Hükümdarla Dostluğun Sakıncalarına Dair

0
Dz2HJ4iXgAYQqux

Arabın ve Acemin filozofları ittifakla sultanın dostluğuna yanaşmamak gerektiğini söylemişlerdir. Kelile ve Dimne kitabında yazar şöyle der: “Üç hal var ki bu hallerde sağ salim ve zararsız kurtulan azdır: Hükümdarla dostluk, sır konusunda kadına güvenmek ve deney üzerine zehir içmek.” Eskiden şöyle denilirdi: Deniz yolculuğu yapan kendini tehlikeye almıştır, ondan daha tehlikelisi ise hükümdara yaran olmaktır!
Mazdek der ki: “En sağlam temellere dayanması, en geniş tedbirlerle yürütülmesi gereken bir iş varsa o da otorite işidir. Çünkü kim sultana aklını kullanmadan yarenlik ederse aldanış formasını giymiş demektir.” Hint atasözlerindendir: Getireceği servet, lüks ve izzete rağmen sultanla dost olmak çok tehlikeli bir iştir. Sultanla dostluk sarp bir dağa benzer ki, içinde bağlar, bahçeler, güzel yemişler, yırtıcı arslanlar, zehirli yılanlar vardır. O dağa çıkmak zordur. Orada sağ salim kalmaksa daha zordur. Ama şunu da bilmek lazım ki. iyi sultanla kötü sultan denk değildir. Çünkü iyisi nimeti ve yakınlığı artırmaktan geri durmaz. Kötüsü ise dostun geldiği mesafeyi, bulunduğu hali bozmaktan geri durmaz. Daha çok şey elde etme arzusuyla yanan, canı telef eder. İşler tıkırında, yol selametteyken mal ve mevkinin en iyisi yağacak, sıkıntı ve kriz anında harcanıp telef olma imkanı belirecekse, böyle bir riske atılmada zerre kadar hayır yoktur. Bundan ötürüdür ki Attabi’ye: “Dilinin bunca kıvraklığına rağmen sultanla niçin dost olmuyorsun?” denilince şu cevabı vermiş: “Çünkü ben onun hiçbir değeri olmayan bir şiir için on bin dinar ihsan ettiğini, hiçbir sebep yokken de adamı surdan salladığını gördüm. İki kişiden hangisi olabilirim bilmiyorum, bu yüzden sultana yaklaşmıyorum. Muaviye, Kureyş’ten gelen bir adama şöyle dedi: “Sen sen ol, sultandan sakın! Çünkü sullan çocuk gibi kızar, çocuk gibi razı olur. Ama kükreyip zorbalığa kalktığı anda da arslan gibi yırtıcı olur.”
Me’mıin der ki: “Halktan gelen biri olsaydım kesinlikle sultanla dost olmazdım.” Ahnef b. Kays diyor ki: “Üç durum var ki ancak inanılacak, itibar edilecekse ağzımdan laf çıkar: Sadece yanıbaşımda cereyan eden gözlerimle gördüğüm bir olay hakkında yemin ederim, ancak beni ilgilendiren işe girerim, sultana sadece çağrıldığım zaman giderim!” İbnü’l Mukaffa oğluna diyor k: “Sultandan bir menfaat ve zenginlik görürsen sen bunu isteme, kendi başına kal, kendinle yetin, sultanı terket! Çünkü sultan kimi hakkıyla benimser, yanıbaşında tutarsa artık o adamla dünya lezzetleri arasına hakikaten girmiş olur sultan, o adama rahat vermez. Kimi de hiç gerekmediği halde, yakışmadığı halde yanında tutuyorsa sultan o adama dünyada bir çok rezalet kazandıracak, ahiret için de vebal altında bırakacaktır.”
