiyi krize soktuğunu gösterir. Demokrasi, telekrasiye dönüşür. Eğlence, siyasetin de teslim olduğu en büyük buyruktur:

“Bilme ve algılama çabasının yerini oyalama işi alıyor. Bunun sonucu, insanın yargı yetisinde hızlı bir çöküştür. Oya­ lama işi açık bir tehdidi temsil eder: İnsanları ergen haline getirir ya da bir ergin-olmama halinde tutar.(1) Ve demokrasinin toplumsal temelini aşındırır. Ölümüne eğleniyoruz.” Haberler anlatıya dönüştürülür. Kurmaca ve gerçeklik arasındaki ayrım belirsizleşir. Habermas, söylem üzerinde yıkıcı etkisi olan bilgi-eğlence sistemine de dikkat çeker: “Haberler, raporlar, hatta açıklamalar eğlence literatürü envanteriyle sunulmaktadır.”

Medyakrasi aynı zamanda bir tiyatrokrasidir. Siyaset, kitle iletişim araçlarında sahnelenen bir dizi olaya indirgenir. Med­yakrasinin en parlak döneminde, aktör Ronald Reagan ABD başkanı seçilmiştir. Televizyonda yayımlanan tartışmalarda önemli olan, tarafların sunduğu argümanlar değil, sergiledikleri performanstır. Başkan adaylarının konuşma süreleri de önemli   ölçüde   kısaltılıp   sınırlandırılmıştır.    Konuşma   stilleri­ni değiştirirler. Kendini daha iyi sunan aday, seçimi kazanır. Söylem çökerek, bir gösteriye ve ticari reklama dönüşür. Siya­ si içerik giderek daha az rol oynar. Siyaset böylelikle her türlü tözünü kaybeder ve içi boşaltılarak telekratik [telekratischen] bir imaj siyasetine indirgenir.

Televizyon, söylemi fragmanlaştırır. Hatta yazılı basın bile televizyona uygun hale gelir: “Televizyon çağında paragraf, yazılı basındaki haberler için temel birim haline gelir. ( … ) En iyi tek cümlelik mesajlara ödül verileceği günler uzak değildir.” Aslında rasyonel, karmaşık bir konuşmayı iletmeye yarayan radyo bile bu çöküş sürecinden nasibini alır. Radyonun dili de daha bölük pörçük ve süreksiz hale gelir. Ayrıca radyo, mü­zik endüstrisi tarafından ele geçirilir. Dili, “içgüdüsel reaksiyonları tetiklemeyi” amaçlar.  Rock müziğin dilsel karşılığına dönüşür.

Tahakküm tarihi, farklı  ekranların   tahakkümü   olarak  tasvir edilebilir. Platon,  mağara  alegorisinde  arkaik  bir  sah­neyi tasvir eder. Mağara bir tiyatro gibi bina edilmiştir. Mahkumların arkasındaki hokkabazlar, taşıdıkları nesne­ lerin ve figürlerin gölgelerini  mağaranın  duvarına  yansıtan ateş sayesinde “meziyetlerini” [Kunststücke] sergilerler. Çocukluklarından  beri  boyunlarından  ve  bacaklarından  zincir­ li olan  tutsaklar  sadece gölgeleri seyreder ve  onları  tek gerçek sanırlar. Platon’un arkaik sahnesi, mitin tahakkümünü görselleştirir.

Orwell’in totaliter gözetim devletinde ise Telescreen [tele-ek­ ran]  adı verilen bir ekran, merkezi bir rol oynar. Ekranda sü­ rekli propaganda yayınları gösterilir. Ekranın önünde kitleler, kolektif bir heyecan içinde, ilahiler söyleyerek teslimiyet ritü­ ellerini gerçekleştirirler. Özel konutlarda bu tele-ekran aynı zamanda çok hassas bir mikrofon sayesinde gözetleme kame­ rası işlevi görür. En kısık ses dahi, bu ekran tarafından kayde­ dilir. İnsanlar, düşünce polisi tarafından sürekli izlendikleri varsayımıyla yaşarlar. Tele-ekran  kapatılamaz;  aynı zamanda bir biyopolitik disiplin aygıtıdır. Her gün uysal bedenler üretmeye yarayan bir sabah jimnastiği yayımlar.

