U-osmanli-tugrasi-ve-ebru-osmanli-ve-islami-exclusive-kanvas-tablo1451001242-800

Kur‟an-ı Kerim‟de ismi zikredilen peygamberlerden bahsedilirken bazen “nebî”, bazen de“rasûl” ifadeleri kullanılmıştır. Bu iki kavram kelam ve tefsir kaynaklarında genel anlamda rasûl ve nebî ayrı ayrı kişilermiş gibi ele alınmıştır. Bu ayırım “her resûl nebîdir, fakat her nebî resûl değildir.” şeklinde formüle edilerek tekrarlana gelmiştir. Resûl olmanın şartı yeni bir kitap ve şeriat getirme; nebînin ise önceki rasûlün/elçinin getirdiği şeriatı ve kitabı insanlara bildirme olarak belirlenmiştir. Fakat bu tanımlama doğru ve kapsayıcı bir tanımlama değildir. Şimdi bu konuyu işlemeye çalışalım.

Nebî kelimesi Kur‟an-ı Kerim‟de türevleriyle birlikte toplam 160 âyette geçmektedir. Nebî, “büyük fayda sağlayan haber” mânasına gelen “en-nebee” şeklinde hemzeli bir kökten türemiştir. (Râğıb el-İsfahânî, el-Müfredât Nebi md.). Nebî kelimesinin aslı büyüklük, yücelik mânalarına gelen “nübüvve, nebve veya en-nebâve” şeklindeki hemzesiz kökten gelmektedir. Çoğulu “enbiyâ” veya “nebîyyün”dur. (Râğıb el-İsfahânî, a.g.e., 503).“ Birbirlerine neyi soruyorlar? Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (nebeil aziymi) (mi)?” (Nebe‟ 78/ 1–3); “De ki, “Bu Kur‟an, büyük bir haberdir (nebeun aziym).” (Sâd 38/67); “Daha önce inkâr edip de inkârlarının cezasını tadanların haberi (nebe’) size gelmedi mi? ” (Teğâbun 64/ 5). Nübüvvet kelimesi de Kuran’da geçmektedir. “Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik (nübüvvet) verdiğimiz kimselerdir. …”(En‟âm 6/89); “O’na (İbrahim‟e) İshak‟ı ve Yakub‟u bahşettik. Onun soyundan gelenlere peygamberlik (nübüvvet) ve kitab verdik. Ayrıca ona dünyada mükâfatını da verdik. Şüphesiz o, ahirette de salih kimselerdendir.” (Ankebût 29/27).

Nebînin terim anlamı konusunda genelde bir ihtilaf yoktur. Ancak ayrıntılara inildiğinde farklı görüşlerle karşılaşılmaktadır. Bu farklı görüşler nübüvvetin mahiyetinin farklı anlaşılmasından kaynaklanır. Rasûl kitap verilen, nebî ise kitap verilmeyip başka bir peygamberin şeriatıyla hükmeden şeklinde tanımlanmıştır. Yukarıdaki ayetlere göre bu doğru bir anlayış değildir. Zira Allah her peygambere (nebi-rasul) kitap verdiğini belirtmektedir. “Onlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik (nübüvvet) verdiğimiz kimselerdir. …”(En‟âm 6/89). Ayrıca klasik anlayışa göre nebî olduğu belirtilen Hz. İsmâil için Kuran’da hem nebî hem de rasûl kavramı birlikte kullanılmıştır. “(Resûlüm!) Kitap´ta İsmail´i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.” (Meryem 19/54). O halde Allah’ın verdiği sorumluluk açısından nebi ve rasûl aynı anlamdadir. İkisi de dilimizde kullanılan peygamberlik anlamındadır.

Rasûl kelimesi ise Kur‟an-ı Kerim‟de türevleriyle birlikte toplam 513 âyette kullanılmıştır. Rasûl kelimesinin kökü olan risl, yumuşaklık ve kolaylık üzere göndermek veya kolaylıkla ve yumuşaklıkla yürümek, yol almaktır. (Râğıb el-İsfahânî, a.g.e., s. 202). Kur’an-da peygamber göndermek için “irsâl” kalıbı kullanılır. Bu kalıbın ism-i mef‟ulü olan mürsel (gönderilmiş, elçi) rasûl kelimesi ile aynı mânaya gelmektedir. Kısaca elçi ve elçilik manasında kullanılır. (Râğıb el-İsfahânî, a.g.e., s. 203). Bir kimseyi önemli bir iş için gönderdiğimizde, o kimse sizin elçiniz “rasûlünüz” olur. Kur‟an-ı Kerim’de “Önemli bir iş için gönderilen elçi” (Neml 27/35) anlamında kullanılmıştır. Rasûl kelimesi, Kur‟an‟da bazen “mürsel” bazen de “risâlet” mânasında kullanılmıştır. Tâ-hâ sûresinde: “Eğer biz, bundan (Kur‟an‟dan) önce onları bir azapla helâk etseydik, muhakkak ki şöyle diyeceklerdi: Ya Rabbi! Bize bir elçi gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce âyetlerine uysaydık!” (Tâ-hâ 20/134) âyetinde mürsel mânasında, Şuarâ sûresinde “Haydi Firavun‟a gidip deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbi‟nin elçisiyiz.” (Şuarâ 26/16) âyetinde ise risâlet mânasındadır.

