FELSEFE PİYASASI: FELSEFE ALGISININ YENİLENME ZORUNLULUĞU
Batıda Din Kilisenin yorumlamaları ile çığırından çıkmıştı. Din adamları dini tekellerine alarak insanların varoluşsal yönelimlerini kendi amaçları doğrultusunda şekillendirmeye çalışmışlardı.. İnsanoğlunun başkası üzerinde tahakküm hırsı hiç bitmedi. Kiliseyi bertaraf edenler bu kez Bilim adı altında kendi kiliselerini inşa etmeye çalıştılar. Feyerabend “Bilim Kilisesi” diye bir kitap yazdı. Anthony Standen “Bilim Kutsal Bir İnektir” diye daha da ileri gitti. Bilim papazları kendilerinin her söylediğinin bilimsel hakikatler olduğunu bu hakikatlere inanmayanların dar kafalı ilerleme ve kalkınma düşmanı olduğunu iddia ederek kendilerine dokunulmaz bir alan yarattılar. Bir şeye bilimsel etiketi vurdun mu onu sorgulamak hiçbir babayiğidin harcı olamazdı.
Atom bombası sadece insanlığın kafasına değil bu yaklaşımın da kafasına düştü. Kuşlar gibi uçmanın balıklar gibi yüzmenin değil insan gibi yaşamanın daha önemli olduğu vurgusu güçlendi..
Felsefe mahallesinde de benzer şeyler yaşandı. Özellikle geçmişiyle büsbütün bağları kesilmiş Ortadoğu coğrafyasına insanlığın entelektüel mirası olarak Yunan felsefesi dışında bir adres gösterilmedi. Modernist Yenilikçi paradigma eskiye ait olan herşeyi yadsımayı ve gerici diye yaftalamayı iş edindi. Harf devrimi ile yeni nesillerin geçmişle bağlantısı büsbütün kesildi. Felsefe havzasında da kimi Kiliseler(!) oluştu. Bu güruh modernist yenilikçi paradigmanın öncülüğü ve vesayeti ile kendilerine bir nüfuz alanı açtılar. Batıda üretilmiş herşeye şerh ve haşiye yazmayı aydın olmakla eş saydılar. Ne Arapça ne farsça ne Osmanlıca,ne de doğru dürüst bir Avrupa dili bilmedikleri halde Türkiye’nin büyük(!) üniversitelerinde havanda su döğmekten başka iş yapmadılar..Son yüzyılın felsefe birikimine baktığımızda bu ülkede elimizde kocaman bir hiç olduğunu görmemiz hakikaten düşündürücüdür.. Kantçılar Hegelciler, şucular bucular.. Şarihler dışında özgün fikir adamlarına rastlamak adeta imkansız hale geldi.
Bunu farkedip felsefeyi sadece modern Batı düşüncesi bağlamında algılamayı reddederek bir gelenek oluşturmaya çalışanlar ise Felsefe kilisesinin papazları tarafından aforoz edilmeye çalışıldı..Onlar felsefe kitaplarını bile tahrif etmekten sakınmadılar. Hakikatleri saklamaktan ve işlerine gelmeyen şeyi gölgelemekten geri durmadılar..
Bilimsel zemin de ekonomik, ideolojik, duygusal tatmin gibi sebeplerle çıkar devşirmenin bir aracı haline geldi. Bu bağlamda bir bilimsel çevre değil, bir bilimsel piyasa oluştu.. Burada ya bir piyasa yaratma ya da varolan piyasaya arzda bulunma çabası sözkonusu oldu ki her iki tutumun da bilim ve bilimsellikle ilgisi yoktu.
Bu yüzden bilimsel çabalar içinde bulunduğumuz gerçekliğin ne olduğunu anlamak yerine önüne konan paketlenmiş algıları herhangi bir amaç taşımaksızın didikleyen ama sonuçta yaşanan gerçeklikle herhangi bir bağı olmayan çabalar olmaktan öteye gidemedi.
Bu durum zihinleri bir yanılsamaya mahkûm ederek işlevsiz hale getirmeye katkı sundu. Hayatta karşılığı olmayan unsurlar üzerine kurulan zihin, ölmüş ya da felç olmuş yani yabancı ve işlevsiz bir zihin haline döndü.
Bu piyasa Felsefeyi de pazar malzemesine dönüştürdü..
Felsefe kitaplarında kullanılan dil kendilerinin bile anlamakta zorlandığı bir dildi..Bu dil hem kendi cahilliklerini gizliyor, hem de “FELSEFE ANLAŞILMAZ ŞEYDİR” yargısının egemen olduğu cahil güruh üzerinde sihirli bir etki uyandırıyordu. Oysa klasikleşmiş bütün felsefi metinler sade ve anlaşılır bir dille yazılmıştı..
Ez cümle Felsefenin de bu ülkede bir yenilenmeye yeniden keşfedilmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Felsefeyi bu papazların elinden alacak asli yapısını açığa çıkaracak; bu ülkenin geleneği ile Kadim geleneği birlikte anlayacak, filozof adlarını sıralamayı değil, onların görüşlerini felsefe geleneği içinde kavrayacak bir anlayışa ihtiyaç bulunmaktadır.
