HABER VERENLER VE HABER YAPANLAR ÜZERİNE
Haberler ve müslümanın haberler karşısında duruşu-
Peygamberin anlamı habercidir (Nebi)..O, haber verir. Bu haber insanların ortak meseleleri ve insanların varoluşsal temel sorularına ilişkindir. İnsan/insan, insan/evren ve insan/Allah ilişkileri konusunda haberler verir peygamberler “nereden geldik nereye gideceğiz?” gibi çok temel insani soruların cevapları da vardır bu haberlerde.
İnsanlara kendilerini keşfetmeleri ve hayatın dayandığı ilkeleri hatırlatmaya dönük haberlerdir bunlar; insana yabancı değildir. Yeni (türedi) bir yaklaşım değil sadece bir hatırlatmadır. Bu yüzden bu haberin bir adı da ZİKR dir; yani hatırlama, hatırlatma..
Burada insani öz ile peygamber çağrılarının aynı zemin üzerine oturduğunu anlatmaya çalışıyorum. Peygamber çağrısının işlevi kimi kere unutulan ya da gözardı edilen insani öze dikkat çekmektir. İnsan unutkan demektir bir anlamda. Bu noktada peygamber çağrısı bu insansal öz’ü yeniden açığa çıkarma işlevi görmektedir.
Rousseau “Emile” adlı eserinde, insanın iyi ve mutlu yaratıldığını; ancak dışarıdan yani sosyal çevreden gelen etkilerin onu kötüleştirdiğini vurgulamaktadır. Bu anlayışıyla o, iyiye ve doğruya yönelimin insandaki aslî özle olduğunu, kötülük ve yanlışlığın ise arızî ve insana yabancı olduğunu vurgulamaktadır. Tabi Rousseaou’nun insansal öz ile kastettiği hayvansal doğadır ki onun tartışması ayrıca yapılabilir. İnsan fayda ya da haz uğruna feraset ve anlayışını kaybetmekte, bir çok insan “sanı”larını bilgi zannederek hayata farklı farklı bakmaktadır.
Mevlâna’nın meşhur hikâyesinde, ayrı ırklardan insanların ellerine geçen para ile üzüm almak istedikleri, ancak birbirlerinin dilini anlamadıkları için aynı şeyi istedikleri halde birbirleriyle ihtilafa düştükleri anlatılır. Nihayet hepsinin dilini bilen bir kişi onların paralarını alarak üzüm getirir, böylelikle anlaşmazlık son bulur. Bu kişiyi Pratagoras’ın akl-ı selim sahibi (wisemen) dediği kişi olarak anlayabildiğimiz gibi peygamber olarak da anlayabiliriz.
İnsan birçok yanlış eylemi ötekinin varlığını yadsıyarak her şeyin merkezine kendini koyma yaklaşımı ile edinmektedir. İnsanın bireysel menfaati, kendini daha üst seviyeye çıkarma yönelimi, zarar verecek şeylerden kaçınma tepkisi kimi kötü şeylerin yaratıcısı olabilmektedir. Bunun kötülüğe evirilmemesini kendisinde bulunan potansiyel ile önleyebilmesi mümkündür. Ancak çoğu kere bunu başaramamaktadır. Menfaatini ötekine rağmen tercih etme ve kendini, hakikati öğrenme yolundaki çabalardan alıkoyma ile kötülük ortaya çıkmaktadır.
İşte burada peygamber çağrısı devreye girmektedir. Peygamber insana asli özünü haber veren bir mesaj ile gelmektedir.Bu mesaj bütün insanlık tarihinde insanlığın kabul ettiği ortak değerlerden süzülmektedir. Kur’ân-ı Kerimde kutsal kitap’lara “Zikr” denilmesi anlamlıdır. Zikr; hatırlama, hatırlatma anlamına gelmektedir. İnsan kavramının “nsy” (unutmak) dan geldiğini kabul edersek nebî’ler insana unuttuğunu hatırlatmak için gönderilmiştir diyebiliriz.