Kuran’da bir çok âyette “rusul” kelimesi melekler için kullanılmıştır. Yine melekler için”murselun” kelimesi de kullanılmıştır.”De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşan melekler bulunsaydı elbette onlara da peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik.”(İsrâ 17/95. Ayrıca bkz. Meryem 19/19; Hakka  69 /40; Tekvir  81/19). Şunu da belirtmek gerekir ki, Kur’ân’da rasûl kavramı sâdece melekler için kullanılırken, insan-peygamberler için nebî ve rasul kavramların ikisi ortak kullanılmıştır. “Murselun” kelimesi peygamber olmayan insan elçiler için de kullanılmıştır. Sebe melikesi elçilerini hediyelerle Hz. Süleyman’a gönderilirken bu kavram kullanılmıştır. (Bkz. Neml 27/35). Ayrıca Hz. Yûsuf’a gonderilen elçi için de bu kavram kullanılmıştır. “Kral dedi ki: “Onu bana getirin!” Elçi, Yusuf´a geldiği zaman, (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön de ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi? diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların hilesini çok iyi bilir.” (Yusuf 12/50).

Kur’an’ın Arapça olması, Hz. Muhammed (sav)’ın elçi gönderildiği toplumla ilgilidir. Ama onun elçiliği sırf Arap toplumuna değil, tüm insanlığadır. “Bütün insanlara müjde vermen ve onları uyarman için seni elçi olarak gönderdik ama çoğu insan bunu böyle bilmiyor.” (Sebe 34/28). Bu yüzden farklı diller konuşan insanların Kur’an’ı iyi öğrenmesi ve kendi toplumlarına, onların diliyle tebliğ etmesi çok önemli bir görevdir. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Tek bir âyet de olsa benden tebliğ edin.” (Buhârî, Enbiyâ, 50). Bu, bütün peygamberlerin ümmetlerine yüklediği önemli bir görevdir. Kur’ân bu görevin, her mümine yüklendiğini bildirmektedir. “Allah, kendilerine kitap verilenlerden kesin söz aldığında “Bu Kitabı insanlara açık açık anlatacaksınız, asla gizlemeyeceksiniz!” dedi. Verdikleri sözü göz ardı ettiler ve karşılığında geçici  bir bedel aldılar. Aldıkları o şey, ne kötüdür.”  (Al-i İmran 3/187).

Kur’an’da peygambere itaat Allah’a itaat ile eşdeğer görülmüştür. “Bu elçi’ye kim itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur”.(Nisa 4/80). Risâlet ve nübüvvet, peygamberlik noktasında aynı anlama gelmektedir. Birbirinden ayırmak doğru değildir. “Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir (Rasûlullah)ve (hatemennebiyyin) peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir.” (Ahzâb 33/40). Peygamberimiz için iki kavram birlikte kullanılmıştır. Nebî ile Rasûl kavramlarına farklı anlam verenler, risaletin bittiğini ancak nübüvvetin devâm ettiğini iddia etmişlerdir. Bu âyeti de delil olarak kullanmışlardır. Halbuki Kur’an ve sünnet peygamberliğin son bulduğunu açıkça belirtmektedir. “Ben o tuğlayım ve ben peygamberlerin sonuncusuyum.” (Buhârî , Hadis no: 3535. Müslim , Hadis no: 2286). Hz. Peygamber (sav), Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “Senin bana yakınlığın, Hârûn’un Mûsâ’ya yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber yoktur.” (Buhârî, Fezâilü ashâbi’n-nebî, 9; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe, 30). Bu hadislerde de son peygamber olduğu net bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca, “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (Mâide, 5/3) âyeti ile dinin tamamlandığı belirtilmektedir. Din tamamlandığına göre peygamberlik, dolayısıyla vahiy de sona ermiştir.

Nebi ve rasûl kavramları, İslâmî literatürde Allah tarafından seçilmiş ve insanlara ilahî mesajı ulaştırmakla görevlendirilmiş peygamberleri ifade etmek üzere ortak bir anlam alanında kullanılmıştır. Her iki kavram da peygamberlik makamını, ilahî vahiy ile insanlık arasındaki bağı ve insanlara doğru yolu gösterme sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, İslâm âlimleri arasında nebi ve rasûl kavramlarının tanımı ve aralarındaki farklar konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de her iki kavramın da kullanılması, peygamberlik kurumunun farklı yönlerini anlamak bakımından önemlidir. Nebi ve rasûl kavramları arasındaki ilişki, yalnızca kelimelerin anlamıyla sınırlı olmayıp vahiy, tebliğ, rehberlik ve insanlığın hidayeti gibi temel dinî meselelerle de yakından bağlantılıdır. Dolayısıyla bu kavramları değerlendirirken Kur’ân’ın kullanımını, hadisleri birlikte ele almak gerekir.

Sonuç olarak nebi ve rasûl, aralarında bazı kavramsal farklılıklar bulunsa da Allah’ın insanlara gönderdiği peygamberleri ifade eden, birbirini tamamlayıcı iki kavramdır. Her iki kavramın ortak noktasını ilahî vahye dayanmak, insanlara hakikati bildirmek ve onları Allah’ın yoluna davet etmek oluşturur. Bu bakımdan nebi ve rasûl kavramlarının doğru anlaşılması, İslâm’ın peygamberlik anlayışını, vahyin mahiyetini ve peygamberlerin insanlık tarihindeki rehberlik görevini daha kapsamlı biçimde kavramaya katkı sağlar.

About The Author

Bir yanıt yazın