BİR YURTSUZLAŞTIRMA VE ASİMİLASYON ARACI OLARAK TERÖR
Amerikan iç savaşında çok soğuk kış günü kelle avcısı bir adam bir şehri ele geçiren isyancıların atadığı şerifi soğuktan korumak için arabaya alır. İsyancıların şerif olarak atadığı adam minnet ile “şehre vardığımızda sana yemek ve içki ısmarlayacağım” der..
Kelle avcısı adam
“ben devrimcilerin ne yemeğini yerim ne de içkisini içerim..ekmeğimi de paylaşmam” diye cevaplar.
Aralarında konuşma şöyle devam eder..:
“Devrimcilere karşı bir hıncın mı var.”
-“Devrimci mi?
Çalmak ve öldürmek için kendinizi devrimci bayrağına sardınız.”
(The Hateful Eight)
Özgürlük Mücadelesi ve Terör
Özgürlük mücadelesi bir amaca/hedefe ve ezilen toplumun ortak menfaatine uygun hareket tarzına sahip iken, terör sadece belli bir zümrenin menfaatini hedefler. Onun herhangi bir insani amaç taşımamasının sebebi budur.
Özgürlük mücadelesi başkasının hakkını gasp etmeyi değil, gasp edilmiş hakları talep eder. Oysa terör gasp etmek amacını taşır.
Özgürlük mücadelesi hangi fikir ve düşüncede olursa olsun ezilmişleri korurken, terör ayrıştırmayı, bölmeyi ve ezilenleri zayıflatmayı hedefler.
Özgürlük mücadelesi güçsüzu güçlendirmeyi amaçlarken, terör güçsüzün güç kazanmasını engellemeye çalışır.
Özgürlük mücadelesinde taraftar toplamak; haklı olduğuna insanları inandırmak gibi bir hedef varken terörde korku yaratmak korku ile hakimiyet kurmak hedefi vardır.
Özgürlük mücadelesi kendini haksız gösterecek eylemden uzak dururken (kadına çocuğa yaşlıya dokunmama prensibi gereği/ insanlığın en kadim prensibi) terör herhangi bir amaç taşımadığı sadece korku yaratmak istediği için böyle bir ilkeye asla tabi olmaz. Zaten terör bir ilkeden beslenmez.
Özgürlük mücadelesi bir emperyal güç adına bir başka emperyal güce karşı mücadele etmez. Zaten adı üstünde özgürlük mücadelesidir. Bir zalimin yanında saf tutarak bir başka zalimle mücadele ettiğini söylemez. Ama terör her zaman egemen güçlerin hakimiyet kavgasında önemli bir aparattır..
Özgürlük mücadelesi gücünü insan doğasından ve insanlığın tarihteki özgürlük istencinden alırken, terör bütün insanlığa karşı; bütün insanlık değerlerine karşı mazlum/mağdur insanların tetikçi olarak kullanıldığı bir menfaat devşirme; daha fazla elde etme, insanları zayıf düşürme, fakirleştirme ve insanları muhtaç kılma amacına hizmet eder..
Özgürlük mücadelesi diye sunulan şeylerin sonuçlarına baktığımızda, bir hareketin özgürlük mücadelesi mi, yoksa egemen güçlerin alan kazanmasına hizmet eden bir terör hareketi mi olduğunu anlarız.
Bir Yurtsuzlaştırma Ve Asimilasyon Aracı Olarak Terör
Kürtler adına mücadele beraberinde bölgeyi güçsüzleştirmiştir. Kürtler bu mücadeleye sıcak bakmadıkları için Kürtlerin büyük bölümü yaşadıkları yerden kaçmış ve göçe zorlanmışlardır. Bu aslında bölgenin Kürtlere ait olmadığı anlayışının uygulamaya sokulmasıdır. I. Dünya savaşı sürecinde gelişen Ermeni olaylarının bir devamı olan bir yaklaşımdır. Yani Kürtlerin yaşadığı bölgenin Kürtsüzleştirilmesi hamlesinin uzantısıdır.
