Muhteşem Gemi: “Das Prachtboot”
Götz Aly’nin yeni kitabının adı: “Das Prachtboot” yani Muhteşem Gemi.
Bir de alt başlığı var; “Wie Deutsche die Kunstschätze der Südsee raubten.” yani “Almanlar Güneydenizi’nin Sanat Hazinelerini Böyle Çaldılar.”
Almanya’nın bir zamanlar kolonileştirdiği Namibya’dan resmi özür dilediği bugünlerde Götz Aly de Almanların işgal edip kolonileştirdikleri yerlerde yerli halka yaptıkları vahşetleri ve gasp edip gemilerle Avrupa’ya taşıdıkları paha biçilemez sanat eserlerini konu yapan bir kitap yayınladı.
Kitabın ilk sayfasına yapılan şu alıntı bile kendinizi o vahşetlerin içinde bulmanıza yetebiliyor:
“Kolonilerin çoğu hakkında şu genellemeyi yapmak hiç de abartı değildir: Avrupalı yetkililerin; askerlerin, tüccarların ve araştırmacı kaşiflerin yaptıkları işlerin çoğu dayak, soygun, aşağılama, yakma ve cinayetlerden oluşuyor.”
Aly yukarıdaki sözü Siegfried Lichtenstaedter’in (1865-1942) “Kultur und Humanitaet” adlı eserinden almıştır. Bir Alman Yahudisi olan Lichtenstaedter bir devlet memuru ve yayıncıdır. Bazı yazılarının altındaki imza “Dr. Mehmed Emin Efendi” diye müstear bir isimdir.
Sizin de “bu nasıl oluyor?” demekten kendinizi alamayacağınız bir bilgiyi de giderayak vereyim. Kendisi bir Alman Yahudisi olan yazar Götz Aly’nin büyük dedesi olan Gottlob Johannes Aly Almanların koloni seferlerinde bulunan S.M.S. Elisabeth adlı geminin papazıdır. Gemi 380 kişilik bir kuvvetten oluşmakta ve üzerinde 19 savaş top bulunmaktadır. Dolayısıyla yazarın büyük dedesi papaz Aly de kitapta anılan vahşetlerin suç ortağıdır. Onun “başarılarının” bir karşılığı olsa gerek, kolonileştirilen yerlerden Siar adındaki ada “Aly Adası –Insel Aly” olarak değiştirilmiştir.

Bunu kapsamlı bir kitap tanıtımı olarak görmeyiniz. Benim yaptığım, yeni çıkan bir kitaptan haberdar etmek ve içinden yaptığım alıntılarla onun içeriğine dikkatlerinizi çekmektir.
Haberlerden de öğrenmişsinizdir; Almanya, işgal ettiği yıllarda yerli halka karşı işlediği insanlık suçlarından dolayı Namibya’dan özür diledi. Özür ile birlikte önümüzdeki 30 yıl içinde Namibya’yı bir milyar 100 milyon Euro ile destekleyeceklerini açıkladı.
İşte Almanların kolonileştirdikleri yerlerde işledikleri cinayetlerin üstündeki perdeyi açan ve onların hırsızlıklarını anlatan bu kitap da Almanya’nın bu açıklamaları yaptığı bir döneme denk geldi veya getirildi.
235 sayfalık bu kitapta koloni döneminden kalma resimler de var. Kitabın adı da yine oralardan çalınıp getirilen ve bugün Berlin Humboldt Forum’da sergilenen-bulunan gemiden almaktadır. Yetkililerin “yasal yollardan getirilmiştir” iddialarının aksine Aly bunun da gasp edilerek-çalınarak getirildiğini belirtiyor kitabında.
Diğer kolonyalistler gibi Almanlar da ellerinden gelen vahşet ne ise, artlarına koymamışlar, yapmışlardır. Kolonyalistlerin bir de emre itaat etmedikleri gerekçesiyle yerli halka karşı uyguladıkları cezalar vardır. Örneğin, bir Alman gemisi Aly Adası’na yanaşırken yerlilerin ok saldırısına uğruyor. Oklar hiçbir ölüme veya yaralanmaya yahut ciddi bir maddi hasara yol açmadığı halde, geminin kaptanı adadakileri cezalandırma emri veriyor. 120-150 kulübe evden oluşan sekiz köyü yakıyorlar ve hindistan cevizi tarlalarını imha ediyorlar. Evlerinden kaçan 800 erkek, kadın ve çocuğu da kurşuna dizmek için bir noktada topluyorlar. Bu yerliler gecenin karanlığından kaçıyorlar. Ancak kaç kişinin canını kurtarıp başka bir adaya geçtiği bilinmiyor. Fakat raporlara geçtiği için bilinen o ki, sabah olduğunda çoğu kadın ve çocuk olan 200 kişinin cansız bedeni kıyıya vurmuştur.
Götz Aly bu resimleri ve bilgileri arşivlerden edinmiştir. Arşiv deyip geçmeyiniz. Avrupa’nın arşivleri bu anlamda paha biçilemez birer hazinedir.
Sadece arşivlerdeki belgeler ve bilgiler bile özellikle son 500 yılın tarihini yeniden yazdırmayı gerektirecek kadar önemlidir. Daha da önemlisi bu arşivlerdeki belgelerin en az yarısı bizleri de doğrudan ilgilendirmektedir.
Çünkü bunlar genelde İslam ve özelde de Osmanlı coğrafyasını didik didik taramışlar ve kayıt altına almışlardır. Bu coğrafyalarda bir de işgalci veya başka sıfatlarla bulundukları da hesaba katıldığında, kayıt altına aldıkları bilgilerin de ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye’nin üniversiteleri için de Avrupa arşivleri birer hazinedir. Yeter ki, bilimi-ilmi öncelesinler.
Yukarıda da dediğim gibi, kitabı tanıtmadım, sadece haberdar ettim. Bu gibi kitapların tercüme edilmesi de yararlıdır. Ama üniversite, enstitü ve ilgili kurumlar daha kapsamlı çalışmalar da gerçekleştirebilirler. Yeter ki, andığımız kurumlarda böyle bir vizyon olsun.