Meymun der ki: Ömer b. Abdülaziz bana şöyle demiştir: “Ey Meymun benden dört öğüt al ve sakın ha unutma: Sultana dost olma, sana iyiliği emredip kötülükten nehyetse bile! Helalin olmayan bir kadınla baş başa kalma, ona Kur’an öğretiyor olsan bile! Dostları ve gönüldaşları ve akrabalarıyla ilişkini kesen adama yanaşma, çünkü o senin de akrabalarınla ilişkini kesmene yol açar! Günübirlik moda sözler söyleme, yarın özür dilemek zorunda kalabilirsin! Biz sultanla sohbet eden nice erdemli, akıllı, alim, dindar kimseler gördük, bunlar hakkında bize pek çok haber gelmiştir. Hepsi de sultanı ıslah etmeyi düşünüyordu fakat fesada uğradılar.” Islah ediyorum diyerek sultana dost olan, ha düştü ha düşecek vaziyette bir duvarı dimdik tutmaya çalışan adama benzer. Yamulmasın diye omzunu verince, duvar olanca ağırlığıyla zavallının üstüne yuvarlanır!
Kelile ve Dimne’de şöyle anlatılmaktadır; Krallarla dost olmak hastalığına yakalanan ömrü buyunca mutluluğa erişemez. Çünkü kimse o adama güvenmez. Kimse ona sırrını açmaz, onunla sıcak bir dostluk kuramaz. Böylelerine ikram ediliyor, hürmet gösteriliyorsa hükümdara yanaşmada vesile yapmak için yapılıyordur. Bunu yapanlar ihtiyaçlarını giderdikleri anda o adamı terk ederler, o adam da kendi başına kalır. Dostluk ve arkadaşlık varsa mutlaka bir karşılığı vardır. O adamın hatası ve günahları affedilmez! Büzürcmihr der ki: “Sultanla dostluk ancak hakaret ve sürekli boyun eğişle mümkündür, oysa kardeşler arasındaki hakiki arkadaşlık ancak eşitlik, esneklik ve hoşgörüyledir.” . İranlı filozoflardan biri şöyle demiş: “Para ve otorite herkesi bozar, ama mükemmel bir akla sahip olan kamil insanlar hariç!”
Filozoflar der ki: “Sultana dost olan arslanın sırtına binen gibidir. Herkes o adamdan korkar o da bindiğinden!” Yine şöyle derler: Sultana her türlü ezaya katlanmayı en güzel şekilde sabretmeyi göze alarak dost olan sonuçta pek de hoş muamele görmez, aksine yine en kötü muameleyi gören o olacaktır.
Araplar şöyle derlerdi: Eğer sultanın çevresinde onun avanesinden değilsen onun uzağındakilerden ol!
Hint vecizesidir, şöyle derler: Dostlarına vefasızlığı, onların yerine kendini tercih edişi gibi hususlarda sultan, sıbyan mektebine benzer. Biri gitti mi diğeri gelir.
Yine Araplar şöyle derler: Sultan çabuk kızar, fikrinden çabuk cayar, hemen parlayıp hücum eder.
Sultanla Dostluğun Nasıl Olacağına Dair
İbn Abbas anlatıyor: Babam bana şöyle demişti: “Oğlum, emirül- mü’minin’in seni tercih ettiğini, seninle istişare yaptığını, Muhammed ashabı içerisinde pek çok ihtiyardan ise seninle yan yana olduğunu, seni
öne geçirdiğini görüyorum. Sana üç haslet önereceğim, bunları takınmalısın: Sakın ha emirin bir sırrını yayma, onun sana yalancılık suçlaması yapmasına vesile olma, onun yanında kimsenin gıybetini yapma!” Bu olayı anlatan Şa’bi der ki: İbn Abbas’a bu öğütlerin her birinin bin dinardan daha hayırlı olduğunu söyledim. İbn Abbas da şöyle dedi: “Evet vallahi, hatta on bin dinardan da hayırlıdır.”