Telekraside Big Brother’ın gözetleme ekranının yerini tele­vizyon ekranı alır. İnsanlar gözetlenmez, eğlendirilir. Bastı­rılmazlar ama bağımlı hale getirilirler. Düşünce polisi ve Ger­çek Bakanlığı gereksiz hale gelir. Acı ve işkence değil, eğlence ve zevk tahakküm aracı olarak kullanılır: “Huxley, Orwell’in 1984’ünde insanların acı çektirilerek kontrol edildiğine dikkat çekerken, Cesur Yeni Dünya‘daysa hazza boğularak kontrol edilirler. Kısacası Orwell, nefret ettiğimiz şeylerin bizi mah­ vetmesinden korkarken, Huxley sevdiğimiz şeylerin bizi mahvetmesinden korkuyordu.”

Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı birçok yönden Orwell’in gözetim devletinden daha yakındır günümüze. Bir palyatif top­lumdur. Acı orada ayıp  sayılır. Yoğun duygular da bastırılır. Her dilek ve ihtiyaç anında karşılanabilmelidir. İnsanlar eğ­ lence, tüketim ve haz karşısında sersemlerler. Mutlu  olma baskısı hayata hakimdir. Devlet, halkın mutluluğunu artırmak için “Soma” adlı, uyuşturucu özelliklere sahip bir hap dağıtır. Huxley’in Cesur Yeni Dünya‘sında tele-ekran yerine bir “his sineması” söz konusudur. Bir “koku organı”yla tüm-beden yaşantısı  sunarak  insanları  uyuşturup  sersemletir.  Soma  gibi o da tahakküm aracı olarak kullanılır.

Günümüzde tele-ekran ve televizyon ekranı, yerlerini dokunmatik ekrana bırakmaktadır. Yeni teslimiyet aracı akıllı telefondur. Enformasyon rejiminde insanlar artık eğlenceye teslim olan pasif seyirciler değildir. Hepsi aktif yayıncılardır. Sürekli enformasyon üretir ve tüketirler. Artık bağımlılık ve zorlama  biçimine  bürünen  iletişim  çılgınlığı,  insanları  yeni bir ergin olmama/reşit olmama hali içinde bir arada tutmak­ tadır. Enformasyon rejiminin teslimiyet formülü şudur: Ölümüne iletişim kuruyoruz.        
Habermas’ın 1962’de yayımlanan Kamusallığın Yapısal Dönüşümü, zamanı gereği ancak elektronik kitle iletişim  araç­ larını tartışabilmiştir. Günümüzdeyse dijital medya, kamusal alanı köklü bir yapısal dönüşüme maruz  bırakıyor.  Dolayı­ sıyla Habermas’ın Kamusallığın  Yapısal Dönüşümü,  köklü bir revizyon gerektiriyor. Dijital medya çağında, diskursif/ söylemsel kamusallık,’ kitle iletişim araçlarının eğlence for­ madan, yani enformasyona-dayalı-eğlence formadan tarafından değil, her şeyden önce enformasyonun viral yayılması  ve çoğalması, yani bir enformasyon salgını [Infodemie] tara­fından  tehdit  edilmektedir.  Üstelik  dijital  medyanın  özün­ de kamusal alanı parçalayan bir merkezkaç kuvveti bulunur. Kitle iletişim araçlarının amfı tiyatroya benzer yapısı, yerini dijital medyanın merkezi olmayan rizomatik yapısına bırakır. Kamusal alan, özel  alanlara  bölünür.  Böylelikle  dikkatimiz tüm toplumu ilgilendiren konulara yöneleceğine, dağılır.

Enfokrasiyi ve enformasyon rejimindeki demokrasi krizini daha derinlemesine anlamak için bir enformasyon fenome­ nolojisi gereklidir. Bu kriz bilişsel düzeyde başlar. Enformasyonun çok kısa bir güncelliği vardır. Zamansal istikrardan (4) yoksundur çünkü “sürpriz(in) cazibesi”nden beslenir. Za­mansal istikrarsızlıktan dolayı  algıyı parçalar. Gerçeği/fiili olanı “sürekli güncellik çılgınlığı”na çeker. Enformasyon üzerinde oyalanmak mümkün  değildir.  Bu  da  bilişsel  siste­ mi huzursuz eder. Enformasyonun doğasına içkin hızlanma zorlaması, bilgi, deneyim ve kavrama gibi zaman alan, bilişsel pratiklerin bir kenara itilmesine sebep olur.

