SURİYELİLER AYRI BİR ÜLKENİN İNSANLARI MI?
Kemal Tahir Osmanlı’ya “Devlet Ana” der. Elbette bunun önemli göstergeleri var..
Bundan yüzyıl önce ne Suriye ne de Irak diye bir devlet yoktu… Ulus devletler zaten hepten parçalanmış bir coğrafya olsun sürekli sorunlu bir coğrafya olsun diye üretildi. Aynı şey şimdi Kürtlerle ilgili devam ettirilmeye çalışılıyor. Elbette bunda bütün ulusların bütün milletlerin yöneticilerinin, beyaz adamın üstünlüğüne inanan bütün iktidarların payı var.

Ancak meselenin özüne geldiğimizde; şarkılarımızda şiirlerimizde tarihsel gerçekliğimizde sanatımızda mimarimizde ortak bir kültüre ait olduğumuzu görebiliyoruz. Bu yüzden Suriyeliler Iraklılar Osmanlı bakiyesindeki bütün topluluklar aslında Türkiye’yi kendi Devletleri olarak görmektedirler. Bilinç altlarında böyle bir zemin vardır. Bu zemin bugün oluşmuş bir zemin değil; tarihten gelen bir zemindir. Bunun birçok sebebi var elbette..Birlikte askerlik yapmış kız alıp vermiş, aynı şarkılara duygulanmış aynı şiirlerle coşmuş aynı marşlarla küffara hücum etmiş ve aynı mezarda koyun koyuna yatmış bir milletten sözediyoruz. Aynı milletten olmanın başka ne tür bir göstergesi olabilir.. Dili farklı desen Türkiye’de sadece Suriyeliler Arapça konuşmuyor ki; Arapça var Kürtçe var, Süryanice var, İbranice var Ermenice var, İngilizce var, Almanca var, Fransızca var.
Suriyelileri kendi milletimizin bir evladı gibi bağrımıza basacağız.. Kötülere ve kötülüğe engel olacağız. Sağlıksız göç ile mücadele edeceğiz.. Sadece Suriye değil dünyanın neresinden gelirse gelsin göçmen problemini ciddiyetle ele alacağız. Kendi iç göçümüzü bile kontrol etmemiz gerektiğine inanacağız.. Toplumsal dokumuzu sarsacak parçalayacak provokasyonlara zemin hazırlayacak eylemlerden uzak duracağız…
Dünya herkese yeter…
EK…
İki diplomatın kalemleri, dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinin haritasını etnik ve dini toplulukları kesen devletlere böldü.Daha sonra Sykes-Picot Antlaşması olarak anılacak olan gizli anlaşma, 16 Mayıs 1916’da Paris ve Londra arasında imzalandı ve uzun yıllar boyunca Levant bölgesinin şekilleneceği temel haline geldi.Bir asırdır Ortadoğu, anlaşmanın sonuçlarını yaşamaya devam ediyor ve bölgedeki birçok Arap, Filistin’in işgalinden Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) yükselişine kadar Ortadoğu’da yaşanan şiddet olaylarının sorumlusu olarak Sykes-Picot anlaşmasını görüyor.Bu yazımızda, bu kritik anlaşmanın imzalanmasına yol açan koşulları ve sonrasında yaşanan olayları yeniden ele alıyoruz.
Osmanlı Arap vilayetleri
Osmanlı İmparatorluğu (1516-1924), çöküşünden önceki son birkaç on yılda, topraklarının çoğunun kontrolünü sömürgeci ülkelerin büyüyen güçlerine kaptırdı. Fransa, Cezayir’i (1830) ve Tunus’u (1881) ele geçirdi, İtalya Libya’yı (1911) ele geçirdi, Britanya ise Aden himayesini (1939), Umman’ı (1861), Arap Körfezi şefliklerini (1820) ve Kuveyt’i (1899) ele geçirdi.

Öte yandan güçlü bir Osmanlı paşası olan Mehmed Ali Paşa, Mısır’ı tek taraflı olarak yönetti ve oğulları da ülke 1882’de İngilizlerin eline geçene kadar tahta geçti. Sudan ise 1899’da İngiliz kontrolüne girdi.
Iraklı tarihçi Seyyar el Cemil’e göre ise, Osmanlı’nın son yıllarında Levant* ve Irak’taki kaleleri Şam, Halep, Rakka, Basra ve Bağdat vilayetlerini içeriyordu.
Temmuz 1914’te I. Dünya Savaşı patlak verince, zayıflayan Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa’ya karşı koymak için Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile ittifak kurdu.
İşte o zaman siyasal rejimler ve bölgenin haritaları değişmeye başladı.
Haritadan Sorumlu Adamlar
Sykes, İngiliz bir siyasi danışman, diplomat, politikacı, asker ve gezgindi. Ülkesini, Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap Doğu ve Anadolu’daki topraklarını bölmek için Fransa ve Rusya ile gizli görüşmelerde temsil etti.