Eskiler derler ki: Sultana sakınarak dost ol. Güvenilir ve samimi insana tevazu ile dost ol. Düşmana olanca dikkat ve gayret ile yaklaş. Halka müjdeci ve sıcak bir eda ile dost ol. Ve hiç kimseye de kralın görüşünün doğru olduğu yargısını empoze etme. Ancak kral doğru davranıp güzel bir eser bırakırsa böyle yapabilirsin. Filozoflardan biri şöyle der: Sultanın senden gizlediği şeyi anlamaya çalışmaya kalkma. Sana açıkça anlallığı şeyi de yayma, kim sultana rehber olur, ona bir şeyler izah ederse sonunda sullanın ağırlığını üstünde hissedecektir. Kim sultan sorduğu halde bir şeyler söylemezse onun düşmanı olacaktır. Kim de sultana danışman olduğunu hissettirir, kendisinin mutlaka danışılması gereken biri olduğunu vurgularsa sultan tarafından sürgüne gönderilecektir. Filozoflardan biri şöyle demiş: Sultan sana yakınlığını artırdıkça sen ona karşı saygını artır, sultan seni kardeş saydıkça sen de onu efendin say. O sana neyi artırıyorsa sen de ona yakışan şeyi artır. Bu muamele efendi ile hizmetçisi arasındaki muameledir. Diğerleriyle beraber sultanın huzuruna çıkmak gibi bir sınava girmişsen bu arada onlar sultana medih yağdırmaya, yağ çekmeye başlamışsa sen sadece hayır duada bulun, ileri gitme. Onun nezdinde güvenilir biri olursan sözünü az söyle, fakirlikten dem vurma! Onun her söylediğine tamam efendim deyip dualar yağdırma! Çünkü bu davranışta bir tür yalnızlık ve yabancılaşmadır. Sultana karşı kanıtlara dayanarak sakin bir şekilde konuşabilirsin. Ama sakın ha büyüttüğün ve söylemeye değer bulduğun şeyi yeminle destekleme!
İbnül Mukaffa der ki: “Sultana olan yakınlığın üç durumdan biri için olsun: Rabbi’nin nzası, hükümdarının rızası ve seni yöneten valinin rızası için! Senin mal ve erzakla oynaman, bunlara aldanman gerekmez, zaten sana yetecek, artacak kadar gelecektir bunlardan.” Müslim b. Amr, sultana hizmet eden birine şöyle demiş: “Seni huzuruna yakın ettiği zaman sultana kanıp büyüklerime, seni sürgün edip uzaklaştırdığı zaman da bozulma!” Rivayet olunduğuna göre krallardan biri bir filozofa arkadaşlık teklifi yapmış. Filozof şöyle demiş: “Sana dost olurum ama üç şartım var!” Kral: “Nedir onlar?” deyince cevap vermiş: “Benim için gizli olan hiçbir şeyi açığa çıkarmayacaksın. Benim ırzımı çiğnemeyecek, namusuma sövmeyeceksin.
Bana danışıp aslını araştırmadan herhangi birinin hakkımda söylediği söze itibar etmeyeceksin!” Kral dinleyip: “Peki bunlar senin hakkın, benim için ne yapacaksın?” demiş. Filozof cevap vermiş: “Senin hiçbir sırrını ifşa etmeyeceğim, sana öğüt vermekten geri durmayacağım, senin üzerine hiç kimseyi tercih etmeyeceğim!’ Kral şöyle demiş: “Sen ne iyi bir arkadaşsın!”
Abdullah b. Cafer’e sormuşlar: “Felaket ve tehlike nedir?” Abdullah cevap vermiş: “Sultana yaklaştıran hadiseler, henüz, zafer imkanı yokken yapılmış ani hamle!”
İbnü’l Mukaffa der ki: “En kötü bir mahva layık olan kişi, bir aracı vasıtasıyla sultanın dostu olmak isteyendir.”
Yahya b. Halid der ki: “Sultana aracı olanlar mahremi çiğnerler, sevgiyi bozarlar, sağlam arkadaşlıklara zarar verirler.”
