KÜRTÇE SADECE BİR DİL MİDİR?
Kürtler kendi dillerine Neden sahip çıkmıyor.??
Kürtçe Arapça gibi veya Türkçe gibi yazılı metinlere sahip bir dil değil. Daha çok konuşulan; aktarılan bir dil.. Bu yüzden Ahmede Hane Memu- Zini yazma gerekçesi olarak bunu öne sürer. O Kürtçe yazma gerekçesini Kürtlerin kültür ve medeniyetten uzak oldukları düşüncesini ortadan kaldırmak olarak belirtir..
Bir başka husus; Kürtler daha çok aşiret kabile olarak yaşamlarını düzenledikleri için dil bir sorun olarak öne çıkmamıştır.. Bu da Kürt dilinin lokal kalmasına sebep olmuştur.. dolayısıyla Kürtler yaşadıkları bölgelerde Egemen kurumsal dilleri de öğrenmek zorunda kalmışlardır ihtiyaç durumunda.. her ne kadar Ulus devlet türedi bir şey olsa da gerek Osmanlı’da gerek İran’da devlete Egemen kurucu unsurların dili çarşı pazar ve kurumsal bir dil olmuştur . Örneğin Erbil’de çarşı pazar dili genel anlamda Türkçe olmuştur. Bunun böyle olması herhangi bir sorun da teşkil etmemiştir.. Çünkü burada bir başkasını ötekileştirme bir başkasının varlığını inkar etme noktasında bir pratik olmadığı için insanlar kurumsal anlamda Egemen dil neyse onu konuşmuşlardır.
İnkar Ve Asimilasyonun Boyutları
Özellikle 1 Dünya harbinden sonra ulus devletlerin daha doğrusu ulusçuluk anlayışının Egemen olmasıyla artık kardeş olarak birbirini gören Müslüman topluluklara egemen irade kendi ulusu dışındaki unsurları öteki olarak görmeye ve göstermeye başlamıştır. Yani egemen iradenin insana bakışı artık Ulus eksenli olmuştur.. Bu da haliyle Kürtlerin yaşadığı bölgelerde Kürtlerin inkarı ve asimilasyonu sürecini başlatmıştır.. Özellikle modernitenin ve kırsal yaşamın kentsel yaşama evrilmesinin sonucu kırsaldan kente göçün ticarette, sanatta, hukukta, eğitimde ve kurumsal işlerde ulus devletin belirlediği dilin konuşulmasını gerekli kılmıştır. Zaten ulusçuluk bir başka Ulusu inkarı gerektirmektedir.
Bu problem bugün adına “Kürt sorunu” denilen sorunu üretmiştir. “Kürt sorunu” aslında ulusçuluğun doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır.. Ancak burada yine derin bir paradoks kendini göstermektedir. Kürtlerin sorunlarını çözmeye kalkanlar aslında yüz yıl önce Osmanlı’da Türklerin sorunlarını Arapların sorunlarını veya diğer unsurların sorunlarını çözmeye kalkanların anlayışı ile yola çıkmışlardır. Ulusçuluğun ürettiği olumsuzluklara karşı çıkanlar aslında yine maddeci modernitenin ve bu modern dünya’yı kuran değerlerin sahiplenicisi olarak öne çıkmışlardır..
Bu da aslında inkar ve imhanın bir başka boyutudur. Burada da Kürtlerin geçmişine ait bütün değerlerin Kürtleri Kürt yapan bütün unsurların inkarı söz konusudur. Hatta Müslümanlık bile Kürtleri asimile eden bir unsur olarak ileri sürülmüştür; sürülmektedir.. Klasik diye adlandırılan birçok Batılı eser özellikle Rus kökenli eserler Latin alfabesi ile Kürtçeye çevrilmiştir.
Ulus ve Kültür
Aslında Ulus diye bir şey yoktur; yani bir ırkı oluşturan sadece biyolojik durum değil, aynı zamanda da bir kültürel durumdur.. Dolayısıyla Kürtçe veya Türkçe sadece bir dil olmaktan çok kültürün yansıtıcısı; taşıyıcısıdır. Dil kültürel zemini ile kimliğin yansıtıcısı bir unsurudur.
Çünkü Kültür insanın hem sosyal yaşamına, özellikle de diline sinmiş bir unsurdur. Kültürü yok saymak aslında dili yok saymaktır. Dili besleyen kültüre düşman olarak dili savunmuş olmak imkansızdır.. Bir ulusun dilini savunmak onun kültürünu savunmak ile mümkündür.. Dolayısıyla Kürtlerin bin yıllık kültürünü inkar ederek Kürt dilini savunmak imkansızdır. Bugün Türkçe’nin geldiği durum ortadadır. Türkçe aslında Kürtçeden daha vahim durumdadır. Neredeyse Türkçe diye bir dil kalmamıştır. Üniversitelerde öğrenciler yirmi sene öncenin kitabını okumakta güçlük çekmektedir…
Maddeci modernite bütün kültürleri yok eden; tek tipleştiren bir yapı arz eder. Bu yüzden Maddeci pozitivist Modernizm ile hiçbir ulusa; hiçbir millete hizmet etmek mümkün değildir.
Maddeci Modernitenin İslam Karşıtlığı
Hem Türk diline, hem de Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia edenlerin Arap alfabeleri ile yazılmış metinlere düşmanca baktıkları ortadadır. Ayrıca Kürt sorunu ekseninde kendine alan yaratan, kendilerini Kürtlerin hamisi ve koruyucusu gösterenlerin öncü kesimininin %90’ı Osmanlıcayı bilmemektedir (Arap alfabesini).. Bu da meselenin ciddiyeti samimiyeti konusunda ciddi kuşkular oluşturmaktadır. Kürtlerin sorunlarının siyasi amaçlara ulaşmak için bir araç olarak kullanıldığını düşündürmektedir..
Ayrıca kahir ekseriyeti Kürtçeyi bile doğru dürüst bilmemekte, çocuklarına öğretmemekte ve kendileri de bu konuda herhangi bir gayret içerisine girmemektedir..
Sadece mağduriyet yaratmak adına belli ajitasyonlar içerisinde girmektedirler.
Türkiye’de bugünkü koşullarda Kürtçenin gelişmesinin önünde herhangi bir engel yoktur. Hatta diyebilirim ki hükümet Kürt ulusalcılarından çok daha fazla Kürtçenin önünü açmaktadır..
Şu da önemlidir ki; Kürtçe bir dil olarak algılanmamalıdır Kürtçe düşünmek, Kürtçe yaşamak, Kürtçe anlamak bir kültürel zemine ait olduğunu hissetmekle mümkündür. Yani Türk’ün Arabım Farsın bir parçası olduğunu anlamakla mümkündür.
Kürt müminidr.
Kürt fedakardır cefakardır.
Kürt bizden bir parçadır.