Sykes, Sykes-Picot anlaşması olarak bilinen anlaşmayı imzaladı. Bazı kaynaklar, diplomatın “Balfour Deklarasyonu”nun hazırlanmasında da önemli bir rol oynadığını söyledi.Varlıklı bir ailede doğan Sykes, yirmili yaşlarındayken bir dizi kitap yayınladı. Eserleri arasında askeri bilim üzerine iki kitap ve Osmanlı İmparatorluğu ve İslam ülkeleri üzerine üç kitap vardı; bunlar bölgenin siyasi coğrafyasını ele aldı ve Sykes’ın Levant ve Anadolu’daki seyahatleri sırasında kendi gözlemlerini içeriyordu.
1915’te Sykes’ın tavsiyesi üzerine Arap Bürosu kuruldu. Kuruluş, Mısır’da İngiliz istihbarat bürosu olarak hizmet verdi ve Yakın Doğu’daki siyasi faaliyetleri kontrol etmekle görevlendirildi. Osmanlı yönetimindeki bölgelerin “Filistin”, “Suriye” ve “Irak” gibi eski isimlerini canlandırdığına inanılıyor.
Sykes, 1919’da bir barış konferansına katıldığı Paris’te İspanyol gribi salgınından öldü. Öncülüğünü yaptığı anlaşmanın imzalanmasından sadece üç yıl sonraydı. Çizdiği haritaların sahada nasıl somutlaştığını ve Orta Doğu’nun yüzünü yıllarca nasıl değiştirdiğini hiç göremedi.

Picot, Fransız bir diplomat ve tarihçi Georges Picot’un oğluydu. Sykes ile gizli Sykes-Picot anlaşmasını müzakere etti. Picot, 1896’da diplomatik devreye katılmadan önce iki yıl Paris’teki Temyiz Mahkemesi’nde çalışmıştı.
Picot, I. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce Beyrut Başkonsolosu olarak atanmadan önce Kopenhag’daki Büyükelçi’nin sekreteri olarak görev yaptı.
Picot, Beyrut’ta Maruni Hıristiyan liderlerle güçlü ilişkiler kurdu, ardından Kahire’ye taşındı ve 1915 baharında Paris’e geri döndü.
Fransız Sömürge Partisi üyesi olarak, kendi ülkelerinde Fransız mandasını destekleyen Arap oryantalistleri savundu. Picot, 1917 ile 1919 yılları arasında Filistin ve Suriye’de yüksek komiserlik görevini yürüttü ve bu göreviyle 20.000 Fransız askerinin konuşlandırılmasını önerdi ve böylece Levant’ta Fransız ordusuna komuta etmek üzere General Henri Gouraud’nun gelişinin yolunu açtı.
Picot daha sonra Bulgaristan ve Arjantin’de tam yetkili elçi olarak atandı.
https://interactive.aljazeera.com/aje/2016/sykes-picot-100-years-middle-east-map/index.html
______
*Levant (Arapça: المشرق, el-Maşrık), Akdeniz’in doğu sahillerinde bulunan geniş bir araziyi tanımlamak için kullanılan, sınırları kesin olmayan, coğrafî, tarihî ve kültürel bir adlandırma. Genel olarak tarih süreci içerisinde Toros Dağları’nın güneyinde,Orta Doğu’da geniş bir alanı belirtmektedir. Batısında Akdeniz, güneyinde Arabistan Çölü ve doğusunda Mezopotamya ile sınırlanmıştır. Levant Kafkasya Dağları’nı, Arap Yarımadası’nın belirli bir parçasını ve -her ne kadar kimi kaynaklarda Kilikya dahil edilse de- Hatay ili haricinde Anadolu’yu içermez. Sina Yarımadası, Levant ile Mısır arasında bir kara köprüsü oluşturduğundan dışarıda tutulabilir. Zamanla Levant insanı ve kültürü Sina ve Nil Nehri arasındaki bölgeye egemen olmuş olsa da, bu bölge coğrafi Levant’ı tam olarak karşılamaz.

