“Sorayayı Taşlamak ” filmine bir bakış
Başka Bir Aldatma: Görselin Kılığında
The Stoning of Soraya M (Soraya’nın Taşlanması)
Soraya, Haşim’in evinde hizmetçi olarak çalışırken dikiş makinesini alır ve Haşim’e verir. Haşim’in eli dikiş makinesini alırken Soraya’nın eline değer. Soraya’nın kocası bu sahneyi uzaktan görür. Onu boşamak isteyen adam, hemen aklından kötü bir plan geçirir. Sahne güneşin batışına ve ezan sesine geçer. Köy ağır bir karanlığa bürünür. Sahne, köy olaylarını yukarıdan izleyen İmam Humeyni’nin fotoğrafına geçer. “Kuhpayeh” adlı köy, her yağmurda sel tarafından kökten yıkılacaktır.
Bu, Sirus Norousteh tarafından yapılan ve kısa süre önce Toronto Film Festivali’nde gösterilen “The Stoning of Soraya M” adlı filmin bir bölümüdür. Film, İran-İslam karşıtı bir yapım olarak sınıflandırılabilir ve Batı sinema çevrelerinde dikkat çekmiştir.

“The Stoning of Soraya M” adlı film, EmPower Pictures tarafından, yapımcıları Steve McEveety ve John Shepherd ile hazırlanmış; senaryosu Sirus Norousteh ve eşinin aynı isimli kitabından uyarlanmıştır. Filmde İranlı oyuncu Shahreh Aghdashloo ve Hristiyan Mesih’in ızdırabını canlandıran Jim Caviezel rol almaktadır.
Filmde iki temel konu ele alınmaktadır:
-
Sahte din temsilcileri (din adına) halkın cehaletinden yararlanıyor.
-
İslam’da, insanların asılsız iftiralarla öldürülmesine yol açan kanunlar var.
Bu yazıda sadece ikinci konuya odaklanılacak ve İslam’ın cinsel suçları ortaya çıkarmak istemediği, bunun kanıtı olarak da gerçekleşmesi neredeyse imkânsız şartlar koyduğu savunulacaktır.
Sonuç olarak, “The Stoning of Soraya M” adlı film, “iki şahidin ifadesiyle (biri Ali ki kötülükleri köyde meşhurdur, diğeri Haşim) namuslu bir kadını öldürmenin mümkün olduğu ve bunun İslam kanunlarına dayandığı” iddiasının yalan olduğu söylenebilir.
Filmde din adına suistimal eden kişiler (Ali ve Hasan) için yargı okuyucuya bırakılmıştır. Böyle bir filme, İslam’a bu kadar yalan iftirada bulunmuşsa, diğer kısımlarında da doğru olması beklenebilir mi?
Böyle suistimal edenlerle karşılaştığımızda görevimiz nedir? İslam kanunlarını iyi bilerek, halkın cehaletinden faydalanıp din adına yalan söylemelerine izin vermemeliyiz.
The Stoning of Soraya M (Soraya’nın Taşlanması) — Film Özeti

“The Stoning of Soraya M”, Sirus Norousteh’in yönettiği, 2008 yapımı Amerikan filmidir. Film, aynı adlı (1994) kitabın yazarı Fereydoun Sahab-jem’in eserine dayanmakta ve hikâyesi 1986 İran’ında geçmektedir.
Shahreh Aghdashloo Zahra rolünde, Jim Caviezel ise Fransız gazeteci olarak yer almaktadır. Filmin yapımcısı “EmPower Pictures” şirketidir. Senaryo, Sirus Norousteh ve eşi Betsy Giffen Norousteh tarafından yazılmıştır. Norousteh, filmle ilgili verdiği röportajda Orta Doğu’da çekildiğini ama ülke belirtmediğini söylemiştir. Aghdashloo’ya göre film Ürdün’de çekilmiştir.
Senaryoyu Norousteh’in eşi Betsy Norousteh yazmış, o da Miami Üniversitesi’nde senaryo yazarlığı eğitimi almıştır. Diğer oyuncular arasında Parviz Sayyad, Vida Ghahremani, Navid Negahban, Ali Pourtash ve Mohammad Yazdani yer almaktadır. Soraya’yı ise genç oyuncu Mojan Marno canlandırmaktadır.
Hikâye şöyle başlar: Bir Fransız gazeteci bir köye gider ve arabasını tamir için köyün tamircisi Haşim’e verir. Gazetecinin köyde kalması, korkunç bir olayla karşılaşmasına fırsat verir. Zahra gazeteciye yaklaşır ve onu evine davet eder; ondan hikâyesini dinlemesini ister. Film, buradan sonra geçmişe döner ve hikâye anlatılır. Ana karakter Soraya’dır.