Kürtlere bir harita üretenler bile Türkiye topraklarında Kürtlerin yaşadığı bölgenin Ermenistan olduğu gerçeğini kabul etmekte ve Kürtleri aslında Ermeni toprakları üstünde oturan barbar bir millet olarak görmektedirler. Kürt ulusal taleplerini dillendirenler de aynı iddiayı desteklemekte; Ermeni soykırımının(!) Kürtler tarafından yapıldığını iddia etmektedirler.[1]
Zaten dünyanın Batı yakasında bu sorunun adı Ermeni-Kürt sorunudur. Ve ciddi Batılı araştırmacılar açısından genelde Anadolu özelde ise bölge “asla milliyet gibi ötekini dışlayıcı bir yaklaşımla adlandırılamayacak kadar önemli bir bölgedir ve insanlığın ortak malıdır. Burası Nuh’un bahçesi, İncilin toprakları, Hıristiyanlığın ve insan ırkının beşiğidir.”[4]
Avrupa’nın bölgenin Hıristiyan mirasının dikkate alınması yolundaki talepleri malumdur. Ayrıca bölgenin sorununun içine alevi ve yezidi unsurların sorunlarını da göz önüne alarak bakmak gerektiği vurgusu da bulunmaktadır.[5]
O halde dünya ölçeğinde meseleye baktığımızda buradaki sorunun Batının gözünde Kürtlerin hakları ifadesinden çok daha öte anlamları olduğunu anlamak durumundayız. Meselenin sadece Kürt sorununa indirgenmesi bu açıdan da dünyada kabul edilecek bir şey değildir. Bu yüzden Kürt sorunu ifadesi ile bölgenin sorunlarını çözmenin mümkün olamayacağını anlamak gerekmektedir. Bu bağlamda ele alındıkça bu sorun çözümsüz kalmaya mahkûmdur.
Bu hamlenin sonucu Kürtlerin asimilasyonu ve egemen Batı dünyasının Ortadoğu güç dengelerinde bir aparata dönüşmesidir. Bu da Kürtlerin sorununu çözmek bir yana Kürtleri bizzat sorun haline getirmeyi ve Kürdü ebedi bir gurbete tükenmez bir sefalete mahkum etmeyi getirmektedir.
Bir ucunda I. Dünya harbinde Osmanlıdan kopmayan tek millet olarak Batının emperyal çıkarına hizmet etmeyen Kürdün cezalandırılması da vardır.
Yerinden göç ettirilen Kürtler ya Avrupa’ya ya da Anadolu’nun belli yerlerine göç etmektedir. Her göç asimilasyona atılmış bir hamledir. Göç, parasızlık, güçsüzlük ve yurtsuzluktur.
Yerinden göç ettirilen Kürtler kendilerine de yabancılaşmaktadır Çünkü göç ettikleri yere uyum sağlamak için hem dillerinden hem kendilerine ait birçok şeyden vazgeçmek zorundadırlar. Özellikle göç etmiş olmanın getirdiği yoksulluk, mağdurluk ve çaresizlikler tarih boyunca sahip olduğu yüce meziyetlerin yok olması anlamına da gelmektedir.
Terörün amacı yurtsuz kılmak, zayıflatmak ve kimliksizleştirmektir.
Kuzey Irak ile diğer bölgelerdeki Kürtlerin durumuna bakmak terör ile özgürlük mücadelesinin ürettiği sonuçlar hakkında bir fikir verebilir.
[1] Bu konuda çok fazla kaynak vermeye gerek yok çünkü ulusal talepleri olan örgütlerin sayfalarında ve siyasilerin demeçlerinde bulmak mümkün…Ayrıca bkz. *The Kurds: Their Character And Customs -ar191603; (THE AMERICAN REVIEW OF REVIEWS, THE KURDS: THEIR CHARACTER AND CUSTOMS) from Armeniapedia.org * www.pkkonline.com/tr/index.php?sys=article&artID=161
[2] Yrd. Doç. Dr. Mehmet Salih Erpolat XVI. Yüzyılda Ergani Sancağı’ndaki Gayrimüslim İskân Yerleri İle Şahıs İsimleri Hakkında Bir Değerlendirme SBARD, Eylül 2004,Yıl II, Sayı:4,s.155,187
[3] Kimi tarihi kaynaklarda Türkiye’deki Kürdistan diye nitelenen bölgenin ismi “İrminiyye” diye geçmektedir. (Belazuri,Futuhu’l Buldan) İbn Havkal En Nasibi, Kitabü-L Mesalik Ve’l Memalik/ İbn-İ Hacer El-Askalani El-İsâbe Fi Temyizi’s-Sahâbe’de Sümeysat (Samsat) Ermeniyye toprağı olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca Mondros mütarekesinde(1918) Sivas Erzurum, Elazığ Van Bitlis ve Diyarbakır da Ermeni Vilayetleri arasında sayılmıştır.
[4] Hans Lukas Kıeser, Iskalanmış barış Doğu Vilayetleri’nde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839–1938 çev. Atilla Dirim, s.18/22,İst.2010
[5] Bu yüzden AKP Hükümetin Açılım politikalarının içinde Ermeni ve Alevi açılımının olması tesadüf değildir.
