İNKÂR POLİTİKALARININ TOPLUMSAL VE DİNÎ SONUÇLARI

0
inkarin-psikolojik-nedenleri

İnkâr politikaları, bir toplumda var olan kimliklerin, inançların, kültürlerin veya tarihsel gerçekliklerin resmî ya da fiilî olarak yok sayılmasıdır. Bu tür politikaların toplumsal ve dinî sonuçları genellikle derin ve uzun vadeli olur. Toplumda büyük travmalara ve çok büyük maddi, manevi zararlara neden olur.

Toplumsal Sonuçları

a) Kimlik krizi ve yabancılaşma. İnkâr edilen gruplar, kendilerini toplumun “meşru” bir parçası olarak göremez. Bu durum aidiyet duygusunun zayıflamasına, kimlik bunalımına, devlete ve topluma karşı güvensizliğe yol açar.

b) Toplumsal kutuplaşma. İnkâr politikaları “biz–onlar” ayrımını derinleştirir, çoğunluk–azınlık gerilimi artar, ötekileştirme ve dışlama normalleşir, toplumsal barış zedelenir.

c) Adalet ve eşitlik duygusunun yıkılması. Hakların tanınmaması; hukuka olan güveni azaltır, genç kuşaklarda isyan, umutsuzluk veya radikalleşme eğilimlerini güçlendirir.

d) Sosyal travmalar ve kuşaklar arası aktarım. İnkâr edilen acılar ve mağduriyetler; toplumsal hafızada kapanmayan yaralar oluşturur, travmalar nesilden nesile aktarılır. Tarih boyunca bunun bir çok örneği bulunmaktadır. Ülkemizde pkk bunun bir örneğidir. Toplumlar arasında kırgınlıklar ve çatışmalar oldu. Birbirlerini inkâr etmeye ve bu inkâr politikaları yüzünden uzun yıllar süren çatışmalara ve ülkemizde çok büyük insan ve maddi kayıplara neden oldu.

   Dinî Sonuçları

a) Din–ahlak ilişkisinin zedelenmesi. İslâm başta olmak üzere dinler; adalet, hakkaniyet ve insan onuru ilkelerini esas alır. İnkâr politikaları bu ilkelerle çeliştiğinde, din, adaletsizliğin meşrulaştırıcısı gibi algılanabilir, dine karşı güvensizlik doğabilir.

b) Samimiyet yerine şekilciliğin artması. Baskı ortamında din vicdanî bir yöneliş olmaktan çıkar, resmî ve şekilsel bir kimliğe indirgenir. Bu da riya ve çifte ahlak, nifâk doğurur.

c) Dinî istismar ve radikalleşme. İnkâr ve baskı; dinî söylemlerin siyasi veya ideolojik araç hâline gelmesine, aşırı ve tepkisel din anlayışlarının yayılmasına zemin hazırlar.

d) Ümmet ve kardeşlik bilincinin zayıflaması. Özellikle İslâm açısından “Müminler kardeştir” (Hucurât 49/10) ilkesi zarar görür. Kavmiyet, mezhep veya resmî kimlik din kardeşliğinin önüne geçer.

          Kur’an’da inkâr yalnızca Allah’a değil, hakikate ve adalete karşı da olabilir: “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Mâide, 5/8). İslâm’a göre; kimliği, dili, kültürü inkâr etmek zulümdür. Zulüm ise toplumu çürüten en büyük hastalıklardandır. Uzun vadeli etkileri şöyle gerçekleşebilir. Güçlü bir birlik yerine kırılgan bir düzen oluşur. Din, birleştirici değil ayrıştırıcı algılanabilir. Toplumda güven, merhamet ve adalet zayıflar. İnkâr politikaları; toplumsal barışı bozar, dinî değerleri aşındırır, adalet ve kardeşlik yerine korku ve güvensizlik üretir. Kalıcı huzur ise herkesi kabullenme, tanıma, adalet ve hakka riayet ile mümkündür. Ümmetçilik – Milliyetçilik tartışması, İslâm düşüncesinde kimlik, aidiyet ve siyaset ilişkisini anlamak açısından temel bir konudur. Ümmetçiligin temeli iman kardeşliğidir. Irk, dil, coğrafya ve kültür üstüdür. Birleştirici ana ilke “Müminler kardeştir ” (Hucurât 49/10). Milliyetçilik ise, ortak dil, tarih, kültür ve vatan bilincine dayanır. Modern dönemde siyasi bir ideoloji hâlini almıştır. Dine göre konumu, şekline ve iddiasına bağlıdır. İslâm, kavmiyetin varlığını inkâr etmez, fakat onu üstünlük ölçüsü yapmayı reddeder. “Sizi milletler ve kabileler hâlinde yarattık ki tanışasınız.” (Hucurât 49/13). Buna göre; kavimler ilahî bir gerçekliktir, ama üstünlük sebebi değildir, üstünlük ölçüsü  takvadır.

Ümmetçilik, İslâm’ın asli kimliğidir. Bütün ırkları, renklere eşit mesafededir. Hiç bir ırkı veya rengi diğerinden ayırt etmez. Irk ve renkleri bir üstünlük ölçüsü olarak görmez. Milliyetçilik ise, ortak dil, tarih, kültür ve vatan bilincine dayandığı için bir ırkı diğerinden farklı ve üstün görebilir. Ancak milliyetçilik ahlâk ve adaletle sınırlı kaldığında meşrudur Irkçı, dışlayıcı ve üstünlük iddialı milliyetçilik İslâm’a aykırıdır. “Mümin için en büyük aidiyet, iman kardeşliğidir.” Aslında zorunlu olarak taşınan özelliklerde üstünlük aranmaz. Üstünlük veya aşağılık, kişinin kendi tercihi ve gayretiyle kazandığı konularda aranır. Bu nedenle fıtrî, yaratılış olarak taşıdığımız özellikler bir üstünlük veya aşağılık ölçüsü hâline getirmek doğru değildir. Irkların, renklerin ve dillerin farklı olması birer zenginliktir. Aslında herkesin aynı olduğu bir yerde monotonluk, durağanlık olur, gelişme olmaz. Gelişmenin olması için farklılıklar bir zarurettir.

Irkları ve renkleri kabul etmeyip inkâr etmek toplumda çatışmalara ve kopmalara neden olur. Toplumda aslolan birlik ve dirliktir. Birlik ve beraberliğimizi fiziksel ve biyolojik özellikler üzerine değil, ahlâkî özellikler üzerine kurmamız gerekmektedir. Toplumun güçlü ve beraberliği ancak bu şekilde sağlanabilir. Aksi takdirde inkâr politikaları ile toplumda ayrılık ve kargaşalar son bulmayacaktır. Ayrılık ve kargaşalar ise huzursuzluk ve üzüntüye neden olacaktır.

Bir yanıt yazın