Nebe Suresi’nin Günümüz İnsanına Çağrısı
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
Birbirlerine neyi sorup duruyorlar, Üzerinde ayrılığa düştükleri o büyük haberden mi Hayır, yakında bilecekler mutlaka, yakında bilecekler
Yeri bir döşek kılmadık mı, dağları birer kazık
Sizi çiftler hâlinde yaratmadık mı
Uykunuzu bir dinlenme kılmadık mı
Geceyi bir örtü, gündüzü bir geçim vakti yapmadık mı
Üstünüze yedi sağlam gök bina etmedik mi
Oraya parlayan bir kandil yerleştirmedik mi
Sıkıştırılmış bulutlardan dökülen suyu indirmedik mi
Onunla taneler, bitkiler
Ve iç içe girmiş, gür bahçeler bitirmedik mi
Şüphesiz ayrım günü belirlenmiş bir vakittir
Sûr’a üflendiği gün
Bölük bölük gelirsiniz
Gök açılır, kapı kapı olur
Dağlar yerinden sökülür, bir serap olur
Cehennem bir gözetleme yeridir
Azgınlar için bir dönüş noktası
Orada çağlarca kalırlar
Ne bir serinlik tadarlar Ne bir içecek
Yalnızca kaynar su ve irin
Yaptıklarına denk bir karşılık olarak
Çünkü onlar bir hesap ummuyorlardı
Ayetlerimizi büsbütün yalanladılar
Biz ise her şeyi sayıp yazdık
Öyleyse tadın
Size ancak azabı artırırız
Ama sakınanlar için bir kurtuluş vardır
Bahçeler, üzüm bağları
Yaşıt ve uyumlu eşler
Dopdolu kadehler
Orada ne boş söz işitilir Ne de yalan
Rabbinden bir karşılık,
bedelin ötesinde bir bağış
Göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbi
Rahmân’dır O
O gün Ruh ve melekler saf saf durur
Rahmân’ın izin verdikleri dışında Ve sözü doğru olanlar dışında Kimse konuşamaz
İşte bu, hak olan gündür, Dileyen Rabbine bir dönüş yolu tutar
Biz sizi yakın bir azapla uyardık
Kişinin, elleriyle yaptıklarına baktığı gün
İnkârcının
“Keşke toprak olsaydım” dediği gün
Nebe Suresi, bir bilginin içeriğinden önce onun kaynağını sorgulayan çarpıcı bir soruyla açılır: “Birbirlerine neyi sorup duruyorlar; üzerinde anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberden mi?” (78/1–3).
Burada sorun, insanların bir haber duyması değil, bu haberin neye dayandığını kabul etmek istememeleridir; zira herkes haber verebilir, fakat Nebe Suresi’nde söz konusu edilen “büyük haber”, sıradan bir aktarımdan ibaret değildir. Bu nedenle sûre, haberin doğruluğunu ispatlamaya çalışmak yerine, haberin sahibini tanıtmaya yönelir ve hemen ardından yeri döşek kılan, dağları kazık yapan, insanı çiftler hâlinde yaratan, uykuya dinlenme, geceye örtü, gündüze geçim vakti işlevi veren yaratıcı iradeyi hatırlatır (78/6–11). Böylece haber, kozmik düzenin kurucusu olan yaratıcıyla temellendirilir ve hesap fikri ahiret tasavvurunun ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, inkârın yöneldiği esas itirazın bu tasavvurun içerdiği hesap ve sorumluluk düşüncesi olduğu anlaşılır.
“Dağlar yerinden sökülür, bir serap olur” ifadesi, yalnızca kozmik bir yıkımı değil, insanın dış dünyayı kendiliğinden ve sahipsiz sanma yanılgısının çöküşünü dile getirir. Nebe Suresi burada, evrende işleyen yasaların gerçekliğini inkâr etmez; aksine bu yasaların tanrısal bir iradeye dayandığını vurgular. En sağlam görünen düzenin bile askıya alınabilir oluşu, hem doğanın hem de tarihin sahipsiz olmadığını gösterir. Haberi veren de, bu düzeni kuran ve gerektiğinde çözen aynı kudrettir.
Sûrenin bu aşamada kurduğu mantık nettir: başıboş olmayan bir evrende insan da başıboş olamaz. Bu nedenle “Şüphesiz ayırım günü belirlenmiş bir vakittir” (78/17) ifadesi, yalnızca gelecekte yaşanacak bir olayı değil, insanın bugününü anlamlı kılan ontolojik bir ilkeyi dile getirir. Ayrım günü, iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın ayrıldığı bir adalet ufkudur ve bu ufuk, insana dışarıdan dayatılmış bir tehdit değil, insanın kendi varoluşunda taşıdığı adalet talebinin zorunlu sonucudur. Zira bu dünyada çoğu zaman hak edenler karşılığını alamaz, zalimler cezalarını çekmeden ölür ve bu durum, ahlâkın yalnızca dünyevî bir çerçevede temellendirilemeyeceğini gösterir. Nebe Suresi, cehennemi “bir gözetleme yeri” olarak tasvir ederken (78/21), bastırılanın, inkâr edilenin ve hafife alınanın açığa çıkacağı bir yüzleşme alanına işaret eder; cenneti ise makam, mevki ve şatafata karşılık değil, takvâ sahipleri için bir kurtuluş ve felah olarak sunar (78/31).
Sûrenin son sahnesinde ise mutlak hükümranlık tasviri belirginleşir: “O gün Ruh ve melekler saf saf durur; Rahmân’ın izin verdikleri dışında kimse konuşamaz” (78/38). Başlangıçta gürültüyle, tartışmayla ve inkârla açılan sûre, mutlak bir sessizlikte son bulur ve insan, “elleriyle yaptıklarına bakmak” zorunda kaldığı o anda (78/40), ne kendi kibrini ne de inkârını sürdürebilir. Böylece Nebe Suresi, yaratıcıdan gelen haberle insanın hesapsızlık vehmini çökerterek, onu hem kozmik düzenin hem de kendi ahlâkî sorumluluğunun bilincine çağıran bütünlüklü bir varoluş öğretisi sunar.