Kısa  süreli  güncelliği nedeniyle enformasyon,  zamanı  atomize eder. Zaman, sadece anlık şimdilerin ardışıklığına bölünür. Enformasyon, bu açıdan zamansal süreklilik oluşturan anlatılardan ayrılır. Bugün zaman, her  düzeyde  parçalanmıştır. Hem yaşamı hem de algıyı dengeleyen taşıyıcı zaman mimarileri gözle görülür derecede hızla erozyona uğramaktadır. Enformasyon toplumunun genel kısa vadeli doğası demok­ rasiye uygun değildir. Söylemin doğasında, hızlandırılmış, parçalanmış iletişimle bağdaşmayan bir zamansallık vardır. Söylem, zaman-yoğun bir praksistir.

Rasyonellik de zaman alan bir yoğunluğa sahiptir. Rasyonel kararlar  uzun  vadeli  bir  perspektif  gerektirir. Anın  ötesinde, geçmiş ve geleceğe uzanan refleksiyonlara dayanırlar. Bu zamansal genişleme rasyonaliteye ayırt edici özelliğini verir. Enformasyon toplumunda ise rasyonel davranmak için zamanımız yoktur. İletişimi hızlandırma zorlaması bizi rasyonellikten yoksun bırakır. Zaman baskısı altında zekaya [In­ telligenz] kayarız. Zekanın tamamen farklı bir zamansallığı vardır. Zekice davranış, kısa vadeli çözümlere ve başarılara yönelir. Dolayısıyla Luhmann haklı olarak şunu belirtir: “Bir enformasyon  toplumunda artık rasyonel  değil,  en  iyi ihtimalle zekice davranıştan söz edilebilir.”

Söylemsel rasyonalite, günümüzde aynı zamanda duygulanım iletişimi(2) tarafından da tehdit edilmektedir.  Art arda hızla gelen enformasyonlardan fazlasıyla etkileniriz. Duygulanımlar, rasyonellikten daha  hızlıdır.  Duygulanıma dayalı bir iletişim­ de daha iyi argümanlar değil, en çok uyarım yaratan enformasyon baskın çıkar. Dolayısıyla sahte haberler [Fake News] gerçeklerden daha fazla dikkat çeker. Sahte haberler ya da bağlamından koparılmış bir enformasyon parçası içeren tek bir tweet muhtemelen mantıklı bir argümandan daha etkili olur.

Trump, ilk Twitter başkanı olarak siyasetini tweetlere bölmüş­ tür. Siyasetini belirleyen vizyonlar değil, viral enformasyon­lardır. Enfokrasi, başarı odaklı, araçsal davranışı teşvik eder. Fırsatçılık yayılır. Bu bağlamda ABD’li matematikçi Cathy O’Neil haklı olarak, Trump’ın yalnızca takipçi tepkilerine dayanan mükemmel bir fırsatçı algoritma gibi davrandığına işaret eder. Zamansal istikrara”” sahip kanaatler ya da ilkeler, kısa vadede güç kazanmak için feda edilir.Psikografı diye de adlandırılan psikometri, bir kişilik profili oluşturmaya yönelik veriye dayalı bir yöntemdir. Psikometrik profilleme, bir kişinin davranışını arkadaşlarından ya da partnerinden  bile  daha  iyi  tahmin  etmeyi  mümkün  kılar.  Yeter­ li veriyle, kendimiz hakkında bildiğimizi düşündüğümüzün ötesine geçen enformasyonlar dahi  üretilebilir. Akıllı telefon, her gün hatta her saat virilerle beslediğimiz psikometrik bir kayıt cihazıdır. Onunla, kullanıcısının kişiliğini tam olarak hesaplamak mümkündür. Bütün disiplin rejimlerinin elinde yalnızca biyopolitikaya izin veren demografik enformasyonlar vardır. Enformasyon rejimi ise psikopolitikası için kullandığı psikografık enformasyona erişime sahiptir.

