MÜNAFIKLARIN ÖZELLİKLERİ VE MÜNAFIKLIĞIN NEDENLERİ
Kur’an ayetleri ve ilgili hadisler değerlendirildiğinde münafıkların belli başlı birtakım özellikleri öne çıkmaktadır. Bunlardan başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür:
1- Riyakârdırlar; ikiyüzlülük münafık tarifindeki temel özelliktir: “Gördün mü din gününü yalanlayanı, yetimi itip kakan işte odur. Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen de odur. Yazıklar olsun namazlarından gâfil olan ve onu gösteriş ile kılanlara, zekâtı engelleyenlere.” (Maun, 107/1-7)
2- Allah’ın emirlerine karşı isteksiz ve tembeldirler: “Namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa, 4/142)
3- Kararsızdırlar, iki sürü arasında kalmış koyun gibi iman ile küfür arasında gidip gelirler: “Onlar imanla küfür arasında bocalayan tabansızlardır. Ne onlara, ne bunlara bir türlü karar veremezler.” (Nisa, 4/143)
4- Birbirinin destekçisidirler. Kötülüğü işler ve tavsiye ederler, iyiliği yapmadıkları gibi insanları ondan vazgeçirmeye çalışırlar: “Münafık erkekler ve kadınlar sizden değil, birbirindendir. Onlar kötülüğü emreder. İyilikten alıkoyarlar, elleri sıkıdırlar, Allah için harcamak hususunda cimrilik gösterirler. Onlar Allah’ı unuttu. Allah da onları unuttu. Çünkü münafıklar fasıkların ta kendisidir.” (Tevbe, 9/67)
5- Kur’an’ın hükmüne ve rasulün sünnetine tabi olmaktan uzaklaşırlar: “Onlara Allah’ın indirdiğine ve peygamberine gelin, onlara başvuralım, denildiği zaman münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa, 4/61)
6- Yalan söylerler ve kolayca yalan yere yemin ederler: “Yeminlerini kalkan yapıp insanları Allah’ın yolundan saptırırlar. Onların yaptıkları ne kötüdür.” (Münafikun, 63/2)
7- Kalıpları güzel ve sağlıklı olsa da kalpleri bozuktur: “Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuştuklarında sözlerini dinlersin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kütüklerdir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın, Allah onları kahretsin. Nasıl olup da dönüyorlar.” (Münafikun, 63/4).( H.Kamil Yılmaz, Diyanet Dergisi 13).
8-Korkaktırlar: En bariz özelliklerinden biri de korkak olmalarıdır. Korkaklığın nedeni kalplerindeki hastalıklı durumdur. Gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasından korkarlar ve bu hal sürekli devam eder. Müminlere karşı her ne kadar güzel görünüyorlarsa da içlerinde daima kin, adavet ve haset taşımaktadırlar. Bu kin ve nefretin her an açığa çıkarılmasından endişe ediyorlar ve daima ruhi bir sıkıntı içindedirler. “Münafıklar” sizden olduklarına dair Allah’a yemin ediyorlar. Oysa onlar sizden değildirler, fakat onlar korkak bir topluluktur. Eğer sizden korunmak için sığınacak bir yer yahut “barınacak” mağaralar ya da sokulacak bir delik bulsalardı, hemen oraya doğru yönelip koşarlardı.” (Tevbe, 9/56-57.).
9- Ahde vefasızlık yaparlar: Münafıkların özelliklerinden biri de sözünü tutmaması, verdiği söze karşı vefasız olmasıdır. Münafıklar fikir ve duygularında samimi değillerdir. Verdikleri sözde durmazlar, çıkarlarına göre hareket ederler. “Sana, “Başüstüne!” derler; ama yanından çıkınca içlerinden birtakımı geceleyin, (gündüz) söylemiş olduğunun tersini kurarlar. Allah, onların geceleyin düşünüp kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma, Allah’a dayan (sana) vekil olarak Allah yeter.” (Nisa, 4/81.).
10- Müminlerle alay ederler: Onların peygamber, Kur’an ve müminleri alaya aldıkları pek çok ayette vurgulanmıştır. “İman edenlerle karşılaşınca “inandık” derler, şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise “Biz sizinleyiz, biz yalnızca alay etmekteyiz” derler.”(Bakara, 2/14.). Müslümanların her hareketine kusur bulmakta gayet ustadırlar. “Sadakalar konusunda müminlerden hem gönüllü olarak fazla fazla verenlere hem de daha fazla verecek bir şey bulamayanlara dil uzatıp onlarla alay edenleri Allah maskaraya çevirecektir. Onlar için elem verici bir azap da vardır.” (Tevbe, 9/79.)