Soraya’nın kocası, cezaevi gardiyanıdır ve yeniden evlenmek istemektedir. Ancak iki kadına bakacak maddi gücü yoktur. Bu yüzden Soraya’ya boşanmayı teklif eder. Soraya haklarını talep ettiğinde, adam kabul etmez ve köyün yaşlısı ile din adamı ile anlaşır. Planı, Soraya’yı Haşim’in evine hizmetçi olarak göndermektir. Haşim’in eşi vefat etmiş ve işitme engelli bir çocuğu vardır; bu durum Soraya’nın Haşim’le ilişkiye girdiği izlenimini yaratır.
Soraya’nın kocası, köyün yaşlısı ve din adamının yardımıyla masum kadına iftiralar atar ve sonunda Soraya taşlanarak öldürülür. Sirus Norousteh filmi gerçek bir olaya dayandırdığını iddia etmişse de, filmdeki bazı meseleler bu iddiayı çürütmektedir. Ancak burada tüm bu detayları açıklamaya fırsat yoktur. Son kararı okuyucuya bırakıyoruz.
Süreyya, Haşim’in evinde hizmetçilik yaparken dikiş makinesini alır ve Haşim’in eline verir, Haşim’in eli dikiş makinesini Süreyya’dan alırken onun eliyle çarpışır. Süreyya’nın kocası bu sahneyi uzaktan görür, Süreyya’dan kurtulmak isteyen adamın aklında hemen kötü bir plan belirir. Sahne, güneşin batışına ve ezan sesine kesilir. Köy derin bir karanlığa gömülür. Sahne, yukarıdan olayları izleyen İmam Humeyni’nin fotoğrafına geçer. “Kuhpayeh” adı verilen köy, her yağmurda selin köyü kökünden söküp atacağı bir yerdir.
Bu, Sirus Nuresteh’in yönettiği ve yakın zamanda Toronto Film Festivali’nde gösterilen, gündem yaratan “Süreyya’nın Taşlanması” adlı filmin bir bölümüdür. Bu film, İran ve İslam karşıtı filmler arasında sayılabilir ve her zaman olduğu gibi Batı sinema çevrelerinin ilgisini çekmiştir.
“Süreyya’nın Taşlanması” filmi, Empower Pictures adlı şirket tarafından üretilmiş, yapımcıları Steve McEvity ve John Shepard’dır. Senaryosu ise Sirus Nuresteh ve eşi tarafından, Fereydun Sahib-Cem’in aynı adlı kitabından uyarlanmıştır. İranlı oyuncu Şehre Ağdaşlu ve “İsa’nın Çilesi” filminin oyuncusu Jim Caviezel filmin başrollerindendir.
Süreyya’nın kocası bir gardiyandır ve yeniden evlenmek istemektedir, ancak iki kadının masraflarını karşılayamadığı için Süreyya’ya boşanmayı teklif eder. Süreyya haklarını talep ettiğinde adam kabul etmez ve köyün kâdısı ile ruhani kişiyle anlaşır.
Filmin hikâyesi, bir Fransız gazetecinin köye gelişiyle başlar. Arabasını tamir ettirmek için Haşim’e bırakır. Gazetecinin köyde kalışı, onu korkunç bir olaya tanık olmaya götürür; Zahra adında bir kadın gazeteciyi evine davet eder ve ona hikayesini anlatmasını ister. Buradan film geriye dönüş yapar ve hikâye geçmişte, Zahra’nın yeğeni Süreyya’nın etrafında gelişir.
Süreyya’nın kocası, yeniden evlenmek istemektedir, ancak iki kadının masraflarını karşılayamadığı için Süreyya’ya boşanmayı teklif eder. Süreyya haklarını talep edince adam kabul etmez ve kâdı ile köyün ruhani kişisiyle anlaşarak kötü bir plan yapar: Süreyya’yı Haşim’in evine hizmetçi olarak gönderirler. Haşim dul bir adamdır ve işitme engelli bir çocuğuyla birlikte yaşamaktadır. Bu durum, Süreyya’nın Haşim’le ilişki yaşadığı iddiası için uygun bir ortam yaratır.
Süreyya’nın kocası, kâdı ve köyün mollası ile işbirliği yaparak masum kadına çeşitli suçlamalarda bulunur ve sonunda Süreyya’nın taşlanmasına sebep olur. Her ne kadar Sirus Nuresteh filmin gerçek bir olaydan esinlendiğini iddia etse de, filmdeki bazı unsurlar bu iddiayı zayıflatmaktadır. Tabii ki bu kısa yazıda bütün meseleleri tartışmaya fırsat yoktur, nihai karar okuyuculara aittir.
Orijinal ile eşit olmayan kopya
Filmde Haşim’in eşi öldüğünde, köydeki kadınlar evine akın eder ve Haşim’in eşinin mirasını yağmalarlar. Ancak “Süreyya Manüçeri” (filmde kadın uyanışının simgesi), onları bu davranıştan men eder ve şöyle der:
- “Henüz cesedin üstünde cenaze duruyor, evini yağmalıyorsunuz?”
