Kulak Vermek Üzerine..
“Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: -Adam olmanın yolu nedir? Bilge adam cevap vermiş: “Kulaktır evladım!” Adam şaşırmış haliyle. “Nasıl yani?” diye sormuş şaşkınlıkla. Hoca anlatmış tane tane: Evvela ağzından çıkanı kulağın duyacak. Sonra karşındakine kulak vereceksin. Onu can kulağıyla dinleyeceksin. Adam olmanın yolu kulaktan geçer.
Ne hikmetli bir söz!
Bugünkü halimizi ne güzel özetliyor aslında.Bilgelik böyle bir şey işte! Az sözle her şeyi anlatmak. Ben bu fıkraya dili de ekliyorum: Dil ve kulak, adamlığın ölçütüdür.
Her aklına geleni dile dökenin aklı yoktur.
Ağzından çıkanı şayet kulağın duymuyorsa adamlıktan çıkarsın.
Karşındakinin ne dediğini can kulağıyla dinlemiyorsan adam değilsin.
Hakikaten adamlığın yolu, kulaktan geçiyor. Dil ile kulağın birbirine çok yakın olmasının sebebi de bu olsa gerek.
Dil, üslup demektir aynı zamanda.O yüzden “Üslub-u beyan ayniyle insan!” denilmiştir.
Sadece kulağın ağzından çıkanlara açıksa yani kendinden gayrısının dediklerine sağırsa bil ki ziyandasın.
Kendinden gayrısının dediklerini dinlemeye değer bulmayan bir kulağın sahibi isen adam değilsin. Sahip olduğun narsisizm seni adamlıktan çıkarmış, farkında değilsin.
Başkasını can kulağıyla dinlemeye değer bulmayan bir kibir budalasının adamlıktan zerre nasibi yoktur.
Kur’an’da Rabbimiz o yüzden istişareyi emrediyor. Başkasına kulak ver diyor. Başkasından gelene asıl kulağını aç diyor. Kulağın başkasından gelene sağır ise sen istişare edemezsin. Sadece kendi görüşlerini dikte edersin. Beğenmediğin veya hoşuna gitmeyen bir söz kulağına değdiğinde de celallenir, o sözün sahibini varsa bir erkin bastırmaya çalışırsın.
Kulağı kendi dışındaki sözlere kapalı olanların adamlığı yoktur. Adam olma ihtimali de yoktur. Adam olmayanlar istişare etmeyi de bilmezler. Daha doğrusu istişareye de gelmezler.
Diyeceğim o ki kulağımız evvela kendimize, saniyen herkese açık olmalı .Hatta kimi zamanlarda sadece başkalarına açık olmalı. Çünkü bildiklerimiz işe yaramıyor olabilir. Hatta bildiklerimiz bize kaybettiriyor olabilir.
O yüzden bilmediklerimizi bize bildirecek başkalarına ihtiyacımız olduğunu her dem bileceğiz. Bileceğiz ki kendimizi hem onarabilelim hem çoğaltabilelim. Başkalarının bize kulak vermesini isterken kendimizin başkalarına kulaklarımızı tıkıyor olmamız adamlık bahsinde savrulduğumuz yeri göstermesi bakımından trajiktir.
Gün hem dilimizden dökülenleri kulaklarımızın duyacağı gündür hem de başkalarının diyeceklerine kulak vermemiz gereken gündür.
Tabii ki dinlediğin sözler ölçülü olmalı, insanlığın sinesinden çıkmış olmalı, ahlaki temellere yaslanmış olmalı. Yoksa bazı sözler seni yaralar, seni örseler, seni bitirir O yüzden “dinleyip de en güzel söze uyan kullarımı müjdele” demişitr Rabbimiz.
Pisi temizden ayıracak bir yürek; hoş sözle berbat söz arasındaki farkı ayıracak bir ahlaki duruşa da ihtiyacımız var.
Aslında dinlememenin özünde de bir ahlaki sorun bulunmaktadır. Bu, kişi oğlunun kendini her şeyin merkezine koyma sapmasından kaynaklanmaktadır. O halde kendimizin her şeyin ölçüsü olduğunu kabul etme yanılsamasından kurtulmak dinlemenin ön koşuludur.
Ahlaki yönden düşükleri de dinlemek gerekir; ancak ölçü yine ahlaki ilkelerdir. Konuşulanın “söz” mü, “lakırdı” mı olduğunu insanlığın ortak değerlerinin süzgecinden geçirerek anlamak gerekmektedir. Bilgeliğin en esaslı tarafı budur. Hoşumuza giden sözler ile, ortak insani değerlere yaslanan sözü ayırdetmek insanın manevi kemali ile alakalıdır.
Hoşumuza gitmeyen sözler pekâlâ bizi kendimize getirebilir. Pekâlâ bizi içine sürüklendiğimiz bataklıktan kurtarmaya yarayabilir. Hep hoşuna gidecek sözleri duymaya açık kulakların sahibi olursak adamlıktan da, yoldan da çıkarız.
Bilge adam Nasreddin Hoca’nın kulağa dikkat çeken sözleri kulağımıza küpe olsun e mi!”