Büzürcmihr der ki: “Krallardan birine hizmetkar olduğun zaman senin Yaratanı’na isyan anlamına gelecek bir emir verdiğinde ona itaat etme! Çünkü Yaradan’ın sana olan iyiliği kralın iyiliğinden kat kat büyüktür. Onun mahvedişi kralın mahvedişinden daha çetindir! Krallara arkadaşlık ederken onlara karşı bir heybet ve vakar duygusu içerisinde ol. Çünkü onlar sürekli saygı ve korku hissi besledikleri için insanlardan gizlenirler, perdeler arkasına geçerler. Sultanla dostluğun ne kadar derinleşirse derinleşsin, sakın ha saygını ve ciddiyetini kaybetme. Yoksa seni yalnız ve garip bırakır.” Harun er-Reşid, İsmail’e şöyle dedi: “Sen sen ol, arabozucuya yaklaşma. – Çünkü o mahrem, yanları çiğner, en hürmete şayan insanları dahi fesad eder.” Sultanla ilk dost olduğun anda ona tüm kabiliyetini ve çabanı gösterme! Yoksa daha sonraki zamanlarda fazla bir şey gösteremezsin. Böyle yapacağına ilk başta az maharet göster ki sonraya bir şeyler kalsın! Sultana bir şeyler öğretirken onun öğrencisiymiş gibi ol! Ona öğüt verip danışmanlık yaparken sanki ondan fikir alıyormuşsun gibi yap! Sultan seni dinleyecek, senin her sözüne güvenecek hale geldiği zaman sakın ha yakın çevresi ve akrabalarıyla onun arasına girme! Çünkü sen sultanın ne zaman değişeceğini ve aleyhine döneceğini bilemezsin. Dilediği zaman sultanın yanında elbisesini bir kenara fırlatan ve fütursuzca huzura çıkan önemli kimselere rakip olma!
Eski vecizelerdendir, şöyle derler: “Yalancı rüyalara dizgini kaptırmaktan sakın.”
Eskilerin özdeyişlerindendir: Aracı olma, yoksa kimsenin yüzüne bakmadığı, kendisinden bıktığı biri olursun. Süleyman b. Davud (a.s) diyor ki: “Sultanın içli dışlı dostu olma, onun yanında da oturma.” Filozoflar derler ki: Sultanın yanında sürekli ketum ve suskun olmak peşinden töhmeti getirecektir. Sultanın yanında devamlı gülmek ve her ağzına geleni söylemek ise sultana bıkkınlık verecektir. Ey dost bilmelisin ki, hiçbir eziyete, ve hakarete katlanmadan şeref, yüksek paye ve makam isteyen kimsenin harcadığı tüm emeklerin sonu heba olacak, çabalar zillet meyvesini verecektir. Sultan nezdindeki yerini ve değerini ciddiyet, karşılıklı öğürleşme ve çabayla elde edilmiş bir yer gibi say ve koru. Aşırı sakınım duygusundan ölürü de pespaye olma, yerlerde sürünecek hale gelme! Sultana en çok faydası olan elbette ki onun arkadaşıdır. Ama bu ateşe en yakın olan dalın en hızlı alevlenmesi gibidir. Kim güzel bir sabır yedeğinde öfkesini yutarak sultana sarılırsa, ardından ezalara da katlanırsa elbette ki ihtiyacını elde edecektir.
Ahnef b. Kays diyor ki: “Sakın ha, sultanın üzerine kapaklanmayınız. Ona bir şey olacak deyip de sürekli kederlenmeyiniz! Çünkü kim sultana öteden bakar ve vakur davranırsa sultanın gözünde büyür. Kim de sultanın önünde eğilir, yalvarıp yakarırsa sultanın gözünde küçülür.” İbn Abbas der ki: “Üç kişi vardır ki, kim onlara düşman olursa şerefi, mevkii ve asaleti yok olur: Sultan, ana-baba ve darda kalmış borçlu kişi.”

Ey dost bilmelisin ki ancak iki kişiden biri sultanla dost olabilir. Ya günahkar, münafık, çirkefliği ile ihtiyacına erişmek isteyen biridir. Bu adam günah işleyerek talebine ulaşır, yağ çekerek ve yapay davranarak sultanın cezasından kurtulur. Ya da değersiz, hiç kimsenin aklına gelmeyen, kimsenin önemsemediği kişidir. Bunların dışında sadakat, nasihat ve samimiyetle sultana dost olmak, ona yardımcı olmak isteyenlere gelince; böyleleri öylesine azdır ki hatta böylelerinin arkadaşlığı dahi doğru bir çizgide yürümez. Çünkü bu makama erişen samimi bir adama hem sultanın düşmanı, hem de kendi arkadaşı, ayrıca bir sürü hasedçi düşmanlık besleyecektir, kin tutacaktır. Kendi arkadaşı onun yükseldiği bu dereceden ötürü kıskançlık hissiyle yanacak, rekabete girişecektir. Düşmanı ona çamur atacak, verdiği öğütlerin yanlışlığını yayacaktır. Zaten bu iki sınıf
kimse bir araya gelip o adamcağıza cephe aldı mı pek kurtuluş ümidi yok demektir.