Psikometri, siyasette psikopolitik pazarlama açısından ideal bir araçtır. Sözde   mikro hedefleme, psikometrik profil   oluşturma­ yı kullanır. Sosyal medya aracılığıyla seçmenlere psikogramla­ rına göre kişiselleştirilmiş reklamlar gönderilir. Tüketici dav­ ranışı gibi, oy verme davranışı da bilinçdışı düzeyde etkilenir. Veriye dayalı enfokrasi, özerkliği ve özgür iradeyi şart koşan demokratik sürecin altını oyar. İngiliz veri şirketi Cambridge Analytica, tüm yetişkin ABD vatandaşlarının psikografılerine sahip olmakla övünmektedir ve Donald Trump’ın 20 16’daki seçim galibiyetinden sonra muzaffer bir edayla şunu ilan etmiştir: “Veriye dayalı iletişime yönelik devrimci yaklaşımımı­zın, seçilen Başkan Donald Trump’ın olağanüstü zaferinde bu kadar belirleyici bir rol oynamasından kıvanç duyuyoruz.”

Mikro hedefleme seçmenlere bir partinin siyasi programı hakkında bilgi vermez. Bunun yerine, psikografılerine göre uyarlanmış  seçim  reklamları,  genellikle sahte haberler,  manipülatif bir niyetle onlara sızdırılır. Bir seçim reklamının binlerce çeşitlemesi, etkililiği açısından test edilir. Psikometrik olarak optimize edilmiş bu gizli reklamlar (dark ads), demokrasi için bir tehdit oluşturmaktadır. Herkes, kamusal alanı fragman­ laştıran farklı mesajlar alır. Farklı gruplar, sıklıkla birbirleriyle çelişen farklı enformasyonlar alırlar. Halk artık toplumsal açıdan önemli konulara duyarlı değildir. Aksine, söz hakları elle­ rinden alınmış, politikacıları iktidara getirmek için manipüle edilebilen oy veren hayvanlara [Stimmvieh] dönüştürülürler. Dark ads, toplumun bölünmesine ve kutuplaşmasına katkıda bulunur ve söylem iklimini zehirler. Kamuoyu için görün­mezdirler, böylece demokrasinin temel ilkelerinden biri olan toplumun kendi kendini gözlemlemesi ilkesini bozarlar.

Bugün internete erişimi olan herkes, kendi enformasyon kanallarını yaratabilir. Dijital enformasyon teknolojisi, enfor­ masyonun üretim maliyetlerini  neredeyse  sıfıra  indirmekte­dir. Bir Twitter hesabı ya da YouTube kanalı, yalnızca birkaç basit adımda hızlı ve ücretsiz olarak oluşturulabilir. Halbuki kitle iletişim araçları çağında enformasyonun üretim maliyetleri kıyaslanamaz derecede yüksekti. Haber kanalı kurmak zahmetli ve maliyetli bir süreçtir. Bu yüzden kitle iletişim toplumunda, sahte haberlerin  seri  üretimi için gereken herhangi bir altyapı yoktur. Televizyon bir görünüşler diyarı olabilir, ancak henüz bir  sahte haber fabrikası değildir. Telekrasi  olarak medyakrasi, sahte  haberlere  ve  dezenformasyona  değil, şov ve eğlenceye dayanır. Yalnızca dijital ağlar, demokrasinin enfokratik dönüşümünün yapısal önkoşullarını yaratır.

Medyakrasi, seçim kampanyalarını kitle iletişim araçları tarafından oluşturulan bir sahneleme [Inszenierung] savına indirger. Söylemin yerini halkın ilgisini çeken bir gösteri alır. Medyakrasinin ana mecrası olarak televizyon; siyasi bir sahne işlevi görür. Enfokraside ise seçim kampanyası, bir enformas­ yon savaşına dönüşür. Twitter, medyakratik bir sahne değil, enfokratik bir arenadır. Trump açısından önemli olan iyi per­formans göstermek değildir. Aksine Trump, amansız bir enformasyon savaşı yürütmektedir.

