Nefret Sarmalının Ruhsal Kökeni
Suç, Kabil’in kalbine yerleşen nefretin sonucudur ve nefret, insanı tahrik eden , dolduruşa getiren çok korkutucu bir duygudur. Nefret ateş gibidir, bir şeyi yakmaya başladığında, alevi artar. Bu ateş asla kendisiyle sınırlı kalmaz, ta ki gücü tükenip zayıflayana veya birisi onu söndürene kadar sönmez.
Öfke ile başlayan duygular eğer kontrol edilmezse kalıcı nefrete dönüşür. Bu en açık veya gizli kötülüklerden biridir…
Varlıklar oluşurken, şartlar an be an değişirken, nefret duygusu da düşmanlığı alevlendirmekten geri durmaz..
İlk nefret nerede başladı ve ilk tohumları nerede filizlendi?
Alt semalardaki kin, Şeytan’ın isyanı ve kibri, Adem aleyhisselam karşısındaki o kibri ile başlamış ve bu duygu kalp kırılmasına dönüşmüş ve Şeytan, Adem’i kendi yolundan, hak ve iman yolundan saptırmaya yemin etmiştir.
Adem’den başlayarak tüm hanedanına kadar kibir ve kudretini devam ettiren şeytanın kin ve nefreti asla bitmez, tükenmez. Yaratılışın esasının yani her canlının aslının eşit olduğunu inkar ettiği için- kendi yanlış bakışı ve kibrinden dolayı başkaldırmıştır.
“Bu bağlamda ilk nefretin kendini üstün görme saplantısından doğmuş olduğu söylenebilir. Şeytan kendisinden üstün olan herhangi bir varlık kabul etmeye yanaşmamıştır.. Kibir nefreti nefret ise yıkıp yoketmeyi getirmiştir.
Kibrin özünde kendini Tanrı makamına oturtma vardır. Bu ise doğruyu yanlışı iyiyi kötüyü üstünü aşağıyı belirleyecek tek mercinin kendisi olduğu yanılsmasıdır. Bu aslında bir tür ruhsal rahatsızlıktır. Bununun iki sonucu olmuştur. İlkesizlik ve Nefret….
1-Tanrısal olanı ilkesel olanı devre dışı bırakmak. Kendi yaklaşımları dışında herhangi bir ilkeye bağlanmamak
2-Nefret ettiği objeyi yoketmeyi hedeflemek.”(C.Brain Smith)
Kibirlenenin Allah’ın engin ilminden, kudretinden ve hikmetinden habersiz olduğu söylenebilir. bu yüzden melekler sorgusuz sualsiz itaat etmiş, çünkü kibir onların akıllarını bulandırmamış, sonra ona ilahi azap, cennetten kovulma ve kıyamete kadar lanet gelmiştir. Nefret eden hayatta olduğu müddetçe nefretin devam ettiği anlaşılmaktadır.
Bu nefret Adem’in doğmuş ve doğmamış tüm soyunu baştan çıkarma talebi olarak Şeytan’ın açgözlülüğünde de kendini gösterir.
Kin tutanın göremediği bir şey vardır ki, nefret onu öldürür ve bitirir, böylece kalbe kin yerleşince, tıpkı ateşin odunu, nefretin sahibini yemesi gibi, içinde hiçbir güzel duyguya yer bırakmaz. Peygamber (s.a.v.)’in buyurduğu gibi: “Hasetten sakının, çünkü haset, ateşin odunu yediği gibi sevapları yer.”
Yani haset, kin ve kıskançlık; Birbiriyle ilgili bu duygular, nefret uğruna şekillendirilip katı hale gelir.Haset, size ait olmayan bir şey gördüğünüzde veya başınıza bir şey geldiğinde (sorun veya talihsizlik) ortaya çıkan duygudur, bu nedenle öfke ve sorumluluğu başkalarına yönlendirir. Nefrete gelince, onu işte bu adaletsizlik duygusu yönlendirir.
Böylece kıskançlığın nefreti beslediği söylenebilir. Her insan bu duygunun tohumunu içinde taşır. Bu tohum bir kaç sebep ile hayat içinde beslenip gelişebilir.