11- Fitne çıkarmak ve tahrik etmek: Sürekli fitne peşinde koşan beyinsiz ve anlayışsız kimselerdir. Medine’de Abdullah İbn Übeyy ve avanesi sürekli fitne ve fesat çıkarmak için uğraşıyorlardı. Yaşadıkları toplumun birlik ve dayanışmasını bozmak için entrikalar çevirmeye başladılar. “Kendilerine yeryüzünde fesat çıkartmayın denilince biz ancak ıslah edicileriz derler. Gözünü aç onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat bunu anlamazlar.” (Bakara, 2/11-12.).
Bir çok ayette münafıkların sıfatları anlatılarak insanlar bundan sakındırılmaktadır. Nifak hastalığına sahip kalp eğer mühürlü değilse, tevbe ile imana dönüş şansı her zaman vardır. Dolayısıyla tevbe kapısı zorlanmalı ve açılması için niyazda, duada ve samimi olarak önceki hatalardan uzak durulmalıdır. Münafığın günahı olan riya, samimiyetsizlik olduğundan tevbesi samimiyet, ihlas olmalıdır. Nitekim münafıklar hakkında Kur’an’da şöyle buyrulur: “Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasında olacaklardır. Onlara asla bir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edip hâllerini düzeltenler ve Allah’a sarılıp dinlerini Allah için hâlis kılanlar müstesna, bunlar müminlerle beraberdir.” (Nisa, 4/145-146.). İmanın temeli sıdk, münafıklığın temeli yalandır. Yalanla iman bir arada olmaz; bir araya gelir gelmez muharebeye, savaşa tutuşur. İnanan bir insanda ortaya çıkabilecek nifak çizgisi bu noktada görülür.
Yaygınlaşan, gelişen ve taraftarı artan din, mezhep ya da ideolojilerin münafıkları çok olur. Bunlar çıkar elde etme imkânı bulduğu her yerde bulunan kişiliksiz, çıkarcı ve menfaatçi insanlardır. Bu sebeple nifakın Hz. Peygamber dönemiyle sınırlı olması düşünülemez. Münafık karakterli insanlar her dönemde bulunabildiği gibi nifakın tehlike oluşturması da her zaman için söz konusudur. Ancak nifak, insanların iç dünyasını ifade eden bir kavram olduğu için vahyin bazı tespitleri dışında belirlenmesi mümkün olmadığından Allah elçisinin vefatından sonra geri plana itilmiş gibi görünmektedir. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in vefatından sonra nifakın yansımaları olarak görülebilecek gelişmelere şahit oluyoruz. Ancak bunların nifak olarak değerlendirilmesi ve bu konuda kesin yargıda bulunulması kolay olmadığından bu olgu üzerinden açık tespitlerde bulunma imkânı yoktur. Tarihte nifak ithamı, genellikle ideolojik eleştiriler çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Objektif kriterlere göre doğrudan belirli bir kişi, fırka ya da grup için nifak ithamında bulunma imkânımız olmadığına göre doğru olan yaklaşım, Kur’an ve sünnetin belirlediği ilkelerden söz etmek ve bu ilkelere uyan davranışlara sahip kişi ya da gruplara karşı müteyakkız, dikkatli ve titiz olmaktır.
Unutulmamalıdır ki insanları Müslüman olmaya zorlamak, dini bir zorlama konusu haline getirmek sadece nifakı ortaya çıkarır. Aynı şekilde din yanlış anlaşıldığı ve menfaat merkezli tevil edildiğinde de nifak üretir ve mensuplarını tutarsız birer münafık yapar. Bugün de İslâm toplumu büyük nifak hareketleri ve fitnelerle mücadele etmektedir. FETÖ, DEAŞ ve benzeri yapılar İslâm toplumlarının yapısını bozmakta; dine, dinî anlayış ve düşünceye zarar vererek toplumda kaos oluşturmaktadırlar. Ülkemizde ve İslâm coğrafyasında yaşanan nifak ve fitne hareketlerinin, İslam’ın mutedil ve sahih çizgisinden sapmış oldukları halde kendilerini Müslüman olarak isimlendiren kimseler eliyle gerçekleştiriliyor olması düşündürücüdür. Fitne küresel anlamda teröre dönüşebilmekte, nifak kıtalar dolaşmakta, insanların birbirine olan güvenini bitirmektedir. Herkesin kendi görüşüne ve düşüncesine yegâne hakikat gözüyle baktığı bir dünyada, ne karşılıklı görüş alışverişinden, ne uyumdan, ne de rahmeti tecelli ettirecek güçlü bir uzlaşıdan söz edilebilir. (Adnan Demircan, Diyanet Dergisi 13).