Enformasyon  savaşları  günümüzde  akla gelebilecek her  tür­ lü teknik ve psikolojik araçlarla yapılmaktadır. ABD ve Kanada’da seçmenler otomatik telefon mesajlarıyla ulaştırılan asılsız haberlerle kandırılıyor. Troll orduları kasıtlı olarak yalan haber ve komplo teorileri yayarak seçim kampanyalarına müdahale ediyor.  Sosyal  medyadaki  otomatik  sahte  hesap­lar olan sosyal botlar”,(5) kendilerini gerçek insan gibi gösterip kurumunun karşısına bir “enformasyon savaşçısı” (Infowarrior) olarak çıkar. Donald Trump, onun adını açıkça 2016’daki seçim zaferini borçlu olduğu kişiler arasında sayar. Sahte haberler ve komplo teorileriyle sürdürülen enformasyon  savaşları, hakikatin ve  dürüstlüğün  artık  hiçbir anlamının  olmadığı günümüz demokrasisinin durumunu gözler önüne serer. Demokrasi, aşılamaz bir enformasyon ormanında kaybolur.

Enformasyon savaşı olarak seçim kampanyasında memler’ (6) merkezi bir rol oynar. Memler, sosyal medyada viral olarak yayılan, kışkırtıcı bir  sloganı  olan  karikatürler,  fotomontajlar ya da kısa videolardır. Chicago Tribune, Donald Trump’ın seçim zaferinden sonra, 4chan adlı bir İnternet forumunun kullanıcısından alıntı yaptı: “Aslında başkan olarak bir mem seçtik.” CNN, 2020 ABD Seçimlerini “Mem Seçimi” olarak ta­ nımladı. Seçim kampanyası “Büyük Mem Savaşı” olarak yürütüldü. Ayrıca “Memetik Savaş”tan söz edenler vardı.Memler, internette çok hızlı yayılan, çoğalan ve mutasyona uğrayan medya virüsleridir. Mem’in deyim yerindeyse RNA’sı olan enformasyon çekirdeği, bulaşıcı bir görsel kabuğa yer­ leştirilir. Viral bulaşma olarak işleyen mem temelli iletişim, öncelikle duygulanımları harekete geçirdiği için rasyonel söylemi daha da karmaşıklaştırır. Mem Savaşları”(7) fenomeni, dijital iletişimin giderek metinsel olmaktan çok görsel hale geldiğini gösteriyor. Görseller metinlerden daha hızlıdır. Söylem ve hakikat viral değildir. Görseller, argümanlar sunup bunları gerekçelendirmediği için, iletişimin giderek görselleş­ mesi demokratik söyleme de mani olur.

Demokrasi yavaş, zaman alan, uzun soluklu bir süreçtir. Bu sebeple enformasyonun viral olarak yayılması, yani enfodemi, demokratik sürece  büyük  zarar  verir.  Viral  bir  hızla yayılan ve çoğalan tweetlerde ya da memlerde argümanlar ve gerek­ çelendirmeler yer alamaz. Söylemin ayırt edici özelliği olan mantıksal tutarlılık viral medyaya yabancıdır. Enformasyon kendi mantığını, kendi zamansallığını takip eder, onun doğru­ nun ve yalanın ötesinde bir saygınlığı [Dignitiit] vardır. Sahte haberler bile enformasyondur. Daha doğrulama süreci başla­ madan etkisini gösterir. Enformasyon, hızla hakikatin ötesine geçer, hakikat onu asla yakalayamaz. Bu nedenle, enfodemiye hakikatle karşı koyma girişimi başarısızlığa mahkumdur. En­ fodemi, hakikate karşı dirençlidir.