Bu sahne etkileyici olmasına rağmen daha önce “Yunan Zorbası” filminde de gösterilmiştir. Dolayısıyla bu dokunaklı sahnenin “Süreyya’nın Taşlanması” filmine duyguyu artırmak için eklendiği söylenebilir. “Yunan Zorbası” yönetmeni, yaşlı bir kadının cesedinin yatağında yatarken köy kadınlarının evine saldırdığını ve mallarını yağmaladığını, hatta birbirleriyle mal paylaşımı için kavga ettiklerini gösterir.
Sirus Nuresteh filminin gerçek bir hikâyeye dayandığını iddia etmiştir, ancak “Yunan Zorbası” filmini izleyen veya Nikos Kazancakis’in romanını okuyanlar bu sahnenin oradan mı alındığını kolayca anlayabilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, “Yunan Zorbası”nın hikayesinde namuslu bir kadın vardır ve köydeki arzulu erkekler ona iftira atar, sonunda kadın köy meydanında öldürülür. (Benzerlikleri bulunuz…)
İslam Hukukuna Feminist Eleştiriler
Aşağılayıcı “Süreyya’nın Taşlanması” filmi, feminist bir iddiadan beslenmektedir: İslam şeriatı ve İran toplumunda cinsiyet ayrımcılığı olduğu iddiası. Feministler bu iddiayı öyle abartmışlardır ki artık kendilerinden başka kimse inanmıyor. İslam hukukunda böyle bir durum yoktur; bu, hayal ürünü bir iddiadır.
Filmde birçok yanlış iddia yer almakta; bunlardan birine değineceğim. Filmde “Kâdı İbrahim” şöyle der:
“Bir erkek karısına suçlama yönelttiğinde, kadının masumiyetini kanıtlaması gerekir. Şeriat böyle diyor. Kadının kocasına şikâyette bulunması durumunda bile kanıt yükü kadına aittir. Anlıyor musun?”
İslam ceza hukukundan azıcık haberi olan herkes bilir ki, mahkemeye herhangi bir iddiada bulunan kişi iddiasını kanıtlamak zorundadır. Bu, kişinin cinsiyetine bağlı değildir. Dayanıksız iftiralarda ise kişi yasal olarak sorumlu tutulur; mesela zina iftirası atanlar için kırbaç cezası vardır ve bu tür suçları engellemek için caydırıcı önlemler konmuştur.
Ayrıca İslam hukuku, namus dışı davranışların ispatını zorlaştıracak düzenlemeler yapmıştır; mesela dört erkek şahidin aynı anda, aynı yerde, davranışa tanıklık etmesi gerekir. Ayrı ayrı verilen şahitlikler kabul edilmez çünkü sonradan anlaşma (tebaa) ihtimali doğar.
Yasaların, ceza hükümlerinin ve dini emirlerin çarpıtılması, 5 milyon dolarlık bütçeye sahip bu Amerikan yapımı filmin kullandığı yöntemdir. Film, İranlı izleyiciler için çok fazla yanlış bilgi içerdiği için yapılmamış, amacı İran’ın dünyadaki imajını zedelemektir.
Böyle davalarda hâkim, iddia sahibi kişiyi sorgulamak, yemin ettirmek ve iddiasını ispatlayamazsa ona en ağır şekilde davranmakla yükümlüdür. “Tanıklık hakkı”, Müslüman toplumda vatandaşlık haklarından biridir; ancak iftira atan kişi bu haktan sonsuza dek mahrum edilir. Bu, anlatması uzun bir meseledir ve burada derinlemesine ele alınmayacaktır.
Sonuç olarak “Süreyya’nın Taşlanması”, erkek egemen bir sistemin hikayesidir. ABD’de yaşayan yönetmen Sirus Nuresteh, “Kuhpayeh köyü”nü İran toplumunun ve yönetiminin simgesi olarak gösterir. Orada kadınların hakları çiğnenir, kadınlar susturulur ve erkekler tüm yasaları kendileri lehine yapıp uygularlar (bu, feministlerin dile getirdiği argümandır).
Film, İran toplumunun gerçeklerinden oldukça uzaktır; görsel ve anlatım dili klişe ve samimiyetsizdir.
Film, izleyicilerin duygularıyla oynayarak onları kandırmaya ve etkilemeye çalışır. Yasal düzenlemelerin ve dini hükümlerinin çarpıtılması, 5 milyon dolarlık bütçesi ve Amerikan yatırımcıları sayesinde yapılmıştır. Film, İran halkına değil, dünya kamuoyuna yönelik yanlış bilgilerle doludur ve amacı İran’ın imajını zedelemektir.
*Lokman Yadollahi
EK-