Hâlis münafık tipi Medine’de ortaya çıkmıştır. Daha önce Mekke’de, şüphe içinde bocalayan insanlar da bulunuyordu. Bunu Mekkî süre ve ayetlerde münafıklardan bahsetmesinden anlıyoruz. “İnsanlar arasında öyleleri de vardır ki, “Allah’a inanıyoruz” derler; ama Allah uğrunda bir sıkıntıyla karşılaşınca insanlardan gördükleri eziyeti Allah’tan gelen bir ceza gibi düşünürler. Ama rabbinden bir yardım gelecek olsa o zaman da mutlaka (gerçek müminlere), “Aslında biz hep sizinle olduk” derler. Peki ama herkesin kalbindekileri en iyi bilen Allah değil midir? Muhakkak ki Allah, gerçekten iman edenleri de bilir, inanmış gibi görünenleri de bilir.“(Ankebût 29/10-11). “Biz cehennemin işlerine bakmakla yalnız melekleri görevlendirmişizdir. Onların sayısını da inkâr edenler için sadece bir imtihan vesilesi yaptık ki böylelikle kendilerine kitap verilenler kesin bilgi edinsinler, inananların imanı artsın; kendilerine kitap verilenler ve müminler şüpheye düşmesinler; kalplerinde hastalık bulunanlar ve inkârcılar da, “Allah bu sayı misaliyle ne demek istemiş olabilir?” desinler. İşte Allah böylece dilediğini sapkınlıkta bırakır, dilediğine de doğru yolu gösterir. Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilmez. İşte bu, insanlık için sadece bir öğüttür.” (Muddessir 74/31).
Sistemli bir hareket olarak nifak ve münafıklık, güçlü ve hızlı kültür değişimlerinin gerçekleştiği toplumlarda görüldüğü gibi yeni bir yapılanmaya gidildiği Medine devrinde yeni oluşuma tam uyum sağlayamayan insanlar arasında ortaya çıkmıştır. Bazı âyetlerde belirtildiği üzere münafıklar başlangıçta İslâm’ı benimsemişlerse de sonradan tekrar küfre dönmüşlerdir. “Mazeret ileri sürmeye kalkmayın. İman ettiğinizi söyledikten sonra inkârcılığınızı açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek de, diğer bir kısmını günahta ısrarcı davranmış oldukları için azaba uğratacağız.” (Tevbe 9/6), “Söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Oysa inkârcılık içeren sözü söylemişler, müslüman olduklarını beyan ettikten sonra inkârcılığa sapmışlar ve başaramadıkları o işe yeltenmişlerdir. Onların öç almaya kalkışmaları için Allah’ın ve O’nun lütfu sayesinde rasulünün kendilerini zengin etmesinden başka bir sebep de yoktu! Eğer pişman olup tevbe ederlerse bu kendilerinin iyiliğine olur; yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de elem verici bir azaba uğratır; artık yer yüzünde onlara ne bir dost ne bir yardımcı bulunur.” (Tevbe 9/74). Bu sebeple kendi iradeleri doğrultusunda kalpleri mühürlenmiştir. “Geride kalanlarla beraber olmayı yeğlediler de kalpleri mühürlendi; artık anlayıp kavrayamazlar.”(Tevbe 9/87). Münafıklar âhirette kâfirlerle birlikte kötü bir âkıbete mâruz kalacaklardır. “Allah, erkeğiyle kadınıyla münafıklara ve açıktan inkârcılık yapanlara, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşini vaad etmiştir. Onlara bu yeter de artar! Allah onları lânetlemiştir ve onlar için devamlı bir azap vardır.” (Tevbe 9/68).