___________________________________

1-Kant, “Aydınlanma Nedir?” adlı makalesinde Unmündigkeit’ı, yani “ergin olmama”yı aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanama­ maya dair bir yeteneksizlik olarak tanımlar. (y.h.n.)
2-Alın. Affektkommunikation. (y.h.n.)
3-Alnı. diskursive Öffentlichkeit. (y.h.n.)
4-Alm. Zeitstabile. (y.h.n.)
5-“Bot” sözcüğü, bilişim dünyasında robot sözcüğünün kısaltılmış hali olarak kullanılır. “Akıllı ajan” da denir. Çoğu bilgisayar işlemini yarı otomatik olarak yapabilen botlar, internetle birlikte ortaya çıkmıştır. Kötü amaçlı yazılımlar arasında en önemlilerinden olan bot yazılımları, başka bilgisayarlardan veri gönderiler yayımlıyor, tweetler atıyor, beğeniyor ve paylaşım­ lar yapıyor. Sahte haberler, nefret söylemi ve nefret içeren yo­ rumları yayıyor.  Böylece vatandaşların yerini  robotlar  alıyor. Bu robotlar, sıfır marjinal maliyetle, ruh halini [Stimmung] belirleyen sesleri [Stimmen] toplu halde üreterek siyasi tar­ tışmaları büyük ölçüde çarpıtıyor. Ayrıca, belirli hesapların takipçi sayısını yapay olarak şişirip,  bazı görüşlere var olma­ yan bir fikir gücü kazandırıyorlar. Tweetleri ve yorumlarıyla sosyal medyadaki fikir iklimini istenilen yönde değiştirebi­ liyorlar. Araştırmalar, botların küçük bir  yüzdelik  diliminin fikir iklimini değiştirmek için yeterli olduğunu gösteriyor. Oy verme kararını doğrudan etkilemeseler  de  karar alma  ortamı­ nı manipüle ediyorlar. Seçmenler farkında olmadan onların etkilerine  maruz kalıyor.  Nasıl politikacılar internetteki hava­ ya göre kendilerine yön çiziyorlarsa, sosyal botlar da dolaylı olarak siyasi kararları etkiliyorlar. Vatandaşların görüş  imal eden robotlarla etkileşime girip onların   manipülasyonuna izin verdiği, kökenleri ve amaçları tamamen gizli olan aktör­ lerin siyasi tartışmalara müdahale ettiği her yerde demokrasi tehlikededir. Bir seçim kampanyası enformasyon savaşı biçi­ mini aldığında, daha iyi argümanlar değil, daha akıllı algo­ ritmalar hakimiyet kazanır. Bir enfokraside, bir enformasyon savaşında, söylemlere yer yoktur.Enfokraside, enformasyon bir silah gibi kullanılır. Tanınmış Amerikalı sağ-radikal ve komplo teorisyeni Alex Jones’un web sitesine genellikle Infowars denmektedir. Jones, enfokrasinin önde gelen temsilcilerindendir. Mesnetsiz komplo teorileri ve sahte  haberlerle  kendisine  inanan  milyonlara  ulaşır.  Siyaset çekmekte veya başka bilgisayarlara müdahale etmekte yaygın olarak kullanılırlar. Günümüzde pek çok değişik bot türünden söz edilmektedir. Ticari, veri madenciliği,  e-posta,  oyun, kamusal, haber grubu, sohbet, alışveriş, hisse  senedi, yazılım gibi, hedeflenen enformasyon türüne göre adlandırılan pek çok bot türü mevcuttur. Bu türlerin hemen hepsi karakteristik olarak otonom enfor­ masyon ajanları/arabirimleri olarak ve özellikle internet üzerinde faaliyet gös­ termek üzere tasarlanmış ve geliştirilmiş yazılım türleridir.  (Çevirmenin Notu)
6-Kökeni, Yunanca “taklit edilen şey” anlamına gelen  mimeme  kelimesine dayanan, Richard Dawkins tarafından The Selfish Gene kitabında ortaya atılmış bir kültürel iletişim terimidir. Bir fikri, davranışı, sosyal pratiği ya da eylemi işaret eden bu terim, Dawkins’e göre genlerin kültürel karşılığıdır.
7-“Mem  Savaşları’:  genellikle  karşıt  grupların  İnternet  memlerini  birbirlerine karşı savaşmak için ya da  daha  genel  olarak  rakip  fikirlerin  bir  çatışması olarak kullandığı çevrimiçi rekabetlere atıfta bulunan bir ifadedir. Bkz. En­ cyclopedia Dramatica, “Büyük Mem Savaşı”. (ç.n.)       
                                                                                                                                                                      Çevirmen:Mustafa Özdemir

______________________________

*Byung-Chul Han

Byung-Chul Han Kore doğumlu İsviçre ve Almanya vatandaşı yazar ve kültür eleştirmenidir.

 

Bir yanıt yazın