Ey kendine gurbet olmuş, yol yorgunu yolcuVar mısın kurdu kuşu kıskandıran bir tan vaktinde buluşmayaGecenin irin dolu göğsüne oturup, ölümüne lades tutuştuğumuz tan vaktinde yaniBırak yıkılması mukadder olan köprülerde tefekküre durmayıVar mısın sen onu söyleBen çoktan ayarladım yüreğimi, köleleştirilmeden önce aya bakıp ant içmiş bir siyah derilinin mora çalan sancısınaKim demiş düştüğün kuyularda ay çiçek açmaz diyeBilirim,Efendilerinin zenginlikleri ile övünen gururlu köleler ülkesidir burasıHep sağ göğsünden bıçaklanırlar babaları gibiGeçmişlerini, tövbe etmeye cesaret edemedikleri bir vebal gibi taşırlar üzerlerindeKan kokusuna alışmış bünyeleri ile güneş görmeyen kuytularda karanfil yetiştirmeye çalışırlar, kronik dertlerine iyi gelir diyeLakin, hep yol kesen eşkiyalar mı suçlu, yoksa hep aynı türkülerle aynı yoldan geçenler miBiz, hikayesi yarım kalmış, gecenin netamelisine sürgün edilmiş, elinde tuttuğunu ufukta arayan divaneleriz.Ya kanatlarında muştular taşıyan kuşlarla aynı menzile yürüyeceğiz, ya da bize küsmüş yeryüzünde her gün biraz daha çürüyeceğiz.Eğer kalkmak istersen düştüğün yerdenBir kara gecede kara taşlıkta verilen ahdi hatırlaÇünkü biz, Koyu siyah kasırgalara gem vurmuş, bakışı şifa olan süvarinin çıraklarıyızSeslenmek istiyorumAnalığı örselenmiş ay yüzlü kadınlardan ikbal devşiren çöl yüreklilereArdından, gümüş bakışlı çocukların gözlerindeki ışığı karartan ifritlerePişmanlıklarına gülümseyen, sonra yine pişman olan dörtbaşı mamur kentliler de duysunlar beniVe ben kılavuzu yıldızlar olan bir gecedeNiyet ettim kırılan kanatlarımı onarmayaŞiirle doldu eksik yanlarımSen ey sancılı yaraları olan yeryüzü Şifalı şiirler getirdim yarana