SEVGİNİN ÖZNE ÜZERİNE DAĞILMA ÖZELLİĞİ ve NESNE

131594181_2588392851459760_2980823042040861643_n

Dünya yuvarlağının bizim de yaşadığımız şu evresinde görülen ‘tüketim insanı’ denen bu nevzuhur insan tipi, bugün elde etme, algılama ve değerlendirme edimlerini dönüşüme uğrattığı gibi sevmeyi de hiç tahmin edilemeyecek ölçüde sekiz sütuna manşet olan tüketim başlığının altında hiç görülmediği kadar bir değişime tabi tuttu. İnsanoğlunun evvelinde olduğu gibi toprak-insan birlikteliğinin (feodalite) üretiminden sadır olmuş bir dünya görüşü etrafında yoğrulan değerler manzumesinin doğrudan uzantısı olarak, görece aşırı fedakarlıklarla elde ettiği şeyi sevmesiyle, günümüz insanının öteki bildiği şeyde kullandığı sevme fiili, birbirinden bir derece farkı ile olmasa da bir mahiyet farkı ile ayrılıyor. Bu tüketim insanının edimleri ile klasik (geleneksel) insanın edimleri arsında eşyayı adlandırma ve değer verme açısından her geçen gün artan bir farklılık gösteriyor.

Efendim klasikte bir insanın başka bir insanı sevmesi, sevgiyi insan üzerinden üretmesi, o sevginin kaybolmaması için de zorlu bir uğraşa girmesi, sevilen şeyin özne olmasından ve seven ile sevileni sevgi paydasında eşitlemesinden kaynaklanıyordu. Pek tabi bu sevme biçimi süreç devam ederken de aşırı sayılacak kadar fedakarlık isteyen bir şeydi, yetki kullanımı ve sorumluluğun zaman zaman yer değiştirmesiyle, özne-özne arasındaki ilişkiye bağlı olarak aktif ve pasifin de değiştiğine şahit olunan bir şeydi.

Oysa şimdinin insanı, kendinin bir birey olduğundan hareketle işbu niteliğin tanımı gereği bütün faal özellikleri kendi üzerinde topladığı zehabıyla ötekini önemsizleştirip eşyalaştırarak, sevme fiilini belki de ‘hiç’e yaklaşan bir ölçekte kullanmanın yoluna girmekte herhangi bir beis görmüyor. Bu insan tipi şimdilerde, o çok değer verdiği cep telefonunu sevmesi ile köpeğini sevmesi arasında pek bir fark gözetmeyerek, köpeği de cep telefonu seviyesine indirgemeyi normal bir hal olarak gördü. Çünkü sevmenin sorumluluğundan sakınan, lakin yetkenin her türlüsünü kullanmayı bir özgürlük faaliyeti olarak belleyen tüketim odaklı bu insanın hikayesi, çok geçmeden dünyayı da kavramsal bağlamda çorak bir ülke seviyesine getirdi. Yanlış anlaşılmasın bizim dememiz hayvan sevgisi olmasın anlamına gelmez, kariyer, iş ve eğlenceden zaman ayırıp çocuk (insan) sevgisinden uzak insanların yedeklenmiş bir sevgiyi hayvanlara yönlendirip ‘asıl sevgi hayvan sevgisidir’ gibi bir algıyı bize pompalamalarından kaynaklanmaktadır.

Kısacası günümüzde sevmenin pik noktası olarak gösterilen hayvan sevgisi, derinden bakıldığında insan sevemeyenlerin kendilerini sakladıkları bir sığınaktır. Bizi asıl üzen özne sevmenin zorluğu ve sorumluluğundan kaçan bu insan tipinin, sözde sevgisini (insanın bilinç dışına vurgu yaparak) bir derece alt basamakta gördüğü hayvana yönelterek -sevgide fedakarlık yaptığı gerekçesiyle- bizi kandırmaya yöneliyor olmasıdır. Halbuki kendisini bizim safiyetimizi kazıklayıp kaçarken yakaladığımızı henüz bilmiyor.