HAKİKATİN DİLE GETİRİLMESİ VE MUHALEFET
Hakikatin dile getirilmesi çoğu kere muhaliflik olarak tanımlanmaktadır. Oysa hakikatin dile getirilmesinde hareket noktası hakikatin bizzat kendisi iken muhaliflikde her zaman böyle bir yönelim olmayabilir. Çünkü ihtilaf hem kozmik düzende hem de insan ilişkilerinde varoluşsal bir temel değildir. İnsanlar tek bir ümmet iken sırf aralarındaki çekememezlik ve art niyet sebebiyle ihtilafa düşmüş; birbirlerine muhalif olmuşlardır.
Kozmik düzende de canlı ve cansızlar arasında da asla bir ihtilaf yoktur. Hayvanların karın doyurma eylemi bir ihtilaf olarak; bir düşmanlık olarak nitelendirilemez. Aslanların ceylanlarla, ceylanların otlarla bir ihtilafı yoktur. Bizim yemek yerken ne maydanozlarla, ne patlıcan ve tavuklarla bir sorunumuz yoktur. Karnımızı doyurmak doğal bir varoluş biçimidir..
Tanrısal alanda da bir ihtilaf yoktur, çünkü Tanrı tektir ve onun şeriki yoktur. Birden çok Tanrı olsaydı elbette ihtilaftan söz edebilirdik, evrenin düzeni bozulurdu. Birden fazla hakikat olsaydı yine böyle. O halde ihtilaf insanın yaşamsal zemininde söz konusu oluyor; kişinin kozmik düzenden ve kendi varoluşsal yapısından kopması ihtilafı doğuruyor.
Zeka ve özgür iradesi sebebiyle insan hakikatten kopabiliyor ve ihtilafa düşebiliyor. Bu yüzden ahlak insanın kozmik düzenle ihtilaf içinde olmasını engelleyen insani varoluş zemini olarak hakikatin garantisi oluyor. Çünkü ahlak en ahlaksızın bile reddedemediği, hatta reddetme durumunda bile ahlakın değerlerine yaslandığı insansal varoluş zemin olarak öne çıkıyor..
Bu böyle olunca ihtilaf insan için kendi varoluşsal özünden kopma ile ortaya çıkan bir durum.
***
Muhalif olmanın özünde öznel yargılar varken hakikatin dile getirilmesinde kozmik ve ontik bir ortak zemin söz konusu.
Bu bağlamda hakikati dile getirdiğimizde birileri bizi muhalif, düşman, öteki görse de, bunun bizimle değil tanımlayanlarla ilgili bir problem olduğu söylenebilir..
Bir hakikatin dile getirilmesi ile muhalif olmak nasıl ayırt edilebilir peki .
Çok basit, eğer içinde ötekine zarar verecek kişisel önyargılar, beklentiler, makam-mansıp talepleri, şan-şöhret istenci gibi unsurlar yoksa; insanların üzerinde ittifak ettiği ortak değerler ekseninde bir talep varsa bu hakikatin dile getirilmesidir. Bütün insanlar aslında samimiyet ekseninde neyin hakikat talebi, neyin muhaliflik olduğunu anlar..
Kendim için konuşacak olursam asla muhalif olmadım, asla ihtilafa düşmedim..Yani benim kimseyle ihtilafım olmadı. Bildiğim hakikatleri daima dile getirdim, yani ben muhalif değil, hakikat savunucusu olmakla kendimi niteleyen biriyim. Kendimi de böyle tanıyorum. Öyleyim evet .