Filozoflardan biri şöyle der: Kim dünya nimetini, şerefini ve makamını kazanmak için sultanla dost olur, teşriki mesai ederse ahiret zilletini, perişanlığını sultanla beraber tadacaktır.
Atasözüdür, şöyle derler: Zavallı bir yakını ya da zavallı bir arkadaşı olmayanın merhameti ve toleransı yoktur. İbn Ömer Mekke’ye giderken yanına garip özellikleri olan birisini almıştı. Onunla eşkıyanın, çapulcunun ve batakhane ehlinin şerrini defediyordu.
Mu’tasım der ki: “Sultanın kendine özgü hileleri vardır. Mesela; kini ve gazabı gerektirecek bir halden gönlü hoş çıkması, gönül hoşluğunu gerektirecek bir halden ötürü de kızması, küplere binmesi gibi.”
Eski feylesofların sözlerindendir, şöyle derler: Denizin dalgalarıyla boğuşan, büyük bir tehlikeyle göğüs göğüsedir. Oysa sultana arkadaş olan daha büyük bir tehlike içindedir.
İbnü’l Mukaffa oğluna diyor ki: “Sultanın sövgüsünü normal bir sövgü gibi sayma, onun kızgınlığını normal bir kızgınlık gibi görme. Çünkü izzet ve hükümdarlık rüzgarı onu hiç sıkıntı olmadığı, kızgınlığın gerekmediği bir zamanda bile önüne katar, ona yön verir.” İranlıların son filozoflarından Samid der ki: “Dört şey var ki zeki olanlara dahi bir aptala izah ediyormuşçasına açıklanmalıdır. Bu dört şey hususunda kimsenin zekasına güvenilmez: Dini konularda yorum ve tefsir, ilaçların karışımının öğretilişi, tuzak dolu bir yolun tarif edilişi ve sultanın iyiliğine ya da kötülüğüne dair verilen karar.”
Ey dost bilmelisin ki, sultan başka biri için seninle bağlantısını koparmışsa artık unutulmuşsun demektir. Onların akrabalık bağları kopuktur. Kardeşi, anası, babası, dostları yok gibidir. Hamile bıraktıkları doğranır, ancak vaktinde ve saatinde razı oldukları hariç! Validen mutlaka düzeltilmesi gereken davranışlar sadır olduğunu gördüğün zaman bilmelisin ki bu iş pek zor bir hadisedir. Ama ona yardımını güzelce yapacaksan önce onun doğru karar verdiği konulardan gir. Onun doğru yaptığı bir hususu bilir, bunu çıkış noktası alırsan bu hareketle pek çok halasını düzeltmeye başladığını, senin öğüt verişinden bu yolun daha tesirli olduğunu göreceksin. Çünkü insanda doğru bir yan var ise, vicdanda temiz bir taraf kalmışsa, o parça kendisi gibi olan doğru ve güzelleri de çekebilecektir; yeter ki onları uyandırabil! Yöneten kişi içindeki ışığı görebilirse halalarının önünü kesebilir. Validen ancak önünde diz çökülerek elde edilebilecek bir şeyi isteme. Ancak sen haketıiğin için onun vermeyi kabul edeceği şeyi iste. Zira sen hakedersen istemeden, dilenmeden arzuna erişirsin.
Yahya b. Halid diyor ki: “Sultana dost olduğun zaman göreceğin şudur: Kurnaz, hilekar ve kötü yola düşmüş bir kadın, ahmak ve istenmeyen kocayla alay ediyor ona yağ çekiyor.” Yahya b. Halid’in dostlarından biri şöyle dedi: “Harun Reşid pek kötü davrandı bana. Vefasızlık yaptı!” Yahya şu cevabı verdi: “Ondan çok şey bekleme, aza razı ol, onu kızdırmamaya çalış.
Yoksa senin ona kızdığından daha beter bir şekilde kızar, kin tutar sana!”

Turlişi 1995. Siracü’l-mülük, Tercüme: Said Aykut, Istanbul: İnsan Yayınları

Bir yanıt yazın