POSTMODERN İRTİDAT: GAVUR KAYIRICILAR YA DA TÜREDİ MÜRTEDLER ÜZERİNE..

0
indir

Son Veda

Bütün Vedâ’ların anlaşılır yanı var..  Ernest Hemingway “Silahlara Veda”yı yazdığında aslında insanın insan olma durumunu ele almayı deniyordu. Bu insanoğlunun büyük savruluşlar yaşadığı son ikiyüz yılın sonunda elde edilen bir insani tecrübeydi. Ondan önce insanlar “Dine Veda” demişler ama daha sonra “Akla ve Bilime Veda” demenin daha doğru olacağını düşünenler çıkmıştı. Ama Silahlara Veda demek silahların susmasına Akla Veda demek aklın şeytani amaçlara alet edilmesine, Bilime Veda demek bilimin yıkıcı sonuçlarına engel olamadı. Dine veda diyenler de dinden büsbütün kurtulamadılar.

Fakat yaşadığımız süreç çok önemli bir “Veda”yı doğurdu;”İnanca Veda.” Bana göre bu Veda aslında bütün Vedaların en bozucu ve yıkıcı olanı.

**

Çevremde gürültü yapan, söz söyleyen show yapan, öne çıkan insanların çok ciddi bir inançsızlık içinde olduğunu görmemek mümkün değil. Allaha iman ettiğini ya da etmediğini söyleyen, dindar ya da dine kayıtsız pozlarında olan, şu veya bu ideolojiyi savunuyor görünen ya da görünmeyen insanlarda ciddi bir samimiyet eksikliği ve inançsızlık görüyorum.

İnsanlar artık bir davaya inanmıyorlar. Savunduklarını, kendilerine sağlayacağı fayda temelinde değerli bilip sahipleniyorlar. İnsanlar bir davayı nasıl yükseltecekleri derdinden çok bir davanın kendi kişisel makamlarını, şöhretlerini, mallarını nasıl yükselteceğinin hesabını yapıyorlar.

Bu durum insanların anlaşabilecekleri ortak zemini yokediyor. Kişisel fayda üzerinde anlaşmak mümkün olmuyor çünkü. Gasset’in “Kütle insanı” dediği, Varoluşçuların dikkat çektiği “yaşayan ama varolmayan insan” modeli ortaya çıkıyor. 

İnsanı insan yapan inançtır oysa.

İnanç olmayınca din de ideoloji de birer showa dönüşüyor. İnanç olmayınca inancın yerini kişilerin kendi hevalarından ürettiği kutsallar, yani dogmalar alıyor. İnsanın anlaşmasını sağlayacak ortak zemin ortadan kalkıyor..Tek kelime ile varoluşsal bir kıyamet; yani inanca veda.. Postmodern irtidat..

İslami Mahallede Postmodern İrtidat

İnsan istediği dini istediği gibi seçebilir istediği yolu benimseyebilir.. Ama bu ülkede yiğitçe çıkıp ben mürtedim diyemiyor bazıları. Diyemeyince ya ırksal hassasiyet numarası ile ya dinsel algıların eleştirisi maskesi ile ya da Müslümanların kimi olumsuz eylemlerini eleştirme suretiyle din’den hoşnutsuzluğunu dışa vuruyor…

Elbette İslamı bir hayat biçimi olarak benimseyenler de ayrımcılığa ilişkin yanlışlıklardan, dinsel algı yanılmalarından ve Müslümanların kimi yanlış eylemlerinden hoşnutsuzluklarını dile getiriyorlar. Müslümanlar İslam’ın doğrularını ortaya koymak adına yapıyorlar bunu. Oysa Mürted’in bütün derdi kendini dinden kurtaracak enstrümanlar aramak ve bulmak oluyor. Bütün Müslümanlara nefretle bakarken Müslümanlar ve İslam’a ilişkin bütün bilgileri sadece İslam düşmanlarından devşirme yolunu seçiyor. Müslümanların yanlışlarını dile getirirken İslam düşmanlarının kucağına oturmakta bir beis görmüyor..

Bu durumda kişi inancın bilginin ve ahlakın iflas ettiği bir çıkmaz sokağa mahkûm oluyor. Mürted olmak her halükarda korkunçtur. Çünkü bir dinden vazgeçmek bir başkasına bağlanmayı çoğu kere imkânsız kılmaktadır. 

Oysa insanı inançlı yapan da mürted olmaya iten de en temelde kimi insani kaygılardır. Bu insani kaygıları diri tutmak gerekirken bir ötekileştirme ve şeytan üretme yolunu seçmek insanın zamanla hiçbir şeye inanmamasını getiriyor…
Mürted ötekileştiriyor ve yabancılaştırıyor. Modern Çağın en önemli açmazı bu değil mi?: ötekileştirme, tasnif etme ve mahkum etme. Bu algı inançsız yapıyor bireyleri. İnsanlar sadece İslam’a değil hiçbir şeye inanmamaya başlıyorlar.

Yeniçağ egemen Batı paradigmasının bütün doğruları elinde tuttuğu iddiası anlama yerine mahkûm etmeyi getiriyor. Olumsuzluklar bir ötekileştirme aracına dönüştürülüyor. Zihin böyle çalışıyor. 

Bu çağın bence en önemli vasfı insanların hiçbir şeye inanmama durumudur. Buna kime kere “mega anlatıların sonu” kimi kere “kutsalın bitişi” falan diyorlar..Ama özü inançsızlık.

İslam insanları ortak kelimeye çağırıyor. Bu bağlamda İslamın çağrısı bir din çağrısı; bir misyonerlik faaliyeti olarak ortaya çıkmıyor. O insanın aslında olan ortak değerlerin diriltilmesine; insana yabancı olmayan şeye çağrı oluyor.

Bir yanıt yazın