HAKSIZLIĞIN AHLAKİ GEREKÇELERLE NORMALLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE
Kendini objektif olarak göstermek isteyen kimileri malum şahsın gözaltına alınması ekseninde , hükümet yanlısı makam ve statü sahiplerinin” neden gözaltına alınmadığı veya onlarla ilgili bu tarz bir soruşturmaya gidilmediği” sorusunu soruyorlar… Bunu da adaletsizlik ve haksızlık olarak görüyorlar..
Bir kere meseleyi bu şekilde tartışmak hem mantıksal açıdan, hem de ahlaki açıdan tutarsızdır. Hükümet yanlısı insanların yolsuzluk, haksızlık ve yanlışlarının sorgulanmaması, muhalefette olanların sorgulanmamasını gerektirmez…
Malum şahsı desteklemek adına ortaya konan bu mazeret ahlaki bir mazeret değildir…Bu, mazeret bile değildir.. Hatta bu, tarih boyunca bütün ahlaksızlıkların ve zulümlerin beslendiği zemindir…
Bu anlayışla “eğer başkasının haksızlığına göz yumuluyorsa, o zaman benim haksızlık yapmamda bir sakınca yoktur” gibi bir sonuca varılmaktadır…
Oysa eğer ahlaki bir duruş ortaya konmak isteniyorsa öncelikle hükümet yanlılarının haksız ve hukuksuz davranışlarını gündeme getirirken bu malum şahsın yaptıkları üzerinde de bir tepki göstermek gerekir..
Ama böyle olmuyor; malum şahıs bayraklaştırılarak; “aydınlanmanın kahramanı” “devrimin öncüsü” “karanlığa ışık olan bir lider” olarak sunuluyor. Bu da meselenin ahlaki bir kaygıdan ziyade, dizginsiz bir yönetimi ele geçirme hamlesi olduğunu ele veriyor.
Bu tutum ile ortadaki ahlaki çürümüşlüğün, bozukluğun dikkate alınmadığı görülüyor. Tepki gösterenlerin bir kısmının konuyla değil, kendi gizli amaçları ile ilgilendikleri bu konuyu amaçları noktasında bir fırsat gördükleri görülüyor.
Bir kısmı da iddialarla ilgili herhangi bir araştırma ya da tepki ortaya koyma gereği bile duymadan “benim adamım ne yaparsa kabulümdür” anlayışı ile hareket ediyor.
Bu da hareketi yönlendiren şeyin ahlaki, insani ve vicdani bir hamle olmadığını, bencil, seçkinci ve ötekileştirici zaaflar olduğunu ortaya koyuyor.
İnsanlık tarihindeki en önemli ahlaki sapmanın bu olduğu söylenebilir. Hatta koca Aristoteles bile köleler ve efendiler ayrımı yaparak “bir köle kötülük işlediğinde cezalandırılmalı ama üst sınıftan birisi kötülük işlediğinde ise uyarılmalıdır” gibi bir yaklaşımı dile getiriyor.
Bence insanın en büyük aldanışı en büyük trajedisi en büyük sapkınlığı bu yaklaşımda kendini gösteriyor. Ortada ahlaki bir kaygı, ahlaki ve vicdani bir tutum değil; nobran, acımasız, kendini putlaştıran insan bencilliğinin ahlak maskesi altına gizlenmesi bulunuyor.
“Ölçü ve tartıda hile yapanlara yazıklar olsun
Onlar başkalarından alırken tam alırlar verdiklerinde ise eksik tartarlar”(Yüce Kur’an)
**
“Avrupa’nın Aydınlanma Çağına ait meşhur bir hikaye anlatılır. Fransada Danteciler ve Dekartçılar olarak birbiriyle kıyasıya tartışan taraflara bir şövalye de katılır ve “Dante daha haklıdır” diyerek karşısına çıkan her Dekartçıyı düelloya davet eder. Bir, üç, beş, derken, düellonun birinde yenilir. Ve ölümcül bir yara alır. Ölümün eşiğindeyken uşağı, şövalyenin kulağına eğilir “Ey Efendim!Ömrünü Dante uğruna kavgayla geçirdin sahiden Dante Dekarttan daha mı haklıydı?” diye sorar.
Şövalye son bir gayretle kendini toparlar ve cevaplar: “Tanrı ikisini de kahretsin, ne birinden ne de ötekinden tek satır bile okumamıştım”. . (Özcan Ahmet,Şeb-i Yeldâ,İst. 1997,shf. 61)