Bunun hayatınızdan memnun olmamanız ekseninde gelişen duyguların sizi kuşatması ile geliştiği söylenebilir. Hayattan memnun olmamanız ise çoğu kere algılarınız ve kuruntularınız ile alakalıdır.
a-Doğuştan size nasip olmayan veya kendi yetersizliklerinizden dolayı heba ettiğiniz şeylerden dolayı pişmanlıklarınız
b-Hakkınız olandan fazlasını talep etmeniz, halinize ve elindekilerinize şükran ve kanaat eksikliği…
Bu çekirdek her şeyin kökenidir ve nefreti kötülüğe dönüştürür ve her şeyin şu soruyla başladığı ikinci aşamadır, bu yüzden kıskanan kişi “Neden onda var da bende yok?” diye sorar. Bende yoksa veya bende olmayınca, onun da olmasın.” Bu duygulara sahip kişinin başkasında iyilik ve güzellik görmeye tahammülü yoktur. Pamuk prenses ve yedi cüceler hikayesindeki kötü kalpli kraliçe tam da bu hali anlatır.
Bu, gıbta değildir. Gıbta başkalarının sahip olduğu şeyin kendisinde de olması talebidir. “Onda varsa, bende de olsun ” demektir. Sağlıklı ruhsal anlayışa aykırı değildir. Daha güzeli “benim var, onun da olsun” demektir.
Kıskançlık ve nefretle yüzleşmenin bir yolu yok mu?
Elbette var.. Bakın ayet ne söylüyor: “İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi. Allah, Ona “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur.Sana uyan azgınlar(ilkesizler-kurala bağlı olmayanlar-Ğavin) dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi. (Hicr-suresi)
Görmüyor musun Allah -yüceler yücesi Allah-u Teâlâ, kendi hür iradesiyle ona uymadıkça şeytanın insan üzerinde hiçbir gücünün olmadığını, Allah’ın merhametli ve adaletli olduğunu söylüyor. Kovulmuş şeytanın karşısında dik durmak hem kolay hem zordur. Kinin çekirdeğini beslemek de alevlenirse söndürmek de sizin elinizdedir.
Zamanın her şeyi düzeltmeye yettiği söylenir ama zaman, içinde nefret taşıyanların kalbini yumuşatabilir mi?!
Nefret çoğu zaman ancak hegemonya ile söndürülen bir ateştir ve nefret eden kendi üstünlüğü zannettiğinin ebedi bir yenilgi olduğunu bilmez. Nefret sadece üstün gelmek için hegemonya duygusunu tatmin etmek için beslenip büyütüldüğünden dolayı asla insan için hayırlı sonuçlar doğurmaz.
Nefretin en uç noktasındaki sonuç insanın kalbinin mühürlenmesi ve ruhta kalıcı hasar bırakmasıdır. “Allah korusun” diyelim; Bu aşamada tıpkı Kabil’in Habil’e yaptığı gibi nefret kalpten çıkar eyleme geçer.Böylece olaylar cinayete;kasıtlı suçlara dönüşür. Her şey bittikten sonra kalp kırıklığı ve pişmanlık, kalbin mühürlenmesini getirir. Nefret edenin zihnindeki karanlık dağılıp da geri dönmeyi istediğinde, içindeki yıkımdan ya da doldurulması gereken boşluktan başka bir şey bulamaz.
İnsan içindeki kin ateşini söndürmezse kül olur, içindeki ateş durmadan yanar ve o kalpte ne zaman birikse kin ateşinin alevleri etrafı sarar. Kalp, sert bir örtüyle yani “nefret” örtüsüyle kaplanır.
“Nefrete sarılmak beyhude bir şeydir.” Kin beslersen, kalbin kara-kirli sularla susuzluğunu gidermeye çalışır, bu duygu insanın bütün zerrelerine saldırıp içine yerleşir, karanlık tüm ruhuna ve vücuduna hükmeder. Nefret ateşi birçok fitneye sebep olur, birçok hayatı yakar ve yok eder; insanları mahveder ve evleri yıkar.
Ateşi ateşle söndüremeyiz, o halde nefreti bırakın, öfke ve intikama değil, hakikate ve erdeme sarılın. Gönül ne zaman öfkelense , kendini bütün varlıktan nefret ederken bulur ve sonunda bir kibritle yanıp kül olan koca bir ağaç gibi yapayalnız kalır. Bu yüzden, Nefret sahibi kişi nefrete sarıldığında, siz hakikate sarılın ve o zaman yolunuzun sonunun ne olacağını ve hedefinizin nerede olacağını anlarsınız..
Katkıda bulunan.C. Brain Smith
arapçadan çeviri:post-truthdergi
______________________________