İnsanda yaradılıştan gelen bir öz vardır. Bu öz olmasa Kutsal Kitabın da bir anlamı kalmayacaktır. İnsan Kitaba bu öz ile muhatap olmaktadır. Kitâbî hidâyetin gerçekleşmesi, fıtrî hidâyetin varlığına bağlıdır. Peygamber çağrısı insanın özünün dışında bir şey içermemektedir. Bilakis bu çağrı O öz’ü ayakta tutmak için vardır. Bu yüzden her dönemde diri kalmıştır. Zaten insani öze dayanmayan hiç bir teori ve yaklaşım biçimi ayakta kalamamaktadır.
Peygamberler insanlığın kabul ettiği değerleri insana hatırlatmakla haberin hakikat ile uyumunun yolunu göstermişlerdir.
En zalim bir insan bile adaleti istemekte, en yalancı bile kendisine yalan söylenilmesine tahammül edememektedir. Bu veriler bize insanın özde kötü olmadığını göstermektedir. Kötülük insanın kendisi ile çelişmesi; kendini inkar etmesi demektir. İnsan kimi kere bu çelişkinin farkında, değildir. Bile bile bu çelişkiyi yaşayanların bir çok özellikleri bulunmaktadır. Bunlar çoğu kere dünyadaki maddi ve manevi (şan, şöhret)güçlerini kaybetmemek için hakikati bile bile inkar edebilmektedirler.
Hakikatin farkında olarak bile bile hakikati reddedenlerin çoğu kere insanları hakikatten uzaklaştırma gibi bir işlevleri de bulunmaktadır. Bunlar da bir haberle gelirler. Bu haberciler kimi kere Tağutlar (kul olduğu halde Tanrılık taslamaya kalkan haddi aşmış)lar; kimi kere Şairler(Şuera-Medya, gazeteci, yazar/çizer, ideolog) (Effak Esim)lerdir.
Bunlar haber vermezler bunlar haber yaparlar..Haber kurarlar..Haber vermek Peygamberler ve onun yolunu takip edenlerin, haber kurmak, haber yapmak ise yolunu şaşırmışların özelliğidir. Haber kurmak haberi çarpıtmak için yapılır ve her zaman belli bir zümrenin menfaati içindir. Haber yapanlar menfaat dışında hiçbir değer tanımazlar.. Haber yapmak bir zenaattır.. Haberi bir zümrenin çıkarı için yaparlar; kurgularlar..
Haber kuranların yolunu şaşırmışlar olmasının anlamı nedir; yolunu şaşırmak nedir?
İnsanlığın kabul ettiği en temel ilkeleri hesaba almamak bu ilkelerin özünü dejenere etmektir….Örneğin Savaşta yaşlıya kadına çocuğa ve silahsız olana silah çekmemek evrensel bir ilkedir..Bu İlke bütün insanlığın üzerinde ittifak ettikleri bir ilkedir. Peygamber bu ilkeyi haber verir… Ötekiler hemen bu haberi çarpıtmak için haber üretmeye başlarlar. Konuyu mecrasından saptırmak için binbir çeşit desise; yalan geliştirirler..Çocuk ölümlerini görmezden gelip katliamlara arka çıkacak kamuoyu yaratmayı iş edinirler.
Haber kurmak insanlığın ortak ilkelerine aykırı işleri, ya Allahın adını, ya da kimi kutsal değerleri (vatan, özgürlük,emek, ekmek) kullanarak doğru ve haklı gösterme çabasıdır.
Bu yüzden Kuran:
“Ey iman edenler. Eğer bir fasık ( asli özelliklerini kaybetmiş ve ilkelere tabi olmaktan çıkmış) biri size bir haber getirirse, iyice araştırın. (yoksa) bilmeden bir topluluğa kötülük yaparsınız da sonra pişmanlık duyarsınız!” (Yüce Kuran’/Hucurat-6)
Çünkü yoldan çıkmış (ilkesiz) adamın haberi sizin dengenizi; insanla ve evrenle ilişkinizi bozar..Onun ürettiği bilim, felsefe, sanat insani duruşunuzu bozar. O halde önce haber kaynağına bakmak zorunludur…
Kimi yoldan çıkmışlar Allah’ın sözleri ile de ilkeleri yıpratmayı deneyebilirler. Bunu yüzden haber kaynağını ve haberi getirenin niteliğini tanımak zorunludur. Çünkü hakikatin gövdesi olanlar her zaman güvenilir olmuşlardır.
Hz.Muhammed (a.s) Emin olmasaydı onun getirdiği haberi kim dinlerdi…

