Ruhun Sınır Bölgeleri: Kutsal Bir Zihin Bilimi Üzerine Düşünceler
“Ruh, maddi ve manevi şeylerden oluşan iki denizin ([Kur’an] 18:59) birleşimidir.”‘ Molla Sadra
Modern dünya, duyusal deneyimi ve insan aklını aşan tüm bilme yollarını esasen ortadan kaldırarak, ampirizm ve rasyonalizm yoluyla türetilmeyen tüm bilgi biçimlerini kategorik olarak dışladı. Bu, bilim ve dinin iki ayrı ve farklı alan olarak var olduğu fikrini körükledi. Doğu ya da Batı, Kuzey ya da Güney olsun, geleneksel dünyanın önceki dönemlerinde bu alanlar etkileşimliydi ve karşılıklı yarar sağlayacak şekilde birbirlerini etkilediler.
Geleneksel dünyadaki bir insan, -birbirine taban tabana zıt olarak görülmediklerinden- ampirik bilme biçimlerinin sınırlarını aşarak kafa karışıklığı olmadan ruhsal bilme biçimlerine akıcı bir şekilde geçebilirdi. Günümüzün ağırlıklı olarak seküler ortamında, zihniyet bu alanları bölerek, aralarında köklü bir husumet olduğu için onları birbirine yabancılaştırdı. Yine de, bilmenin en kapsayıcı kiplerinin ve gerçeklik düzeylerinin ikamet ettiği yer, transpersonal alanın sınır bölgelerindedir.
Tüm bilimsel öncül, duyusal deneyimin ve insan akıl yetisinin gerçeğin yegâne hakemleri olduğu ve yalnızca onların kozmosun hakikatlerine kendi şartlarıyla erişebilecekleri varsayımına dayanmaktadır. Bu çıkmaz, 17./18. yüzyıllardan itibaren Aydınlanma projesinden veya Akıl Çağı’ndan beri devam etmektedir.
Geleneksel dünyada akıl, mantık ve aşkınlık olmak üzere iki alem arasında bir köprü olarak anlaşılmıştır. Modern bilim, kendi bilgi alanının ötesine geçmezse ve tüm bilgi üzerinde tekel iddia ederse, yeri vardır. Bilimin, bilgi ile eşanlamlı olan Latince Scientia’dan geldiğini hatırlamakta fayda var.
Rasyonalizm, Akıl yetisini (Intellectus) yerlebir etti ve yanısıra ana yeti olarak aklı (ratio, oran) yüceltti.
Çağdaş dünyada, ikincisi birincisiyle yer değiştirdiği için birbirleriyle eşanlamlı hale geldiler, kendisini mutlak hale getirdiler ve bu aklın(reason) ötesinde de bir şey olmadığını öne sürdüler.
Akıl yetisinin gerçekliğin daha yüksek seviyelerinden ayrışması nedeniyle, kapsamı esasta sınırlıdır ve bütüncül bir gerçeklik anlayışına uygun değildir. Modern insan aklının kavrayışı, aşılamayacak sınırlar koyar.” (s. 18).
Bu çalışma, daha geleneksel zamanlarda ve yerlerde bilindiği şekliyle, gerçek bir ruh psikolojisi veya ruh bilimi oluşturmak için gerekli olan, bilim ve metafizik arasındaki bir kıstağı yeniden bütünleştirmeyi amaçlamaktadır.
Ezelî psikolojiye uygun olarak Herlihy, “Hiçbir dinin insan ruhu üzerinde münhasır haklara sahip olmadığını” açıkça belirtir (s. xvi).
Herlihy’nin kitabı üç bölüme ayrılmıştır. Birinci Bölüm: Bilgi yetileri, birincil bilme yetileriyle ilgilidir: Aklın doğrudan bilinmesi ve aklın olumsal olarak bilinmesi.
İkinci Bölüm: Algı Alanları, daha yüksek gerçeklikleri algılama biçimleri olarak hayal gücü ve insan kalbini içeren geniş kapsamlı algı alanına odaklanır.
Üçüncü Bölüm: Maneviyatın Güçleri, daha yüksek yetiler tarafından geliştirildiği ve insan yaşamının içinde algılandığı şekliyle manevi alana değinir.
Çoğu zaman fark edilmeyen şey, akıl yetisinin kendi hakikatini kendi içinde garanti edemediği ve bu garantiyi kendisinden daha yüksek bir seviyeden talep ettiğidir. Akıl, geleneksel olarak anlaşıldığı şekliyle, şeyleri kendi içinde kavrayan kişilerarası bir yetidir. Gerçekliği olduğu gibi ayırt etme kapasiteleri çok daha kısıtlı olan duyulara veya rasyonaliteye değil, dolayımsız sezgiye dayanır.
Geleneksel dünyadaki akıl yetisi hiçbir zaman daha yüksek bir gerçeklik seviyesinden bağımsız hareket etmemiştir. Akıl (Reason) bireysel düzene, intellect ise bireyüstü düzene aittir. Aklın (reason)her zaman intellecte tabi olduğu anlaşıldı, tersi değil. Aklın işlevinin tam olarak gerçekleştirilmesi intellect aracılığıyla olur. Herlihy, akıl ve lntellect yetilerini şöyle konumlandırır: “Gerçekte, insan zekasının iki bilgi kaynağı vardır: doğal dünyanın düzeni üzerinde düşünmek ve alternatif olarak onu aşmak için hem reason/ratio ve intellectusa dayanmak gerekir .” (s. 39). Bunların İlişkileri insan tarafından doğru bir şekilde anlaşıldığında, bir arada yaşama alanlarını daha da genişletir:
Akıl,Reason insan duygularının, hayal gücünün, doğal içgüdünün ve temel sezgi kapasitesinin tüm destekleyici belgelerini kendi düşünce çizgisine getiren yansıtıcı bir nitelik sergiler; zihin, ruhun sınır bölgesinin ucu olan daha yüksek hayal gücü, içgörü, ilham ve yaratıcılığın olanaklarını kapsayan bilişsel yeteneğinin ötesindedir.
