12
Ey kendine gurbet olmuş, yol yorgunu yolcu
Var mısın kurdu kuşu kıskandıran bir tan vaktinde buluşmaya
Gecenin irin dolu göğsüne oturup, ölümüne lades tutuştuğumuz tan vaktinde yani
Bırak yıkılması mukadder olan köprülerde tefekküre durmayı
Var mısın sen onu söyle
Ben çoktan ayarladım yüreğimi,
               köleleştirilmeden önce aya bakıp ant içmiş bir siyah derilinin mora çalan sancısına
Kim demiş düştüğün kuyularda ay çiçek açmaz diye

Bilirim,
Efendilerinin zenginlikleri ile övünen gururlu köleler ülkesidir burası
Hep sağ göğsünden bıçaklanırlar babaları gibi
Geçmişlerini, tövbe etmeye cesaret edemedikleri bir vebal gibi taşırlar üzerlerinde
Kan kokusuna alışmış bünyeleri ile güneş görmeyen kuytularda karanfil yetiştirmeye çalışırlar,
                                                                                                                   kronik dertlerine iyi gelir diye

Lakin, hep yol kesen eşkiyalar mı suçlu, yoksa hep aynı türkülerle aynı yoldan geçenler mi
Biz, hikayesi yarım kalmış, gecenin netamelisine sürgün edilmiş, 
                                                                  elinde tuttuğunu ufukta arayan divaneleriz.
Ya kanatlarında muştular taşıyan kuşlarla aynı menzile yürüyeceğiz,
                                           ya da bize küsmüş yeryüzünde her gün biraz daha çürüyeceğiz.

Eğer kalkmak istersen düştüğün yerden
Bir kara gecede kara taşlıkta verilen ahdi hatırla
Çünkü biz, 
Koyu siyah kasırgalara gem vurmuş, bakışı şifa olan süvarinin çıraklarıyız

Seslenmek istiyorum
Analığı örselenmiş ay yüzlü kadınlardan ikbal devşiren çöl yüreklilere
Ardından, gümüş bakışlı çocukların gözlerindeki ışığı karartan ifritlere
Pişmanlıklarına gülümseyen, sonra yine pişman olan dörtbaşı mamur kentliler de duysunlar beni
Ve ben kılavuzu yıldızlar olan bir gecede
Niyet ettim kırılan kanatlarımı onarmaya
Şiirle doldu eksik yanlarım
Sen ey sancılı yaraları olan yeryüzü 
Şifalı şiirler getirdim yarana 

Bir yanıt yazın