Suskunluğun Ortadan Kaldırılması ve Bağlantı İhtiyacı: İnternet Üzerine Bir Not

0
indir

Suskunluğun bir erdem olmaktan çıktığı bir çağda yaşıyoruz. İhtiyatlılığın bilgeliğin alamet-i farikası olduğu atasözü günümüzde tehlike altında.
İç düzen ihtiyacının, biçimin Ruh’a uygunluğu gerektirdiği ilkesinin bir hatırlatıcısı olmaktan ziyade, politik doğruluğun bir gerekçesi olarak yorumlandığı zamanlar. İnançsızlığın arttığı ve kısıtlamaların aşındığı, anormal olanın şok etme ya da utandırma gücünü yitirecek kadar normalleştiği bir çağda başka türlü nasıl olabilir ki?
Böyle bir çağda kişinin(Nefsin) bir sığınağa, kutsal olan bir alana özlem duyması ve bunun da bu alanı dünyadan başka bir yerde, belki de kendi öznelliğinin girintilerinde araması için bir ayartmaya yol açması kaçınılmazdır. Bu ayartma, sanal evrenlere açılan sonsuz portalların ve sayısız ‘avatar’ın cazibesinin, ekranın ötesindeki ‘gerçek’ dünyadan ruha büyüleyici bir sığınak ve kişinin görünüşte kontrol edebileceği güvenli sınırlara dayalı bir ilişkiler ‘topluluğu’ sunabildiği İnternet çağında özellikle daha sinsidir.

Ancak büyük ölçüde düzenlenmemiş olan İnternet aslında hem ideolojik hem de cinsel avları cezbeden korkunç  derecede yırtıcı bir dünyadır ve bu nedenle saf bir kullanıcının ilk başta hayal edebileceği gibi bir sığınak ya da topluluk değildir.
Aksine, dünyanın Nefse bir başka müdahalesidir, onu geçici olanı kucaklamaya ve ‘kalıcı şeylerden’ kaçınmaya teşvik eder. Sanal ortamı bize daha fazla bağlantı sunma iddiasındayken bizi gerçeklikten ve dolayısıyla kendi insanlığımızdan koparır. Ekranlarımızda ne kadar çok yaşarsak, hayatta o kadar az yaşarız, kendi öznelliğimizin hapishanesine kilitlenir ve etrafımızdaki dünyadan yoksun kalırız, Tanrı vergisi duyularımızın varlığı ve mucizesi yoluyla değil, ikinci elden deneyimler hortumlarız.

Kişi sanal yaşama gerçeklikten yoksun kalacak kadar odaklanırsa ne olur? Bu sadece insanların gereksiz hale gelmesi değildir. Dünya da öyle. Dijital bir fotoğraf makinesindeki görüntüyü yakalama hevesimizle artık onun varlığına bakma zahmetine bile girmediğimiz durumlarda olduğu gibi, dışa dönük dikkatimizin kalitesinde bunun gerçekleştiğini zaten hissedebiliriz.

Ancak, daha derin bir şekilde, örneğin ‘kar-zarar’ üzerine indirgeyici odaklanmamızda ya da anlık tatmin dürtümüzde (buna karşılık gelen nüans kaybıyla birlikte) olduğu gibi, zarar gören aynı zamanda içsel dikkatimizdir.

Sadece dünya yok olmakla kalmıyor, biz de yok oluyoruz. Teofaninin bir parodisi olan imgeler serabı tarafından baştan çıkarıldığımız için artık kendimizi bulamıyoruz. Kendi sabit Noktamızı, Merkezimizi kaybettik.

Bizi içine çeken ama dağıtan, bizi besleyen ama asla tatmin etmeyen imgelere tutunarak nasıl kararlı olabiliriz?

Açıkça ifade etmek gerekirse, sanal gerçeklik gerçeklik değildir; Merkez’den bir kaçıştır. Denge için gerçek bir temel, topluluk için gerçek bir temel sunmuyor. “Bağlantılı” olduğumuzu iddia ederken, kendimizi gerçek bir “bağlantıdan” yoksun buluyoruz; giderek yalnız ve huzursuz oluyoruz.

Büyüleyici ekranın önündeki tanrılar gibi, Faustvari bir pazarlıkla, ekranın sunduğu hayali dünya için kendi ruhumuzu takas ettik; lütfun alçak gönüllülüğünü gücün kibriyle, topluluğu ‘ağ oluşturma’ ile ve çok da abartılı olmayan bir ifadeyle, Tanrı’yı Google ile değiş tokuş ettik. Yine de, “tüm dünyayı kazanıp kendi ruhumuzu kaybedersek bunun bize ne faydası olur?”
Aşkınlığın gizemini inkar eden sanal bir dünyada merakın, bizi ekranlarımıza ve ersatz (yapay) bir topluluğa hapseden bağlantısız bir dünyada empatinin ya da fanteziye ve imaja kaçış yoluyla bizi yaşamdan ve bağlılıktan uzaklaştırarak tekbenci selfie’lerin göreceliliğine ve twitter’dan atılan soundbite’ların (aforizmaların) indirgemeciliğine sürükleyen dijital bir ortamda gerçek özgürlüğün ne anlamı var? Burada, etrafımızdaki dünya alevler içindeyken, hipnotik ve uyuşuk ekran tarafından kendimizden geçirilip uyutulabilecekmişiz gibi, Roma yanarken Neron’un keman çalmasına benzer bir kitlesel yanılsama potansiyeli var.
Ancak bu internetle ilgili bir şikâyet değildir. Aksine, özellikle çağımızın kötü koşullarında insan disiplinsizliği ve ruhani farkındalık eksikliği potansiyeli hakkında uyarıcı bir nottur. İnternetin kendisi, insanlığa büyük hizmetler sunmaya devam eden ve sunma potansiyeline sahip bir araçtır. Ama ne amaçla? Ve nasıl?
Sanallığı, Ruh’un ya da tezahür ettirdiği teofaninin gerçekliğinin yerine geçemez; tıpkı bize bağlantı imkanı sunan çevrimiçi bağlantıların gerçek bir topluluğun yerine geçemeyeceği gibi.

İnternet herhangi bir metafizik anlamda ‘Gerçek Varlık’ değildir, tıpkı Nefsin yalnızca bir ‘avatar’ olmayıp Ruh’un bir yönü olması gibi. 
İnternetin Nefsi büyüleme, onu sanal girdaplarına çekme, bahçedeki yılan gibi Ruh’tan uzaklaştırma potansiyeli nedeniyle dijital çağda özellikle suskunluğa ihtiyaç vardır.

Dijital teknolojinin her yerde bulunması insanlığa pek çok olanak sunmuştur ve bunlar yaratılışın yararına hizmete sunulabilecek nitelikte olmakla birlikte, temkinli olmak da akıllıca olacaktır – özellikle de ‘Çağın Ruhu’ ile Ruh’un kendisini karşı karşıya getiren bir çağda, teknolojinin güçlerinin kaçınılmaz olarak disipline edilmemiş Nefsi yozlaştırma ve aşındırma eğiliminde olacağının farkında olmak gerekmektedir..

Türkçesi posttruthdergi

Bir yanıt yazın