Bu entelektüel sürecin tüm yelpazesine, insan aklının/ratio( bir tutarlılık ilkesi ve intelektüelin aşkınlık ilkesi ve gerçeğe doğrudan erişimin kaynak aracı olarak kullanılmasından başkası ulaşamaz. (s. 40)
Geleneksel dünya, beynin insanoğlunun en yüksek işlevini yerine getirdiği şeklindeki çağdaş fikir yerine, kalbi bilincin merkezi olarak konumlandırır. Kalp ayrıca insan vücudunun yaşamı sürdürme gücü olarak fizyoloji ile sınırlı olduğu için sıklıkla yanlış anlaşılır.
İnsan kalbi, bilgi ve kimliğin örtüştüğü ve birleştiği iç kalbin bir simgesidir; bu nedenle geleneksel olarak “kalbin gözü” olarak anılır. Meister Eckhart (1260–1328) şöyle yazar: “Benim gözüm ve Tanrı’nın gözü tek göz, tek görüş, tek bilgi ve tek aşktır.” (s. 60).
Dini ve manevi gelenekler boyunca insanın Ruh, nefs ve bedenden oluşan üçlü bir yapıdan oluştuğu bilinmektedir. Herlihy, “Nefsin varlığımızın kutsal zeminini oluşturduğunu” belirtir (s. 109). İnsan psişesini tanımlamanın zorluklarını ele alır: “Nefs fikri, açık matematiksel tanımlamaya meydan okur ve modern bilimin ampirik dilinde tanımlanamaz” (s. 114). Ayrıca, “Nefs kendi başına bir nihai varış noktası ya da amaç değildir; dünyalar arasında bir köprü olarak aracılık işlevi görür” (s. 120). İnsan nefsinin ayrılmaz bir temeli olarak bilgi ve kimliğin üstün rolü aşağıda özetlenmiştir:
“İnsan nefsinin ölçüsüzlüğü ve dengesizliği, tek Gerçeklik bilgisinde zımni olarak yer alan istikrar ve denge ile sabitlenir. Öz kimliğimizin unutkanlığı, daha büyük Benliğin bilinciyle dengelenir” (s. 107).
Günümüzün ikilemlerinin çoğu, Aklın tutulması nedeniyle var. Bu kişiötesi yeti aracılığıyla bir zamanlar sonsuza açılan kapı, artık kökleri metafizik, kutsal bilim ve ruhani ilkelere dayanmayan kesik ve miyop epistemolojisi nedeniyle çağdaş zihniyete kapatılmış görünüyor.
Bilim ve din bir zamanlar birleştirilmişti ve birbirine bağlı olduğu anlaşılmıştı; bununla birlikte, bilimsel çaba içinde metafiziğin her zaman daha büyük bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Aristoteles (384-322), bilimin aşkın bilgisine veya metafizik köklerine işaret ederek, “”Bilimsel bilgi tanım gereği nedenlerin bilgisi olduğuna ve bu ilk ilkelerin ilk nedenleri olmadığına göre, bilimsel bilginin nihai temeli bilimsel bilgiden başka bir şey olmalıdır” (s. 42). Duyular alanına tam olarak güvenilemezse de, paradoksal olarak, diğer bilme biçimlerini göz ardı ederken ayrıcalıklı olan ampirik epistemolojilerdir.

Modern dünya metafiziği ve dini bir kenara atmakla birlikte; inancının yerine bilimi, daha doğrusu bilimciliği koyduğunu nadiren kabul eder. Herlihy, bilimin dinin yerine geçtiğini ve kendi inananlarından yoksun olmadığını gösterir: “İnancın modern zaman alternatifi, dinin muadili olan inançtan başka bir şey değildir: ilahi vahiy yerine insan aklına dayanan modern bilime inanç” (s. 142).
Bu kitap, modern Batı psikolojisi ve bilimi aracılığıyla bilinen insan ruhunu anlamanın çağdaş yollarındaki kriz ve çıkmaza karşı çok ihtiyaç duyulan bir panzehir sunuyor. Intellectin Ratioya ve kalbin duyguya indirgenmesi, psikolojinin gerçek anlayışı ve amacı veya ‘ruh bilimi” de dahil olmak üzere insanın ruhsal zekası üzerinde yıkıcı etkilere sahip olmuştur.” Günümüzde psikoloji, başlangıçta anlaşıldığına kıyasla o kadar şekilsiz hale geldi ki, eğer kişi masayı tersine çevirip bugünün psikolojisine geleneksel bir bağlamdan bakarsa, tanınmaz hale gelecekti. Bilimin ve metafiziğin, özellikle kutsal bilimin alanlarının, yine epistemik bir çoğulculuk ve insanlık durumunun çok boyutlu bir anlayışını sağlayabilmesi, aklın ara ve arabulucu bir yetisi olarak zihni (Intellect)dirilterek olur. Dünyanın geleneksel kültürleri aracılığıyla anlaşıldığı gibi bilişin bütünleşik iyileşmesi yoluyla, günümüzün birçok rahatsızlığı giderilebilir.
Türkçesi posttruthdergi
