Uşaklığa alışmış uşaklığı içine sindirmiş, hayatını uşak olarak geçirmiş insanlar asla özgürlüğü kabullenmezler. Cemaat, Ağa, paşa egemenliğinde yetişmiş insanlar özgürlükten hep korkarlar.
Bunlar tövbe etseler de tövbe Allah ile ilişkilerini düzeltebilir ama karakter ve ömür boyu öğrendikleri aşağılık duygusunu ortadan kaldırmaz.
Bu yüzden ağalık, aşiret, cemaat, örgüt, gibi organizasyonlar içinde yetişen hiç kimsenin yönetici/makam sahibi olmasına izin verilmemelidir. Hem kişilik açısından, hem de aidiyet duygusu açısından yoksun kalmış bu insanlara şefkatle, merhametle davranıp devlet ve toplum işlerinin karar mekanizmasından uzak tutulmaları güvenlik için son derece zorunludur .
İki açıdan bunlar ihanet potansiyeli taşımaktadırlar.
1. kişilik zafiyeti açısından
2. herhangi bir külli (genel) aidiyet duygusundan yoksun olmalarından dolayı.
Bu yüzden Musa’nın kavminden bir kısmı soğan sarımsak uğruna özgürlüğü reddederek Firavuna geri dönmüştür .
Özgürlüğü Hazmetmek Kolay Değildir
Aşiret, ağa, bey egemenliğinde yetişmiş insanların ideolojik özgürlük söylemleri de temelsiz ve içeriksizdir.
Marks zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayanların devrimci olacağını zannediyor. Oysa köleliği içselleştirenler için asıl korunması gereken şey zincirleridir. Tarih zincirleri için kavga veren milletlerin hikâyeleriyle doludur.
Köleliğin içselleştirilip kendinden kılınması aslında ezilmişliğin insanlık tarihinde neden bu kadar önemli yer tuttuğunun da cevabı oluyor. Her özgürlük çağrısı ilk başta kölelerden tepki görüyor. Dostoyevski Büyük Engizisyoncuda bunu anlatıyor..
Köleler Tanrılarına olan hizmetlerinin karşılığında sadece acı, kan ve gözyaşı buluyorlar. Bir eski kitabede yazdığı gibi: “bu yeryüzü tanrılarının aç karınlarını kim doyurabilir”