Muhammed Mahmudi’ye Ne Olduğunun Özeti
Muhammed Mahmudi yaşlı bir adamdı. Küçük bir evde yalnız yaşardı; ne eşi vardı ne de çocuğu. Emekli edildikten sonra yapacak pek bir işi kalmamıştı.
Sabah olur olmaz evden çıkar, yavaş adımlarla sokaklarda yürür, kısa bir süre durup sevdiği gazeteyi satın alır, sonra da ağır ağır yürüyerek, caddeden yalnızca bir cam duvarla ayrılan bir kahvehaneye giderdi.
Oraya varınca içeri girer, caddeyi görebileceği belli bir masaya yönelir ve hiç konuşmadan, şekersiz bir fincan kahve ile nargilesini beklerdi.
Cebinden gözlüğünü çıkarır, takar, gazeteyi okumaya dalar, bir yandan nargilesini tüttürür, bir yandan da arada sırada donuk gözlerle caddeye bakardı.
Acıktığında ise hüzünle ve isteksizce ayağa kalkar, yakınlardaki bir lokantaya gider, sıkılarak bir şeyler yer, ardından hemen kahvehaneye dönerdi.
Geri kalan günü nargile içerek, gazete okuyarak, çay ve kahve içerek ve caddeyi seyrederek geçirirdi. Akşam karanlığı çökünce kahvehaneden ayrılır, evine gider, üzerini çıkarır, yatağına uzanır ve hemen derin bir uykuya dalardı.
Bazen uyurken annesini görürdü. Annesi ona neden evlenmediğini sorar, ona kızar ve torun istemekte ısrar ederdi. Rüyada bir çocuk seslenirdi:
“Büyükanne, bana bir balon al!”
Bu rüyadan uyandığında, içini bir hüzün kaplar, ağlamak isteğiyle utanarak uyanırdı.
Bir gün, her zamanki gibi kahvede oturuyor, gazetesini okuyor, nargilesini tüttürüyordu. Aniden gazeteyi elinden düşürdü, bir iç çekişle yere yığıldı ve hareketsiz kaldı.
Hemen bir doktor çağırdılar. Doktor büyük bir güvenle ölümünü ilan etti.
Bunun üzerine kazma ve kürekle, vasiyetine uygun şekilde, her gün oturduğu masanın altına bir çukur kazdılar.
Mahmudi’yi büyük bir dikkatle çukura yerleştirdiler ve üzerine bolca toprak attılar.
Mahmudi bu duruma hiç öfkelenmedi, tam tersine kurtulduğu için sevinçle gülümsedi:
Artık sokaklarda yürümesi, eve ya da lokantaya gitmesi gerekmeyecekti.
Kahvedeki müşterilerin sohbetlerini, nargile fokurtularını, garsonun bağırışlarını keyifle dinliyordu.
Ancak gece olunca canı sıkılıyor, yalnızlık hissediyor, kahve kapanınca korkuya kapılıyordu.
Bir gün, bir grup polis kahveye baskın yaptı.
Muhammed Mahmudi’yi çukurundan çıkardılar ve bir karakola götürdüler.
Karakol amiri sert bir sesle şöyle dedi:
“Hükümeti eleştirdiğini, ona hakaret ettiğini, alay ettiğini, tüm yasalarının sadece bina sahiplerine, arabası olanlara ve büyük göbeklilere hizmet ettiğini söylediğini öğrendik.”
Mahmudi korkuyla haykırdı:
“Ben mi hükümete hakaret ettim? Allah korusun! Ben pınardan içip içine tükürenlerden değilim. Hakkımda soruşturun. Örnek bir memurdum. Emirleri ve yasaları dikkatle yerine getirirdim. İçki içmem, kadınlara sarkıntılık etmem, kimseyi incitmemişimdir…”
Amir sözünü kesti:
“Ama elimizdeki raporlar yalan söylemez. Yazanlar tamamen güvenilir kişilerdir.”
Mahmudi titreyerek, boğuk bir sesle dedi:
“Yemin ederim, hayatım boyunca ne siyaset konuştum ne de hükümeti ya da yetkilileri eleştirdim.”
Amir güldü:
“Ha! İşte kendi ağzınla itiraf ettin. Hükümeti hiç eleştirmedin diyorsun, ama övdün mü? Sence övgüye değer değil mi yani?”
Mahmudi konuşmaya çalıştı, ama amir devam etti:
“Diyelim ki söylediklerin doğru, bu bile çok garip. Çünkü artık herkes bozuldu, öfke dolu, hükümeti ve yöneticileri küfürle anıyorlar. Kimse ‘ulü’l-emr’e’ itaat edilmesi gerektiğini hatırlamıyor. Siyasetin ehline bırakılması gerektiğini unuttular.”
Mahmudi zayıf bir sesle:
“Bu doğru. Herkes konuşuyor, devletteki hiçbir yetkiliyi kötü sözlerden esirgemiyor. Ama ben…”
Amir sözünü kesti ve yumuşak bir sesle:
“Kahvede otururken ne söylendiğini elbette duyuyorsundur. Kimlerin konuştuğunu da biliyorsun, değil mi?”
Mahmudi başını sallayarak onayladı.
Amir gülümsedi:
“Belli ki sen iyi bir insansın, düzgün bir vatandaşsın. Gerçekten yardım etmek istiyorum sana. Ama senin de bana yardım etmen gerek.”
Sonra kahkaha attı:
“Çok basit ve eğlenceli bir şey… Dinle!”
Mahmudi başıyla onayladı, amirin söylediklerini dikkatle dinledi.
Az sonra kahveye, çukuruna geri döndü; keyfi yerindeydi.
Artık yapacak bir işi vardı.
Geceleri kahvehane kapandığında canı sıkılmıyordu artık.
Çünkü o saatlerde, gündüz kahvede duyduğu her şeyi unutmamak için yazmaya koyuluyordu.
